Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ASD: Cimâ etmek.
Döndürmek.
Bozmak.
ASDA: (Sadâ. C.) Sadâlar, sesler.
ASDAF: (Sedef. C.) Sedefler.
ASDAG: Perâkende olmak.
ASDAG: (Sudg. C.) Tıb: Şakaklar, yüzdeki şakaklar.
ASDAGAN: Tıb: Kollarımızdaki nabız damarları.
ASDAK: (Sıdk. C.) Samimi şeyler.
ASDER: Omuz, menkıb.
ASDİKA: Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar.
İçi dışına, sözü işine uygun olanlar.
İçerisinde 'ASD' geçenler
AN-KASDİN: Kasd ve niyet üzere, mahsusen.
AN-KASDİN: Kasd ve niyet üzere, mahsûsen.
ASDA: (Sadâ. C.) Sadâlar, sesler.
ASDAF: (Sedef. C.) Sedefler.
ASDAG: Perâkende olmak.
ASDAG: (Sudg. C.) Tıb: Şakaklar, yüzdeki şakaklar.
ASDAGAN: Tıb: Kollarımızdaki nabız damarları.
ASDAK: (Sıdk. C.) Samimi şeyler.
ASDER: Omuz, menkıb.
ASDİKA: Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar. * İçi dışına, sözü işine uygun olanlar.
BİLKASD: Kasd ile, düşünerek. Bilerek.
DASDASA: Depretmek, tahrik.
FASD: Kan alma, hacamet. * Damar kesmek.
FASDA': "Fe" takip edatından sonra fiilinin emr-i hâzırı.
HARF-İ MASDARÎ: Fiil mânasında olan bir kelimeyi, masdar mânâsına çeviren harf.
HASDA': Yaprağı çok olan ağaç.
HÂSIL-I BİLMASDAR: Hakiki müessirden hâsıl olan fiildir. Kendi sebeb ve şartlarından meydana gelen şey. Meselâ: Bir şeye vurmak, masdardır; o vurmaktan hâsıl olan ses çıkmak, hâsıl-ı bilmasdır'dır. Tüfek atarak bir adamı öldürmekte tüfek atmak fiili, masdar: adamın ölmesi ve tüfeğin sesi çıkması da hâsıl-ı bilmasdar'dır.
KASD: Bir işi bile bile yapmak. * İsteyerek. Niyet ederek. * Niyet. Tasavvur. * İstikamet. Yolu doğru olmak.
KASDEN: Bile bile, isteyerek.
KASDÎ: İstiyerek, kastederek, niyetle ve bile bile yapılan.
MÂ-İ MASDARİYE: Başında bulunduğu cümleyi masdar mânasına ve hükmüne sokar.
MASD: Cima etmek. * Emmek.
MASDA': Taşlık yerlerden geçen düz yol.
MASDAR: Bir şeyin sudur ettiği (çıktığı) menba. * Gr: Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü. Okumak, yazmak, kitabet, kıraat, ahz, almak... gibi. Masdar kelimesi.; ism-i mekândır, sudur etmek mânasına gelir. Fiilin mâna ve lâfız ciheti ile mebde' ve me'hazidir.
MASDAR-I CA'LÎ: (Mec'ul) yapma olan masdar. Arapçada, bazı isim ve sıfatların sonlarına (-iyyet) ilâve edilerek yapılır. Meselâ: İnsan: İnsaniyyet, Şâir: Şâiriyyet. Câhil: Câhiliyyet. Merbut: Merbutiyyet gibi.Arapça veya Farsça kelimenin sonuna (-îden) eki getirilerek yapılır. Meselâ: Cenk. den, Cengîden: Cenk etmek. Fehm. den, Fehmîden: Anlamak.Taleb. den, Talebîden: istemek.
MASDAR-I MERRE: Fiilin bir defa yapıldığını belli eden masdar. Merre, kerre, lem'a, darbe gibi, "fa'le" vezninden gelen masdarlardır.
MASDAR-I MİMÎ: Başında mim harfi bulunan masdar. (Ketb: Yazmak) masdarının mimisi (mekteb) olduğu gibi.
MASDU': Baş ağrısına tutulmuş olan. Başı ağrıyan.
MASDUK: Doğruluğu kabul edilmiş, tasdik edilmiş.
MASDUKA: (C.: Masdukat) Doğru söz. Hakikat ve gerçek olan kelâm.
MASDUM: Çarpılmış. Kendisine vurulmuş.
MASDUR: Gönderilmiş, yollanmış olan. * Göğsü incinmiş veya ağrımış olan.
NİŞANE-İ TASDİK: Kabul edildiğine dâir işaret, tasdik işareti. * Mu'cizeler.(Kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısı (olduğunu) ihbar eden 124 bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişane-i tasdik olan mu'cizeler bulunan enbiyalar ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri, keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan 124 milyon evliyanın aynı hakikata şehadetleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhakkiklerin kat'i delilleriyle o enbiya ve evliyanın aklen ilmelyakîn derecesinde isbat ettikleri ve yüzde doksandokuz ihtimal-i kat'i ile "idam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaatledir" diye ittifaken haber veriyorlar. S.) (Bak: Muhbir-i sâdık)
NUR-İ KASD: Kasd ve irâdenin nuru. Kasd ve iradeden gelen parlaklık. Bir istek ve kasıtla yapıldığına âit alâmet ışığı.
PASDAR: f. Gece bekçisi.
PASDARÎ: f. Bekçilik, gözcülük.
RASD (RUSUD): Yol gözlemek.
SU-İ KASD: Bir kimsenin aleyhinde tertib alma. * Adam öldürmeğe tertib alma. * Kötü kasd.
TASDİ': Rahatsız etmek. Sıkmak. Baş ağrıtmak. * Yarmak. * Perâkende etmek, dağıtmak.
TASDİK: Doğruluğunu kabul etmek. Bir kararın nizama, şeriata, kanuna uygun olduğunu kabul edip imzalamak. (Bak: Dimağ)
TASDİKAN: Tasdik için. Tasdik suretiyle.
TASDİKAT: (Tasdik. C.) (Ka, uzun okunur) Tasdikler, onaylamalar, doğrulamalar.
TASDİKGERDE: Kabul edilmiş, tasdik edilmiş. Doğru olduğu bilinmiş.
TASDİM: Tokuşmak.
TASDİR: İcra etme. Vaz' etme. * Başlama. * Başlangıç yazma. * Örtme. * Başa geçirme, başa koyma. * Yazma. * Çıkarma, çıkartma.
TASDİYE: Alkış. El çırpma. (Sadadan veya saddan me'huz olarak ses çıkartmak veya vazgeçirtmek demektir ki, bu iki itibar ile birini çağırmak veya eğlenip oynamak gibi herhangi bir maksadla el vurmaktır.) (E.T.)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ASDA : (Sadâ. C.) Sadâlar, sesler.
AS : Mersin ağacı.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...