Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ASM: Sargı.
Kırılmış kemiğe bağlanan ağaç.
ASMÂ: Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.
ASMA': Küçük kulaklı.
Zeki kimse.
ASMA: Elleri veya bacakları eğri olan.
ASMA': Uyanık ve gözü açık (adam)
Keskin (kılınç).
ASMAH: Çok cesur, pek kahraman.
ASMAÎ: Arapların şöhret bulmuş şairi.
ASMAN: f. Gökyüzü, sema.
ASMANE: f. Dam, tavan, kubbe.
ASMAN-GÛN: f. Gök mavisi.
ASMANÎ: (C.: Asmâniyân) f. Gökyüzüne, aya, güneşe mensub.
Açık mavi.
ASMANÎ ÂHEN: f. Yıldırım.
ASMAR: f. Mersin ağacı.
ASMENDE: Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.
ASMIHA: (Sımah. C.) Kulak kanalları.
İçerisinde 'ASM' geçenler
ASMÂ: Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.
ASMA': Küçük kulaklı. * Zeki kimse.
ASMA: Elleri veya bacakları eğri olan.
ASMA': Uyanık ve gözü açık (adam) * Keskin (kılınç).
ASMAH: Çok cesur, pek kahraman.
ASMAÎ: Arapların şöhret bulmuş şairi.
ASMAN: f. Gökyüzü, sema.
ASMANE: f. Dam, tavan, kubbe.
ASMAN-GÛN: f. Gök mavisi.
ASMANÎ: (C.: Asmâniyân) f. Gökyüzüne, aya, güneşe mensub. * Açık mavi.
ASMANÎ ÂHEN: f. Yıldırım.
ASMAR: f. Mersin ağacı.
ASMENDE: Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.
ASMIHA: (Sımah. C.) Kulak kanalları.
AVRUPALILAŞMAK: Avrupalıların fikirlerini ve yaşayış tarzını benimsemek. Türkiye'de batılılaşma olarak kullanılmaktadır. Avrupa zamanımızda ilim ve teknikte ilerlemiş olmakla beraber inanışları, ahlâkları, felsefeleri ve yaşayış tarzı ile geri bir düşünüşü temsil eder. Avrupaya, batıya özenmek, eşkiyanın gasbettiği servetine özenmeğe benzer. Batının, mazlum milletleri ezmek için vasıta ve silah olarak kullandığı ilim ve tekniğe sahip olmak, İslâm'ın hakkıdır. İslâm dünyası ilim ve tekniğe sahip olmakla hem batının zulmüne son verecek, hem de bunu insanlığın hayrına, barış için ve insanlığın saadeti, mutluluğu için kullanacaktır. Amma batının hayat felsefesi insanlık için bir zehirdir ve onu reddeder. (Bak: Asrî)
AYİNE-İ ÂSMÂN: Güneş.
BAŞMAK: Eskiden kullanılan bir çeşit ayakkabı.
FASM: Bir şeyi tam kesmeyip ilişik bırakmak.
GASM: Karanlık, zulmet.
GAŞM: Zulüm etmek, zulüm yapmak.
GAŞMERE: Yönelmek.
GAŞM: Zulüm etmek, zulüm yapmak.
GAŞMERE: Yönelmek.
HASM: Kesip atma, kesme, kat'etme. * Kat'i olarak bir mes'eleyi hâlledip neticeye varma.
HASM-I DA'VÂ: Dâvânın halledilmesi.
HASM: (Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.(Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder, zâhiren mağlub bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen nedâmet eder, sana dost olur. M.)
HASM-I BÎAMAN: Amansız düşman. Merhamet bilmeyen düşman.
HASM-I CA'LÎ: Huk: Hakikatta hasım olmadığı halde, hasım imiş gibi hâkim önünde husumeti kabul eden kimse.
HASM-I EKBER: En büyük düşman olan şeytan.
HASM-I ELEDD: İnatçı düşman, muannid hasım.
HASM-I MÜTEVARÎ: Huk: Mahkemeye gelmekten ve vekil göndermekten çekinen kimse.
HASM: Atâ etmek, hediye vermek. * Ovmak.
HASMANE: f. Düşmancasına. Düşman gibi. Hasma mahsus halde.
HASME: Kırmızı meşe.
HASMEN: Bir mes'eleyi kesin bir karar ile halledip bitirmek suretiyle.
HASMÎ: Düşmanlık, husumet, adavet.
HAŞM: İncitmek. * Gadaplandırmak, hiddetlendirmek.
HAŞMET: (Hışmet) Kendisine tabi olanlardan dolayı, "haşem" den olan, büyüklük ve heybet. Tantana-i azamet. Hürmetten gelen çekinme. * Hiddet, kızgınlık. * Alçak gönüllülük.
HAŞMETLİ: (Haşmetlü) Tar: Haşmet sâhibi mânâsına gelir ve ecnebi hükümdarlarına verilen bir ünvandır.
HAŞMETMEAB: Haşmetli, haşmet sahibi mânâlarına gelir ve eskiden padişahlara karşı hürmet bildirmek için kullanılırdı.
HEFT-ASMAN: Yedi kat gök.
KASM: Bölmek. * Ayırmak. * Bahsetmek. * Kesmek.
KASM: Kapa kapa yemek, bütün bütün yutmak. * Kesmek. * Cem'etmek, toplamak. * İ'tâ etmek, vermek.
KASMA: Ufak boynuzlu dişi koyun.
KASME: Yüz, çehre, vech.
KASME: Merdiven ayağı.
KASMEL: Arslan, esed.
KAŞM: Yemek. * Açlık. * Cem'etmek, toplamak.
KAŞMEŞ: Kuş üzümü.
KENAR-I ÂSMÂN: Ufuk.
KAŞMEŞ: Kuş üzümü.
MASMASA: Ağzın önü.
MUGASMER: Kaba dokunmuş kötü bez.
MUKASMEL: Asâsı çok şiddetli olan.
TASM: Âd taifesinden bir kabile. * Mahvetmek veya mahvolmak.
TASME: f. Kayış halka. Tasma.
TASMİD: Hükmetmek. İçini doldurmak.
TASMİM: Bir şeyi önceden iyice kararlaştırmak. Azimet-i sadıka ile kastetmek. * Muhkem kılmak. * İnkâr etmek. * Endişe edip kaçınmamak.
TASMİT: Susturma.
TEGAŞMÜR: Kahra uğratmak.
VASM(E): Utanacak şey. * Vurmak. (Liyazon yapmak)
VASMET: Kırıklık, güçsüzlük, halsizlik. * Ayıp, eksiklik.
ZÎ-HAŞMET: Haşmet sahibi, haşmetli.
ZÎ-HAŞMET: Haşmet sahibi, haşmetli.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ASMÂ : Ön ayağı beyaz olan dişi koyun.
AS : Mersin ağacı.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...