Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ASR: Muttali olmak. Gözcülük etmek.
ASR: (C.: Evâsır) Kırmak.
Hapsetmek.
ASR: (Asır) Bir devrelik zaman.
İkindi vakti.
Zamanın bir cüz'ü.
Konuşan kimselerin başkaları ile beraber yaşadığı müddet.
Yüz yıl.
Eskiden bazılarınca kırk, elli veya altmış yıllık müddet.
İnsanın ortalama yaşayış zamanı.
Gece ve gündüzden her biri.
Birisinin aşireti.
Men'etmek.
Suyunu çıkarmak için bir şeyi sıkmak.
ASR-I ÂHİR: Son asır, son devir.
ASR-I CAHİLİYYET: Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi.
Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.
ASR-I EHÎR: Son asır.
ASR-I EVVEL: İlk asır.
Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp, iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASR-I HÂZIR: Şimdiki asır, yeni zaman.
ASR-I SAÂDET: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir. (Bu sıdk ve kizb; küfür ve iman kadar birbirinden uzak. Asr-ı Saadet'te sıdk vâsıtasıyla Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyine çıkması ve o sıdk anahtarıyla hakaik-ı imaniye ve hakaik-ı kâinat hazinesi açılması sırrıyla, içtimaiyat-ı beşeriye çarşısında sıdk, en revaçlı bir mal ve satın alınacak en kıymetli bir meta' hükmüne geçmiş. Ve kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzâbın emsâli, esfel-i sâfiline sukut etmiş. Ve kizb o zamanda küfriyat ve hurafatın anahtarı olduğunu o inkılâb-ı azîm gösterdiğinden, kâinat çarşısında en fena, en pis bir mal olup; o malı satın almak değil; herkes nefret etmesi hükmüne geçen kizb ve yalana, elbette o inkılâb-ı azîmin saff-ı evveli olan ve fıtratlarında en revaçlı ve medâr-ı iftihar şeyleri almak ve en kıymetli ve revaçlı mallara müşteri olmak fıtratında bulunan Sahabeler; elbette şüphesiz bilerek ellerini yalana uzatmazlar. Kizb ile kendilerini mülevves etmezler. Müseylime-i Kezzâb'a kendilerini benzetemezler. Belki, bütün kuvvetleriyle ve meyl-i fıtriyeleriyle en revaçlı mal ve en kıymettar meta' ve hakikatların anahtarı Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyîne çıkmasının basamağı olan sıdk ve doğruluğa müşteri olup, mümkün olduğu kadar sıdktan ayrılmamağa çalıştıklarından, ilm-i Hadisce ve ulema-i şeriat içinde bir kaide-i mukarrere olan "Sahabeler, daima doğru söylerler. Onlardaki rivâyet, tezkiyeye muhtaç değil. Peygamberden (A.S.M.) rivayet ettikleri Hadisler bütün sahihtir." diye ehl-i şeriat ve ehl-i hadisin ittifakına kat'î hüccet bu mezkûr hakikattır. H.)
ASR-I SÂNİ: İkinci asır.
Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASRA': Zor olan şey. Güç nesne.
Kanatlarının uçlarında beyazlıklar olan tavşancıl kuşu.
ASRAF: (Sarf. C.) Masraflar.
Değişiklikler.
ASRAM: (Sırm. C.) İnsan toplulukları, insan kümeleri.
Çadır grupları.
ASRAN: (Asaran) İki devir. Gece ve gündüz.
İki asır.
Gündüzün zamanı.
ASRE: (C.: Aserât) Ayak kayma, sürçme, yanılma.
ASREM: Kulağı sakat, hasta.
Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse).
Bölük bölük.
ASREMAN: Gece, gündüz.
ASRÎ: Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.
ASRİS: f. At koşturulan meydan, hipodrom.
İçerisinde 'ASR' geçenler
ASR-I ÂHİR: Son asır, son devir.
ASR-I CAHİLİYYET: Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi. * Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.
ASR-I EHÎR: Son asır.
ASR-I EVVEL: İlk asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp, iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASR-I HÂZIR: Şimdiki asır, yeni zaman.
ASR-I SAÂDET: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir. (Bu sıdk ve kizb; küfür ve iman kadar birbirinden uzak. Asr-ı Saadet'te sıdk vâsıtasıyla Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyine çıkması ve o sıdk anahtarıyla hakaik-ı imaniye ve hakaik-ı kâinat hazinesi açılması sırrıyla, içtimaiyat-ı beşeriye çarşısında sıdk, en revaçlı bir mal ve satın alınacak en kıymetli bir meta' hükmüne geçmiş. Ve kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzâbın emsâli, esfel-i sâfiline sukut etmiş. Ve kizb o zamanda küfriyat ve hurafatın anahtarı olduğunu o inkılâb-ı azîm gösterdiğinden, kâinat çarşısında en fena, en pis bir mal olup; o malı satın almak değil; herkes nefret etmesi hükmüne geçen kizb ve yalana, elbette o inkılâb-ı azîmin saff-ı evveli olan ve fıtratlarında en revaçlı ve medâr-ı iftihar şeyleri almak ve en kıymetli ve revaçlı mallara müşteri olmak fıtratında bulunan Sahabeler; elbette şüphesiz bilerek ellerini yalana uzatmazlar. Kizb ile kendilerini mülevves etmezler. Müseylime-i Kezzâb'a kendilerini benzetemezler. Belki, bütün kuvvetleriyle ve meyl-i fıtriyeleriyle en revaçlı mal ve en kıymettar meta' ve hakikatların anahtarı Muhammed'in (A.S.M.) âlâ-yı illiyyîne çıkmasının basamağı olan sıdk ve doğruluğa müşteri olup, mümkün olduğu kadar sıdktan ayrılmamağa çalıştıklarından, ilm-i Hadisce ve ulema-i şeriat içinde bir kaide-i mukarrere olan "Sahabeler, daima doğru söylerler. Onlardaki rivâyet, tezkiyeye muhtaç değil. Peygamberden (A.S.M.) rivayet ettikleri Hadisler bütün sahihtir." diye ehl-i şeriat ve ehl-i hadisin ittifakına kat'î hüccet bu mezkûr hakikattır. H.)
ASR-I SÂNİ: İkinci asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)
ASRA': Zor olan şey. Güç nesne. * Kanatlarının uçlarında beyazlıklar olan tavşancıl kuşu.
ASRAF: (Sarf. C.) Masraflar. * Değişiklikler.
ASRAM: (Sırm. C.) İnsan toplulukları, insan kümeleri. * Çadır grupları.
ASRAN: (Asaran) İki devir. Gece ve gündüz. * İki asır. * Gündüzün zamanı.
ASRE: (C.: Aserât) Ayak kayma, sürçme, yanılma.
ASREM: Kulağı sakat, hasta. * Ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken (kimse). * Bölük bölük.
ASREMAN: Gece, gündüz.
ASRÎ: Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.
ASRİS: f. At koşturulan meydan, hipodrom.
BA'DE HARAB-İL BASRA: Basra harab olduktan sonra. * Mc: İş işten geçtikten sonra.
BASRA: Yumuşak küfki taşı. (Bu sebepten Basra şehri, "Basra" diye isimlendirilmiştir.)
BASRİYYUN: Milâdi 8. yy. da Basra'da yaşamış lisaniyat âlimlerinden bir grup.
FATİN-ÜL ASR: Asrın en zeki, anlayışlı ve akıllısı.
FERİD-ÜL-ASR: Asrın bir tanesi, zamanın eşsizi.
GASR (GASRÂ): Asılsız, alçak kimseler.
HASAN-I BASRİ: (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.
HASR: Bir şeyin içine alma. Yalnız bir şeye mahsus kılma. * Bir çember içine almak. Askerle etrafını kuşatmak. * Sıkıştırma. Kısaltma. * Okurken tutulup kalmak. * Vakfetmek. * Zaman ayırmak.
HASR-I FİKİR: Bir şeye bütün fikrini vermek ve başka şeyle meşgul olmamak tarzı ve düsturu ile o şeyde veya meslekte mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak. Bütün fikri çalışmayı bir şey üzerinde toplamak.
HASR-I İŞTİGAL: Bütün çalışmaları bir şeye hasretme.
HASR-I NAZAR: Sadece bir şeye bakıp dikkat etmek. * Yalnız bir mevzu veya meslek üzerinde çalışıp onda mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak.
HASR-I ÖRFÎ: Herkesçe bilinen belli bir şey. Böyle meşhur bir şeye mahsus olmak.
HASR: Noksan olmak. * Sermayesini zayi edip ziyân etmek.
HASR: Göz kapağında sivilce çıkmak.
HASR: Keşfetmek. * Yorulmak.
HASR: Böğür. * Bel.
HASREME: Üst dudağın alt dudak üzerine taşması.
HASRET: Özleyiş. İç çekme. Bir şeyi çok isteyip, arzulayıp ona kavuşamamaktan gelen üzüntü. (Bak: Husr)
HASRET-FİKEN: f. Hasret düşüren, hasret döken.
HASRET-KEŞ: f. Özlemiş, özleyen, hasret çeken.
HASRET-KEŞANE: f. Hasret çekene yakışır surette. Özleyenler gibi.
HASRETMEK: Kısaltmak. Sadece bir şeye mahsus kılmak. Bir şey için vakfetmek.
HASRET-NAME: Edb: Ayrılık münasebetiyle yazılan mektub. Hasreti belirten yazı, hasret mektubu.
HASRET-ZEDE: (C.: Hasret-zedegân) f. Hasrete düşmüş, hasrete uğramış.
HASRET-KEŞ: f. Özlemiş, özleyen, hasret çeken.
İCAZ-I HASR: Lafzan hiçbir hazf olmadığı halde, ibârenin mânaca zengin olmasıdır.
İRAD Ü MASRAF: Gelir ve gider.
KASR: Köşk. Yüksek ve ferah bina. Taştan veya kârgir küçük saray.
KASR-I CENNET: Cennet köşkü.
KASR-I MÜŞEYYED: Tahkim edilmiş, sağlam yapılmış büyük bina. Büyük apartman.
KASR: Kısa olmak. Kısa kesmek. * Birisini bir hususa, bir işe tahsis etmek. * Bir işte tembellik etmek. * Akşamlamak. * Hapseylemek. * Yekpâre taş. * Beyazlatmak. * Gevşetmek. * Noksanlaştırmak.
KASR-ÜL KELÂM: Sözü az etmek. Kısa konuşmak.
KASR-I SALÂT: Seferde olan bir kimsenin, dört rekâtlı farz namazları ikişer rekât kılması. Namazı kısaltmak.
KASR-I YED: El çekmek, ferâgat etme, vazgeçme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ASR-I ÂHİR : Son asır, son devir.
AS : Mersin ağacı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...