Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ASS: | Her nesnenin aslı, her şeyin esası. |
| ASS: | Gece gezip dolaşmak. |
| ASS: | Katı ve sağlam olmak, berk olmak. |
| ASSÂB: | İplikçi. |
| ASSÂL: | Kovandan bal çıkaran, bal satan, balcı. |
| ASSALE: | Arı, bal arısı. Arı kovanı, kovan. Petek, bal peteği. |
| ASSUBAY: | Ask: Çavuş, üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan, ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir. |
| İçerisinde 'ASS' geçenler | |
| AHASS: | Asılsız, kötü kimse. |
| AHASS: | (Bak: Ehass) |
| ASSÂB: | İplikçi. |
| ASSÂL: | Kovandan bal çıkaran, bal satan, balcı. |
| ASSALE: | Arı, bal arısı. * Arı kovanı, kovan. * Petek, bal peteği. |
| ASSUBAY: | Ask: Çavuş, üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan, ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir. |
| BAHR-İ MUTAVASSIT: | Akdeniz. |
| BEYT-İ MURASSA': | Edb: Mısrâların ikisi de kafiyeli olan beyit. |
| BEZM-İ HÂSS: | Hususi meclis. |
| BİL-HASSA: | Hususi olarak, mahsus, özellikle. |
| CAME-İ HASSA: | Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar. |
| CASS: | Alçı taşı. * Kireç. |
| CASSAS: | Sıvacı, kireççi. |
| CEMAAT-İ ÇİLİNGİRÂN-I HÂSSA: | Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi. |
| CEMAAT-I MÜCELLİDÂN-I HÂSSA: | Tar: Saraydaki kitabları ciltlemekle vazifeli sanatkârlar. |
| EHASS: | En hasis. En bayağı. |
| EHASS: | Daha uyanık. Daha hassas. |
| EHASS: | Saçı dökülmüş kişi. |
| EHASS: | Daha hususi, daha yakın, daha hâlis. Hususi. Ziyade hâs.(Eamm'ın zıddıdır.) |
| EHASS-I ÂMÂL: | Emellerin en hası. |
| EHASS-ÜL HAVÂS: | En hâlisin hâlisi. Şuhudi imân sahibleri olan evliyalar. Cenab-ı Hakk'a yakınlık kazananların en hâlisi olan enbiyâ ve evliya. Efdallerin efdali, sâlihlerin sâlihi. |
| ELASS: | Sık dişli. * Çenesi kulaklarına yakın olup boynu kısa olan. |
| ERASS: | Sık dişli. |
| ETİBBA-İ HASSA: | Saray hekimleri, saray doktorları. |
| EVSÂT-I MUFASSAL: | Kur'ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir. |
| FASS: | Yüzük taşı. * Kemiğin oynak yeri. * Meyve içi. Lüb. * Kitabın bend ve mebhası. * Mektup ve emsâlinin mühürünü açmak. * Mc: Gözbebeği. |
| FASSAD: | (Fasd. dan) Kan alıcı, kan alan. * Cerrah. |
| FASSAL: | Dedikoducu. Herkesin kusurunu sayıp döken. * İnsanları medh ü sena eden kimse. |
| FASSAS: | Yüzük taşı yapan kimse. |
| FİRAŞ-I MÜTEVASSIT: | Fık: Ümmü veledin firaşı mânâsına gelen bir tabirdir. Firaş-ı mütevassıtta bilâ davet neseb sahih olmaz. |
| GASS: | İncelik, zavallılık. * Biçare, zavallı. * Tatsız, yavan. |
| GASS Ü SEMİN: | Fakir ve zengin. Zayıf ve semiz. |
| GASSAK: | Ehl-i cehennemin vücudundan akan irin. * Çok soğuk ve fenâ kokulu içilmez şey. |
| GASSAL: | (Gasl. den) Ölü yıkayıcı. |
| GASSAN: | Dolu, mümteli. |
| GILMAN-I HASSA: | Tar: Padişahların hususi köleleri. Bunlara ilk zamanlarda "İç oğlanları", daha sonları da "İç ağaları" da denilirdi. Bunlar, "Enderun-u Hümayun" denilen ve sarayın Babussaade'den içeride bulunan kısmında hizmet ederler; derece ve hizmet itibariyle başka başka odalarda otururlardı. Bu odalar; Büyük ve Küçük Odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Odası, Kiler Odası, Hazine Odası adlarını taşırlardı. |
| HADAİK-I HÂSSA: | Saray bahçeleri. Bunlar biri saray içinde, diğeri saray dışında olmak üzere iki kısımdı. Saray içindeki bahçe ve bostan işleriyle meşgul olanlara "Has Bahçe Bostancıları"; saray dışındakilere ise "Hassa Bostancıları" denilirdi. Saray dışı bahçe ve bostanların bazıları şunlardı: Kadıköy bağı, Davut Paşa bahçesi, Beşiktaş bahçesi, Dolmabahçe, Paşa bahçeşi, Florya, Fenerbahçe, Alibeyköyü, Hasköy bahçeleri ve daha birçok bahçe ve bostanlar. (O.T.D.S.) |
| HARAC-I MUKASSEME: | Arazinin hâsılatından yerin tahammülüne göre alınacak bir vergidir. bu harac, hâsılata taallûk eder. Bir sene içinde hâsılat tekerrür ederse bu harac da tekerrür der. Fakat mahsulât mevcud olmayınca bu vergi de alınmazdı. |
| HARATÎN-İ HASSA: | Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı. (O.T.D.S.) |
| HARÎM-İ HÂSS: | Büyük bir kimsenin kendi dairesi. |
| HASS: | Tergib. Teşvik. Bir kimseyi bir şey için iknâ etmek. |
| HASS: | Duyan. Hisseden. Duyucu. * Duygu. |
| HASS: | Alçak, bayağı, âdi. * Marul. |
| HÂSS: | (C.: Havass) Hususi. Hâlis. Kıymetli ve ileri gelen mühim yakınların topluluğu. * Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan. Umumi olmayıp mahsus olan. * Tam ayar olan, yabancı maddelerle karışık olmayan ve içinde bozuk bulunmayan. Tek, münferid. * Saf. * Tar: Osmanlı İmparatorluğunun ilk zamanlarında, devletin büyüklerine ayrılan yıllık geliri yüzbin akçadan fazla olan arazi. |
| HÂSS-ÜL HÂSS: | En güzel, en has. |
| HÂSS Ü ÂMM: | Herkes, bütün herkes. |
| HASS: | Azlık, kıllet. |
| HASS: | Zannetmek. * Silkmek. * Davarı kaşağılamak. * Közün üstünde birşey pişirmek. * Katletmek, öldürmek. |
| HASSA: | (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat. * Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni. |
| HASSA-İ FARİKA: | Ayırıcı özellik. Vasf-ı fârık. Bir şeyi diğerinden ayıran hususiyet. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ASSÂB : | İplikçi. |
| AS : | Mersin ağacı. |