Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ATİY: | (Utiy) Haddi tecavüz etme. Çok ihtiyar olma. Kibirlenme. |
| ATİYE: | Azgın. Büküp büküp atan. |
| ATİYEN: | Aşağıda. İlerde, gelecekte. |
| ATİYYAT: | (Atiyye. C.) Hediyeler. İhsanlar. Büyük bir kimsenin bahşişleri. |
| ATİYYE: | Hediye. Bahşiş. Lütüf ve ihsan. |
| İçerisinde 'ATİY' geçenler | |
| ATİYE: | Azgın. * Büküp büküp atan. |
| ATİYEN: | Aşağıda. * İlerde, gelecekte. |
| ATİYYAT: | (Atiyye. C.) Hediyeler. İhsanlar. * Büyük bir kimsenin bahşişleri. |
| ATİYYE: | Hediye. Bahşiş. Lütüf ve ihsan. |
| BATİYE: | Büyük çanak. |
| DELALET-İ ZÂTİYE: | Kendi zatı ile, bizzat kendisini eserleri ile göstermek suretiyle olan delâlet, şahidlik. |
| ESMA-İ ZÂTİYE: | Zâta ait isimler. * Allah'ın zâtına ait isimleri.(Zât-ı Vâcib-ül-Vücud'un bin bir esmasından bir kısmına "Esma-i Zâtiye" denilir ki, her cihetle Zât-ı Akdes'i gösterir. Onun adı ve onun ünvanıdır. "Allah, Ehad, Samed, Vâcib-ül-Vücud" gibi çok esmâ var. Bir kısmına da "Esmâ-i Fiiliye" tâbir edilir ki, çok nevileri var. Meselâ: "Gaffâr, Rezzak, Muhyi, Mümit, Mün'im, Muhsin" R.N.) |
| HAYATİYET: | Canlılık. Hayat işaretinin, alâmetinin görünür olması. |
| HAYATİYYUN: | Biyoloji âlimleri. |
| İRADE-İ ZÂTİYE: | Bir adamın kendi arzu ve isteği. |
| İSBATİYECİLİK: | (Fr: Pozitivizm) Fls: Bu felsefe nazariyesine göre, isbat yolu ile yakîn, şüphesiz bilginin elde edilebilmesi, tecrübelerle müşahadelerle ve vakıalara istinaden mümkün olacağı iddia edilir. İsbat şeklini ve sahasını daraltıp sadece maddiyata münhasır kılan bu anlayış yalnız maddiyata ait mes'eleler için doğrudur.(Bir şeyden uzak olan bir kimse yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvali hakkında ihtilâfları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh Avrupa feylesofları maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı imân, İslâm ve Kur'ân'ın hakaikından pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü yakından hakaik-ı İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir. Ben böyle gördüm, nefs-ül emir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden feylesoflar Hakk'ın esrarını Kur'ân nurlarını da keşfedebilir diyemezsin. Zira, onun aklı gözündedir. Göz, kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. M.N.) (Bak: Rasyonalizm) |
| MATİYYE: | Binek hayvanı. Binek. * Gerinip sevinerek yürüyen. |
| MATİYYE-RÂN: | Bindiği hayvanı yola süren. |
| MEVADD-I HAYATİYYE: | Hayata lüzumu bulunan maddeler. |
| MİŞATİYE: | Tarak kılıfı. |
| MUKADDERAT-I HAYATİYE: | Bütün canlıların hayatları müddetince geçirdikleri ve geçirecekleri tavır, hareket, şekil ve amelleri gibi hususiyetleri. |
| NEBATİYYUN: | Botanik bilginleri, botanik âlimleri. |
| RATİYAN: | (Râtiyâne) f. Çam sakızı, reçine. |
| RUHSATİYYE: | San'at veya ticaret için verilen izin kâğıdı. |
| SAFSATİYÂT: | Safsatalar, yalan ve yanlış şeytâni sözler. |
| SIFÂT-I ZÂTİYE: | (Sıfât-ı lâzime - Sıfât-ı vâcibe) Allah'ın zatından ayrılması mümkün olmayan ve zatına lâzım ve vâcib olan sıfatlar. * Tecvidde: Harflerin zâtından ayrılması mümkün olmayan sıfatlarıdır. (Bak: Sıfât-ı ayniye) |
| ŞERAYİN-İ SÜBATİYYE: | Boynun iki tarafında olup kalbden gelen ve kafaya çıkan iki kalın atar damar. (O.L.) |
| UKAD-I HAYATİYE: | Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydana getiren aslî rükünler. |
| ZÂTİYYAT: | şahsiyetler. Zâta mahsus işler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ATİYE : | Azgın. * Büküp büküp atan. |
| ATİ : | Önde. Aşağıda. Sonra. Vâki olan. Gelecek zaman. |
| ATA : | t. Baba veya ecdaddan olan büyük. Önceden gelen. * Aynı soyun büyüğü. |