| Kelime | Anlam |
|---|
| ATT: | Sözü tekrar tekrar söylemek. |
| ATTAR: | (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan. |
| ATTAS: | Devamlı aksıran. |
| ATTAT: | Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam. |
| İçerisinde 'ATT' geçenler |
|---|
| ATTAR: | (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan. |
| ATTAS: | Devamlı aksıran. |
| ATTAT: | Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam. |
| BATT: | Kaz. * Kaz şeklinde yapılmış olan sürahi, su kabı. |
| BATTAL: | Boş. Hükümsüz. * İşsiz. * Metrûk. Kullanılmaz. olan. * Bâtıl. Mensuh ve mefsuh. * Faydasız. * Pek büyük. Hantal. |
| BATTALİYE: | (Battal. dan) Eskiden, işi bitmiş olan resmi kağıtların konduğu torbaya denirdi. |
| BEHATT: | Sütlaç, süt lapası. |
| Bİ'R-İ MUATTAL: | Suyu kesilmiş kuyu. Susuz kuyu. |
| EHATT: | En ucuz, daha ucuz. * Daha cilâlı. |
| ESATT: | (C.: Sitât) Köse. |
| FEVKATTAHAMMÜL: | (Fevk-at tahammül) Tahammülün üstünde, tahammül edilmez, dayanılmaz, dayanılması imkânsız. |
| GATT: | Birbirine tâbi olmak. * Gizlemek. * Mükedder etmek, üzmek. * Suya dalmak. |
| GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNU: | Tar: Gülhanede okunan hatt-ı hümayun münasebetiyle meydana gelmiş bir tabirdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir zamanlar dünyayı titreten kuvvet ve kudreti, çeşitli sebep ve te'sirlerle büyük bir zaafa uğramış ve en nihâyet devlet, bir vilâyet hükmünde olan Mısır'ın idaresini ele geçiren Mehmed Ali Paşa'nın elinde zebun olacak bir dereceye düşmüştü. Memleketin bu halini gören ve Avrupa'da elçiliklerde bulunması itibariyle Avrupa devletlerinin memleket hakkındaki fikirleriyle zamanın cereyanlarını yakından müşahede eden Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, memleketin selâmeti ancak idare usulünün ıslahında ve tebaaya salâhiyet ve hukuk verilip mes'uliyet esasının te'sisinde olduğunu iddia ederek yeni padişah olan Abdülmecid'e 3 Kasım 1839 Pazar gününde bir hatt-ı hümayun sudur ettirdi. Reşit Paşa'nın bu hat'la açtığı devir, tarihte Tanzimat namıyla anılmaktadır. Bu fermana göre memlekette bundan sonra herkes mal, can ve ırz emniyetine sahib olacak, vergiler ve asker toplanması belirli nizamlara bağlanacak, memuriyetlere lâyık olanlar getirilecek ve memurlara muayyen bir maaş tâyin olunacak, rüşvet alınmayacak, bir mahkeme kararı olmadan kimse mahkum edilmeyecek, bütün Osmanlı tebaası aynı kanunî ve hukukî haklara sahip olacaklardı. Bu ferman, bilhassa Hristiyan tebaa için te'min ettiği eşit haklar yüzünden Avrupa'da çok iyi karşılanmıştır. (O.T.D.S.) |
| HATT: | Sınır. Çizgi. Hudud. * Yazı. El yazısı. * Nâme. Mektup. * Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal. * Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol. * Deniz yalısı. * Gemilerin hareketteki istikameti. * Parmağın onikide biri olan bir ölçü. * Ferman, buyruk. Padişah emri. * Geo: Sadece uzunluğu olan. |
| HATT-I BÂLÂ: | f. Tepelerin en yüksek noktalarından geçtiği itibar edilen çizgi. Zirvelerden geçen hat. |
| HATT-I BUTLAN: | İptal etmek gayesiyle bir kaydın veya künyenin üzerine çekilen çizgi. |
| HATT-I DEST: | f. El yazısı. |
| HATT-I FÂSIL: | Ayırıcı çizgi, fasledici çizgi. |
| HATT-I HAREKET: | Davranış. Davranma tarzı. Hareket tarzı. |
| HATT-I HÜMAYUN: | f. Padişanın el yazısı. Padişahın emri. |
| HATT-I İCTİMA-İ MİYÂH: | Suların toplandığı hat. Dere, çay, nehir. |
| HATT-I İSTİVÂ: | f. Dünyanın kuzey ve güney kutuplarına aynı uzaklıkta olduğu ve dünyayı iki müsavi parçaya böldüğü farzedilen dâire çizgisi. * Ekvator. * Mevlevi semahânesinde, şeyhin oturduğu post ile meydan kapısı ortasında farzolunan çizgi. |
| HATT-I MEVHUM: | Hayalî çizgi. |
| HATT-I MİSMARÎ: | Çivi yazısı. |
| HATT-I MUVÂSALA: | f. Erişme ve vâsıl olma yolu. Birbirine kavuşup buluşma ve birleşme yeri. Birbirine münasebet kurabilme yolu. |
| HATT-I MÜDÂFAA: | Savunma hattı, müdafaa hattı. |
| HATT-I MÜNHANÎ: | f. Eğri çizgi. Eğilen hat. |
| HATT-I MÜNKESİR: | Geo: Kırık çizgi. |
| HATT-I MÜSTAKİM: | f. Doğru çizgi. * Doğru yol. Doğruluk üzere olan şey. |
| HATT-I NISF-ÜN NEHAR: | Meridyen. Ekvatora dik olarak geçtiği farzedilen dairelerin her biri. |
| HATT-I ŞAKUL: | Çekül doğrultusu. Yer çekimi istikametinde, dünyanın merkezine doğru. |
| HATT-I ŞEHRİYARÎ: | Tar: Padişahın yazısı manâsına gelen bir kelimedir. Eskiden padişahlar "hatt-ı hümayun" "hatt-ı şerif" adı verilen emirleri kendi el yazılarıyla yazdıkları gibi, başkalarına yazdırdıklarının başına da imzalarını koyarlardı. İşte bu türlü vesikalardaki padişahların el yazılarına "hatt-ı şehriyarî" denilirdi. |
| HATT-I UFKÎ: | f. Düz hat. Ufki hat. |
| HATT-I VÂSIT: | Geo: Kenarortay. Üçgenin köşelerinin her birini karşı kenarın orta noktasına birleştiren doğru parçaları. |
| HATT-I ZERENDUD: | Altunla yazılmış celi yazılar. |
| HATT: | Bir şeyi yukarıdan aşağıya indirmek. * Ucuzlatmak. * Cilâ vurmak. * Bırakmak. |
| HATT: | Yolmak. * Çekmek. |
| HATTA: | Harf-i atıftır, gaye bildirir. Ve (fazla olarak, kadar, bile, dahi, hem de...) mânalarına gelir. |
| HATTAB: | Oduncu. Odun satan. |
| HATTAF: | Kırlangıç kuşu. * Kapıp kaçıran, kapıp aşıran. |
| HATTAN: | Sünnetçi. |
| HATTAR: | (Hatur) Gaddar. * Hud'akâr. Hilekâr. |
| HATTAR: | Süngü vuran. |
| HATTAT: | Çok güzel yazı yazan san'atkâr. |
| HATT-AVER: | Sakalları yeni çıkmaya başlayan genç. |
| HATTİYYE: | (C.: Hatyât) Canı, kıymeti yüce olmak. * Küçük ok. |
| HATT-ŞİNAS: | f. Yazı uzmanı, yazıdan anlayan. |
| HURUF-UL MUKATTAA: | Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir. |
| HÜCEC-İ HATTİYE: | Huk: Yazılı deliller. Bunlar tezvir ve tasni şüphesinden sâlim olduğundan onunla amel edilebilir, yani hükme medar olur, başka vech ile sübuta ihtiyaç kalmaz. (Beraetler, mahkeme kararları, tescil edilen vakriye gibi.) |
| KATT: | Katı bir cismi yontma, enine kesme. * Saçın kıvırcık olması. * Narhın, fiatın fazla olması. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ATTAR : | (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan. |
| ATA : | t. Baba veya ecdaddan olan büyük. Önceden gelen. * Aynı soyun büyüğü. |