| Kelime | Anlam |
|---|
| AVER: | f. Averden "getirmek" fiilinin emir köküdür, kelime sonuna getirilerek; yapan, eden, olan, veren, götüren gibi manalara sebeb olur. |
| AVERD: | f. Harp, muhârebe, savaş, cenk. |
| AVERD-GÂH: | f. Muharebe meydanı, savaş alanı. |
| AVERDE: | f. Getirilmiş nakl olunmuş. |
| AVERDİDE: | f. Saldırılmış, hücum edilmiş. |
| İçerisinde 'AVER' geçenler |
|---|
| ALAVERE: | Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. * Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi. * Herc ü merc. Karışıklık, kargaşalık. * Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması. |
| AVERD: | f. Harp, muhârebe, savaş, cenk. |
| AVERD-GÂH: | f. Muharebe meydanı, savaş alanı. |
| AVERDE: | f. Getirilmiş nakl olunmuş. |
| AVERDİDE: | f. Saldırılmış, hücum edilmiş. |
| BAHT-AVER: | f. Talihli, şanslı, bahtlı. |
| BAVER: | f. Sağlam. Pek doğru. * Tasdik, inanma. Razı olma. |
| BENAVER: | f. İri, büyük çıban. Kan çıbanı. |
| BER-AVER: | f. Yemiş ağacı. |
| BERAVERDE: | f. İltimas ile korunarak ileri çekilmiş adam. * Seçilmiş, ayrılmış şey. * Yükseğe kaldırılmış. |
| BEŞARET-ÂVER: | Beşaret veren, müjdeci. |
| BEŞARET-ÂVER: | Beşaret veren, müjdeci. |
| CAN-AVER: | Zihayat, canlı, yaşayan. Hayatdar. * Domuz, canavar, hınzır. * Zararlı hayvan. |
| CAVERS: | Buğdaylar arasında biten bir cins sarı darı. |
| CENGAVER: | (C.: Cengâverân ) f. Cenkçi. Yiğit olan. Kahraman. İyi harbeden. |
| CÛŞ-AVER: | f. Coşturucu, coşmaya sebep olucu. |
| CENK-ÂVER: | Harpçi, fedakâr. |
| DÂD-ÂVER: | f. Doğru, adaletli. |
| DÂVER: | Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) bir ismidir. * Âdil, insaflı ve doğru olan hükümdar, vezir veya hâkim. |
| DÂVERÂNE: | f. Doğruluk ve adaleti seven bir büyüğe yakışacak tarzda. * Hâkim ve vezirle alâkalı olan. |
| DÂVERÎ: | f. Hâkimlik, hükümdarlık. * Mahkeme ve dâvâ. * Kötü ile iyiyi birbirinden ayırt etme. * Kavga, mücadele. |
| DEMAR-ÂVER: | f. İntikam alan, müntakim. Helâk eden. |
| DIHK-ÂVER: | f. Güldüren, güldürücü. |
| DİL-ÂVER: | f. Yiğit. Cesaretli. Yürekli. * Gönül alıcı. |
| DİL-ÂVERÂN: | (Dil-aver. C.) Dilaverler, yürekliler, yiğitler. |
| DİL-ÂVER: | Gönül alıcı. |
| FERAH-AVER: | f. Sevinç getiren, sevindiren, ferah getiren. |
| FEYZ-AVER: | f. Feyz getiren. Feyiz veren. * Bolluk veren. |
| GAŞY-ÂVER: | f. Baygınlık veren, bayıltan. |
| GIBTA-ÂVER: | f. Gıbta ettiren, imrendiren. |
| HACALET-ÂVER: | f. Utandırıcı. Utanç veren. |
| HACLET-ÂVER: | f. Utanç verici, utandırıcı. |
| HADŞE-AVER: | f. Rahatsızlık veren, insanı sıkıntıya koyan. |
| HATT-AVER: | Sakalları yeni çıkmaya başlayan genç. |
| HAVER: | f. Doğu, şark. |
| HAVER: | Zayıf olmak. * Yumuşak, çukur yer. * Denize suyun akıp döküldüğü yer. |
| HAVER: | Gözün beyazının çok beyaz ve karasının da çok kara olması. |
| HAVERAN: | f. Doğu ile batı. Şark ile garp. |
| HAVERNAK: | Irak'ta bulunan Numân-ı Ekber denen biri tarafından binâ edilmiş olan bir köşk. |
| HAVERVER: | Şey mânasına gelir bir isim. |
| HEM-AVER: | f. Efendileri aynı olan köleler. * Arkadaş, refik. |
| HEM-AVERD: | f. Savaşan iki kişiden herbiri. |
| HEVL-ÂVER: | f. Korkunç, korku getiren, korku veren. |
| HİCAB-AVER: | f. Hicab verici, utandırıcı. |
| HUDAVER: | Sahip, mâlik. * Bey, hâkim, efendi. |
| HUZUR-AVER: | f. Huzur ve rahatlık verici, sükunet veren. |
| HÜSN-AVER: | f. Güzelliği çoğaltan. Güzellik veren. |
| HÜZN-AVER: | f. Keder veren. Gam veren. Hüzün verici. |
| IZTIRAB-ÂVER: | f. Iztırab veren, elem çektiren. |
| KELÂL-ÂVER: | f. Yorgunluk ve bıkkınlık veren. Sıkıcı, yorucu. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AVERD : | f. Harp, muhârebe, savaş, cenk. |
| AVEMEN : | Deve veya at gidişi. * Yüzme. |
| ÂVÂ' : | Şiddet. * Kıtlık, kaht. |