Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AZA': | Başa gelen musibete sabretmek. Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |
| AZA: | (C.: Uzâ) Kertenkele. |
| AZAB: | Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza. Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. |
| AZAB-I CEHENNEM: | Cehennem azabı. Mc: Büyük ıztırab, sıkıntı. |
| AZAB-ENGİZ: | f. Azab verici, keder verici. |
| AZAD: | f. Serbest. Hür. Kimseye bağlı olmayan. Kölelikten kurtulmuş olan. Dünya alâkasından kesilmiş. Serbest fikirli. |
| AZAD: | Kısa ve sık olarak dikilmiş. |
| AZADE: | f. Bağlardan kurtulmuş. Serbest. Kayıtsız. Hür. Sâlim. Müberrâ. |
| AZADE-DİL: | f. Gönlü bir şeye bağlı olmayan. |
| AZADE-GÂN: | f. (Azâde. C.) Azadeler. Bağımsız, serbest ve hür olanlar. |
| AZADE-GÎ: | f. Hürlük, âzâdelik, serbestlik. |
| AZADE-HÂTIR: | f. Başı dinç, gönlü hoş olan. |
| AZADE-HAYAT: | f. Hayattan kurtulmuş. Ölmüş. |
| AZADE-SER: | Başı boş. Hür. |
| AZADÎ: | Serbestlik. Hürriyet. şükür. |
| AZAHÎ: | (Bak: Adâhi) |
| AZAİM: | (Azime. C.) Mühim ve büyük işler. Kararda kesinlik. |
| AZAİM: | Büyük iş. Büyük belâlar. Büyük günahlar. |
| AZAİM: | Kötü şeyleri defetmek için yazılan duâlar. |
| AZAL: | (Ezel. C.) Ezeller. Başlangıcı olmayan zamanlar. |
| AZALİL: | (Uzlûle. C.) Yanlışlar, yanılmalar. Doğru olmayanlar. |
| AZAM: | (C: Azamât) Kin, husûmet, adâvet, garaz, fena niyet. Öfke, hiddet. Kıskançlık. |
| AZAME: | Eskiden, büyük görünmesi için kadınların bağladıkları arkalık. |
| AZAMET: | Büyüklük. Cenab-ı Hakk'ın büyüklüğü. Kibirlilik.(Beşerin zihni ve fikri Cenab-ı Hakk'ın azametine bir mikyas, kemalâtına bir mizan, evsafının muhakemesine bir vasıta bulmak vüs'atinde değildir. Ancak cemî masnuatından ve mecmu asarından ve bütün ef'âlinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Evet zerre, mir'ât olur, fakat mikyas olamaz. Bu meselelerden tebârüz ettiği vechile Cenab-ı Hakk'ın mümkinata kıyas edilmesi ve mümkinatın onun şuunâtına mikyas yapılması en büyük cehâlet ve hamakattır. İ.İ.) |
| AZAMET-FÜRÛŞ: | Kibirlenen. Büyük görünmek isteyen. |
| AZAMİM: | (Izmâme. C.) Desteler, kümeler, topluluklar, zümreler. |
| AZAMÛT: | (Mübalâğa sigası ile) Azamet. Kibriya. Allah'a mahsus olan büyüklük. |
| AZAN: | (Üzn. C.) Kulaklar. |
| AZAR: | f. İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet. |
| AZÂR-I DİL: | Gönül kırıklığı. |
| AZAR: | f. Mart ayı. |
| AZAR-DİDE: | f. Zulüm görmüş. Küskün. |
| AZARENDE: | f. Azarlıyan, tekdir eden. Kalb kıran, inciten. |
| AZARÎ: | f. Muzırlık. Küfürbazlık. Fenalık görmüş, kalbi kırılmış, incitilmiş olma. |
| AZARİŞ: | f. İncitme, kalb kırma. |
| AZAR-MEND: | f. İncitilmiş, zulmedilmiş. |
| AZAR-MENDÎ: | f. İncitilmiş, kırılmış olma. |
| AZARR: | (Zarar. dan) Çok zararlı. |
| AZAR-RESİDE: | f. Zulüm görmüş, kırılmış, incitilmiş. |
| AZAYE: | (C.: Izâ-Izâyâ) Kertenkele. |
| AZAZ: | Bir tek lokma. |
| AZÂZE: | Kuvvet. Azamet, büyüklük. Şiddet. Azlık. Gâlip olmak. |
| AZAZİL: | Şeytan. (İblisin bir adı) Şerlerin temsilcisi. |
| İçerisinde 'AZA' geçenler | |
| AKD-İ MUAVAZA: | Hibe ve sadaka gibi teberruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akd, ivazlı akd. Satış, trampa gibi. |
| ALÂ-MA-FARAZALLAH: | Allah'ın farzettiği üzere. |
| ALİYY-ÜL MURTAZA (R.A.): | Esedullah, Aliyy-ibni Ebi Talib, Ebutturâb, İmâm-ı Ali isimleri ile de anılır.Hz. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) amcası Ebu Tâlib'in oğlu olup Hicretten yirmiüç yıl önce doğmuş ve Bi'setin ikinci günü daha on yaşında iken imân etmiş, hiç putlara tapmamıştır. Bunun için mübârek ismi söylendiğinde, Kerremallâhü Veche diye tâzim edilir. Bütün gazâlarda, din muharebelerinde çok kahramanlık ve fedâkârlığından dolayı "Esedullâh: Allah'ın aslanı" nâmını da almıştır. Aşere-i Mübeşşeredendir. Ayetle medhedilmiştir. Kendinden evvelki üç Halife-i kirâma (R.A.) seve seve biat etmiş, onlara Şeyh-ül İslâm gibi hizmetlerine iştirak etmiştir. Evliyânın reisidir. Hicretin kırkıncı yılında şehid edilmiştir. (R.A.) Bu vesile ile onunla alâkalı bir dersten kısa ve mühim bir kısmı yazıyoruz:(... Hem nakl-i sahih-i kat'î ile İmam-ı Ali'ye demiş: "Sende Hazret-i İsa (A.S.) gibi iki kısım insan helâkete gider. Birisi ifrat-ı muhabbet; diğeri, ifrat-ı adâvetle. Hazret-i İsâ'ya Nasrâni, muhabbetinden hadd-i meşrudan tecavüz ile hâşâ ibnullâh dediler. Yahudi, adâvetinden tecâvüz ettiler, nübüvvetini ve kemâlini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşru'dan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir." $ demiş, bir kısmı senin adâvetinden çok ileri gidecekler; onlar da Havâricdir ve Emevîlerin bir kısım müfrit taraftarlarıdır ki, onlara Nâsibe denilir.Eğer denilse: Al-i Beyte muhabbeti Kur'an emrediyor. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm çok teşvik etmiş, o muhabbet Şialar için belki bir özür teşkil eder. Çünkü, ehl-i muhabbet bir derece ehl-i sekirdir. Ne için Şialar, hususan Rafiziler, o muhabbetten istifâde etmiyorlar? Belki işâret-i nebeviye ile o fart-ı muhabbetten mahkûmdurlar?"Elcevab: Muhabbet iki kısımdır: Biri; mânâ-yı harfiyle, yani Resul-ü Ekrem Aleyhhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenâb-ı Hak namına, Hazret-i Ali ile Hasan ve Hüseyin ve Al-i Beyti (R.A.) sevmektir. Şu muhabbet Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) muhabbetini ziyadeleştirir. Cenab-ı Hakkın muhabbetine vesile olur. Şu muhabbet meşru'dur, ifratı zarar vermez, tecâvüz etmez, başkalarının zemmini ve adâvetini iktizâ etmez.İkincisi: Manâ-yı ismiyle muhabbettir. Yâni: Bizzat onları sever. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı düşünmeden Hazret-i Ali'nin kahramanlıklarını ve kemâlini; ve Hazret-i Hasan ve Hüseyin'in yüksek faziletlerini düşünür; sever. Hatta Allah'ı bilmese de, Peygamberi tanımasa da yine onları sever. Bu sevmek Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın muhabbetine ve Cenab-ı Hakkın muhabbetine sebebiyyet vermez; hem ifrat olsa, başkaların zemmini ve adâvetini iktiza eder.İşte işâret-i Nebeviyye ile Hazret-i Ali hakkında ziyâde muhabbetlerinden Hazret-i Ebu Bekir-i Sıddık ile Hazret-i Ömer'den teberri ettiklerinden hasârete düşmüşler ve o menfi muhabbet sebeb-i hasarettir. M.) |
| AMUCAZADE: | f. Amca oğlu. |
| ARAZAN: | Rastgele, tesadüfen, tevafukan. |
| ASÂKİR-İ MUNTAZAMA: | Ordu askeri. |
| AVRUPAZÂDE: | f. Avrupa'dan doğan. Avrupa te'siri ile olan. Avrupalıyı taklid eden. |
| AZA': | Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |
| AZAB: | Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza. * Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. |
| AZAB-I CEHENNEM: | Cehennem azabı. * Mc: Büyük ıztırab, sıkıntı. |
| AZAB-ENGİZ: | f. Azab verici, keder verici. |
| AZAD: | f. Serbest. Hür. Kimseye bağlı olmayan. Kölelikten kurtulmuş olan. * Dünya alâkasından kesilmiş. * Serbest fikirli. |
| AZAD: | Kısa ve sık olarak dikilmiş. |
| AZADE: | f. Bağlardan kurtulmuş. Serbest. Kayıtsız. Hür. Sâlim. Müberrâ. |
| AZADE-DİL: | f. Gönlü bir şeye bağlı olmayan. |
| AZADE-GÂN: | f. (Azâde. C.) Azadeler. Bağımsız, serbest ve hür olanlar. |
| AZADE-GÎ: | f. Hürlük, âzâdelik, serbestlik. |
| AZADE-HÂTIR: | f. Başı dinç, gönlü hoş olan. |
| AZADE-HAYAT: | f. Hayattan kurtulmuş. Ölmüş. |
| AZADE-SER: | Başı boş. Hür. |
| AZADÎ: | Serbestlik. Hürriyet. * şükür. |
| AZAHÎ: | (Bak: Adâhi) |
| AZAİM: | (Azime. C.) Mühim ve büyük işler. Kararda kesinlik. |
| AZAİM: | Büyük iş. * Büyük belâlar. Büyük günahlar. |
| AZAİM: | Kötü şeyleri defetmek için yazılan duâlar. |
| AZAL: | (Ezel. C.) Ezeller. Başlangıcı olmayan zamanlar. |
| AZALİL: | (Uzlûle. C.) Yanlışlar, yanılmalar. Doğru olmayanlar. |
| AZAM: | (C: Azamât) Kin, husûmet, adâvet, garaz, fena niyet. * Öfke, hiddet. * Kıskançlık. |
| AZAME: | Eskiden, büyük görünmesi için kadınların bağladıkları arkalık. |
| AZAMET: | Büyüklük. Cenab-ı Hakk'ın büyüklüğü. * Kibirlilik.(Beşerin zihni ve fikri Cenab-ı Hakk'ın azametine bir mikyas, kemalâtına bir mizan, evsafının muhakemesine bir vasıta bulmak vüs'atinde değildir. Ancak cemî masnuatından ve mecmu asarından ve bütün ef'âlinden tahassül ve tecelli eden bir vecihle bakılabilir. Evet zerre, mir'ât olur, fakat mikyas olamaz. Bu meselelerden tebârüz ettiği vechile Cenab-ı Hakk'ın mümkinata kıyas edilmesi ve mümkinatın onun şuunâtına mikyas yapılması en büyük cehâlet ve hamakattır. İ.İ.) |
| AZAMET-FÜRÛŞ: | Kibirlenen. Büyük görünmek isteyen. |
| AZAMİM: | (Izmâme. C.) Desteler, kümeler, topluluklar, zümreler. |
| AZAMÛT: | (Mübalâğa sigası ile) Azamet. Kibriya. Allah'a mahsus olan büyüklük. |
| AZAN: | (Üzn. C.) Kulaklar. |
| AZAR: | f. İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet. |
| AZÂR-I DİL: | Gönül kırıklığı. |
| AZAR: | f. Mart ayı. |
| AZAR-DİDE: | f. Zulüm görmüş. Küskün. |
| AZARENDE: | f. Azarlıyan, tekdir eden. * Kalb kıran, inciten. |
| AZARÎ: | f. Muzırlık. Küfürbazlık. * Fenalık görmüş, kalbi kırılmış, incitilmiş olma. |
| AZARİŞ: | f. İncitme, kalb kırma. |
| AZAR-MEND: | f. İncitilmiş, zulmedilmiş. |
| AZAR-MENDÎ: | f. İncitilmiş, kırılmış olma. |
| AZARR: | (Zarar. dan) Çok zararlı. |
| AZAR-RESİDE: | f. Zulüm görmüş, kırılmış, incitilmiş. |
| AZAYE: | (C.: Izâ-Izâyâ) Kertenkele. |
| AZAZ: | Bir tek lokma. |
| AZÂZE: | Kuvvet. * Azamet, büyüklük. * Şiddet. * Azlık. * Gâlip olmak. |
| AZAZİL: | Şeytan. (İblisin bir adı) Şerlerin temsilcisi. |
| BÂD-I HAZÂN: | Sonbahar rüzgârı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AZA' : | Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |