| Kelime | Anlam |
|---|
| AZAN: | (Üzn. C.) Kulaklar. |
| İçerisinde 'AZAN' geçenler |
|---|
| ARAZAN: | Rastgele, tesadüfen, tevafukan. |
| BÂD-I HAZÂN: | Sonbahar rüzgârı. |
| BALAPERVAZANE: | Yüksekten uçar gibi. * Çok yüksek rütbelilere yakışır şekilde. |
| EVAHİR-İ RAMAZAN: | Ramazan ayının sonları, son günleri. |
| FASL-I HAZÂN: | Sonbahar, güz. |
| GAMMAZANE: | f. Fitnecilikle, gammazlıkla, koğuculukla. |
| GAZANFER: | Kahraman. * İri arslan. |
| GAZANFER-İ GAZUB: | Kükremiş arslan. |
| GAZANFERÂNE: | f. Arslancasına, arslan gibi. |
| HAZAN: | Güz. Sonbahar. * Solgun. |
| HAZANDİDE: | f. Güz mevsimini görmüş, yaprakları sararmış solmuş. |
| HAZANE: | Mc: Gönül, kalb, yürek. |
| HAZANGÂH: | f. Hazan yeri. * Dünya. Göçecek âlem. |
| HAZANÎ: | f. Sonbahar ile alâkalı, güz mevsimine ait. |
| HAZANİSTAN: | f. Sonbahar görmüş, sararıp solmuş yer. |
| HAZANLİKA: | f. Soluk yüzlü, sararmış, solmuş. Hazân yüzlü. |
| HAZANNÜMA: | f. Sonbahar görünüşlü. * Mc: Hüzün ve keder verici. |
| HAZANRESİDE: | f. Sonbahara erişmiş, solup sararmış. |
| HULUL-İ RAMAZAN: | Ramazan ayının gelmesi. |
| İNTİSAF-I RAMAZAN: | Ramazan ayının ortası. |
| İVAZAN: | Karşılık olarak, mukabilinde, karşılığında. |
| KAFZ (KAFAZÂN): | Sıçramak. |
| KAZAN (KEVZÂN): | Semiz şişman kimse. |
| KAZANFER: | (Bak: Gazanfer) |
| KAZAN KALDIRMAK: | t. Yeniçerilerin isyanı münasebetiyle kullanılan bir tabirdi. Yeniçeriler isyan ettikleri zaman yemek pişirilen kazanlarını da, toplandıkları At Meydanı'na getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir. Sonradan da devlete karşı koymağa kalkanlar hakkında kullanılırdı. (O.T.D.S.) |
| LAFZ-PERDAZANE: | f. Çeşitli ve çok söyleyerek. |
| LATİFEPERDAZAN: | (Lâtifeperdâz. C.) f. Şakacılar, lâtifeciler. |
| LU'BBAZÂN: | f. Oyuncular. |
| MAZANNE: | (Mazınne) Zannolunduğu yer. Zan götüren. * Ermiş sanılan. |
| MAZANNE-İ HAYR: | Kendisinden yalnız iyilik umulan kimse. |
| MAZANNE-İ SU': | Kendisinden ancak kötülük beklenen kimse. |
| MUGAZANE: | Gözün yanlarında olan büklüm. |
| MUHAZANE: | Çocuklara şaşırtıp sevindirecek şeyler söylemek. |
| MUTAZANNİ: | (Mutazannin) (Zan. dan) Zan ile iş gören. |
| NABAZAN: | Nabız atması, damar vurması. |
| NAZAN: | f. Nazlı. Nazdar. |
| PÜR-HAZÂN: | f. Sonbahara uğramış, solup sararmış. |
| RAMAZAN: | Mübarek ayların en mühimmi ve mübarek üç ayların sonuncusu. Kur'an-ı Kerim'in nâzil olmağa başladığı oruç ayı. Arabî ve Kamerî olan takvime göre 9. ay. Oruç tutanın günahlarını yaktığı, mahveylediği için bu isim verildiği rivayet edilir.(Ramazan-ı Şerif'te mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevi sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübârek ayda oruç vasıtasiyle çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen onlar masumâne gülüyorlar. M.)(İşte Ramazan-ı Şerif, âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevi hasılat için gâyet münbit bir zemindir. Ve neşv ü nema-i a'mâl için, bahardaki mah-i nisandır. Saltanat-ı Rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsi bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan yemek, içmek gibi nefsin gafletle hayvani hâcatına ve mâlâyani ve hevâperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevi hâcâtını muvakkaten bırakmakla uhrevi bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet, Ramazan-ı Şerif; bu fani dünyada, fani ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır.Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise nass-ı Kur'ân ile bin aydan daha hayırlı olduğu, bu sırra bir hüccet-i katıadır. M.) |
| RAMAZANİYE: | Ramazana ait. Ramazan hakkında. * Ramazan ayına dair medhiye veya kaside. |
| RAZAN: | f. Gizli sırlar, gizlilikler. |
| SA'DEDDİN-İ TAFTAZANÎ: | (Hicr: 722-792) Horasan taraflarında Teftazan'da doğdu. İslâmiyete kıymetli eserleriyle hizmet eden büyük âlimlerdendir. Asıl ismi Ömer oğlu Mes'ud'dur. |
| SA'D-I TAFTAZANÎ: | (M. 1322-1389) Horasan'da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm âlimidir. En meşhur eseri, "Makasıd" adlı kelâm kitabıdır. (Bak: Sa'deddin-i Taftazanî) |
| ŞEHAZAN: | Karnı aç olan kimse. |
| ŞEHR-İ RAMAZAN: | Ramazan ayı. Oruç ayı. |
| TAZANNÜN: | (Zann. dan) Sanma, zan ile iş görme, delilsiz hükmetme. |
| YAKAZAN: | Uyanık kimse. * Tozu yükselen toprak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AZA' : | Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |