Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| AZAR: | f. İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet. |
| AZÂR-I DİL: | Gönül kırıklığı. |
| AZAR: | f. Mart ayı. |
| AZAR-DİDE: | f. Zulüm görmüş. Küskün. |
| AZARENDE: | f. Azarlıyan, tekdir eden. Kalb kıran, inciten. |
| AZARÎ: | f. Muzırlık. Küfürbazlık. Fenalık görmüş, kalbi kırılmış, incitilmiş olma. |
| AZARİŞ: | f. İncitme, kalb kırma. |
| AZAR-MEND: | f. İncitilmiş, zulmedilmiş. |
| AZAR-MENDÎ: | f. İncitilmiş, kırılmış olma. |
| AZARR: | (Zarar. dan) Çok zararlı. |
| AZAR-RESİDE: | f. Zulüm görmüş, kırılmış, incitilmiş. |
| İçerisinde 'AZAR' geçenler | |
| AZÂR-I DİL: | Gönül kırıklığı. |
| AZAR-DİDE: | f. Zulüm görmüş. Küskün. |
| AZARENDE: | f. Azarlıyan, tekdir eden. * Kalb kıran, inciten. |
| AZARÎ: | f. Muzırlık. Küfürbazlık. * Fenalık görmüş, kalbi kırılmış, incitilmiş olma. |
| AZARİŞ: | f. İncitme, kalb kırma. |
| AZAR-MEND: | f. İncitilmiş, zulmedilmiş. |
| AZAR-MENDÎ: | f. İncitilmiş, kırılmış olma. |
| AZARR: | (Zarar. dan) Çok zararlı. |
| AZAR-RESİDE: | f. Zulüm görmüş, kırılmış, incitilmiş. |
| BAZAR: | f. Alış-veriş. Ahz ü itâ. * Alış-veriş yeri. Pazar. Üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya açık artırmayla satar. * Fiat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. |
| CAN-AZAR: | f. Can yakan, can inciten, eziyet veren. Acı çektiren. |
| DİKKAT-İ NAZAR: | İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği. |
| DIL-AZAR: | f. Gönlü inciten, hatır kıran. |
| FENN-İ MÜNAZARA: | İleri sürülen delilleri ve fikirleri tetkik ederek fikirlerin münasebet ve adem-i münasebetini göstererek cevap vermek san'atı. |
| FÎHİ NAZAR(UN): | Şüphe edilen bir mes'ele hakkında söylenir. "Ona bir bakmak, tetkik etmek lâzımdır" demektir. |
| GAZAR: | Bir cins güvercin. * Çok, fazla. |
| HADİD-ÜN NAZAR: | Görüşü keskin olan. |
| HASR-I NAZAR: | Sadece bir şeye bakıp dikkat etmek. * Yalnız bir mevzu veya meslek üzerinde çalışıp onda mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak. |
| HATIR-AZAR: | f. Hatır kıran. |
| HAZAR: | Bir şeyi bir kimseye vermeyip men ve hacr etmek. |
| HAZAR: | Tahta ve kereste kesmeğe mahsus su ile işler büyük bıçkı. |
| HAZAR: | Sulh zamanı. Barış zamanı. * Bir kimsenin huzuru, yakını. * Mukim olmak. Yolcu olmamak. |
| HAZAR VE SEFER: | Barış ve muharebe zamanı. * Evde mukim olma ve yolculuk. |
| HAZARET: | (Bak: Hadâret) |
| HAZARÎ: | Köyde ve kasabalarda yaşayanların yaşayış şekli ve tarzlarına ait. Şehirli. * Sulh ve asâyiş, sükun ve istirahat zamanlarına mensub ve müteallik. Barış ve güvenle alâkalı. |
| HİSAB-I NAZARÎ: | Mat: Teorik hesap. |
| İM'AN-I NAZAR: | Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek. |
| İRCA-İ NAZAR: | Bakışı gerilere çevirme, mâziye bakma. |
| KAT'-I NAZAR: | Bakmamak. İtibar etmemek. * Alâkayı kesmek. |
| KAZAR: | Kirlenme, pislenme. |
| KAZARA: | f. Kazâ olarak. Rastlayarak. |
| KAZARET: | Murdarlık, necâset, pislik, pis olma hâli. |
| KAZİYE-İ NAZARİYYE: | Man: Aklın bir delil ile tasdik eylediği kaziyye. Delilinin mukaddematı yakiniyyattan ise, yakiniyye'dir ve illâ zanniye olur. |
| KECNAZAR: | f. Kıskanç, hasetci. * Eğri bakışlı. |
| MÂHAZAR: | Daha evvelden hazır olan. Hazır olarak ne varsa. |
| MATMAH-I NAZAR: | Hırsla bakılan şey. |
| MAZARR: | Zararlar, ziyanlar. Mazarrât. |
| MAZARRA: | Meşakkat, zahmet. * Ziyân. |
| MAZARRAT: | Zararlar. Ziyanlar. Mazârr. |
| MEDD-İ NAZAR: | Uzağa bakma. Gözün görebildiği kadar göz alımı. |
| MERDÜM-AZAR: | f. İnsanları inciten. Halka eziyet veren. |
| MUHAZARA: | Yemiş olmadan henüz ham iken satmak. |
| MUHAZARA: | (C.: Muhazarât) (Huzur. dan) Hatırda tutulan şeyler. * Tarihi ve edebi fıkra ve hikâyeler anlatma. * Konferans verme. |
| MUHAZARÂT: | (Muhazara. C.) Akılda tutulan faydalı bilgiler veya hikâyeler. |
| MUHTAZAR: | Hazırlanmış. * Ölüme hazır. |
| MUNTAZAR: | Ümid ile gözlenen. Beklenen. Gözetilen. |
| MUTAZARRI': | Tazarru eden. Alçak gönüllülük eden. * Bir şeye gizlice varıp yaklaşan. * Can ve gönülden tezellül ile yalvaran. * Noksan ve kusurlarını bilerek kibirden, büyüklenmekten çekinip tevazu eden. |
| MUTAZARRIÂNE: | f. Kendi kusurlarını bilerek, ihtiyacını anlayarak, tevazu ile niyaz ederek, yalvararak. |
| MUTAZARRIF: | (C.: Mutazarrıfîn) (Zarf. dan) Zarafet taslayan, tazarruf eden. |
| MUTAZARRIFÎN: | (Mutazarrıf. C.) (Zarf. dan) Zariflik taslayanlar, tazarruf edenler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| AZÂR-I DİL : | Gönül kırıklığı. |
| AZA' : | Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |