| Kelime | Anlam |
|---|
| AZL: | (Azel) Levmetmek, kınamak. Azarlamak. |
| AZL: | Bir şeyi yerinden veya güruhundan veya işinden ayırmak. Birisini işinden veya makamından ayırmak. |
| AZLA': | (C.: İzâl) Kırba ağzı. |
| AZLAF: | (Zılf. C.) Zool: Çatal tırnaklı olan hayvanların tırnakları. Toynaklar. |
| AZLAL: | (Zıll . C.) Gölgeler. |
| AZLEM: | Çok zâlim. Pek zâlim. Çok karanlık. |
| İçerisinde 'AZL' geçenler |
|---|
| AZLA': | (C.: İzâl) Kırba ağzı. |
| AZLAF: | (Zılf. C.) Zool: Çatal tırnaklı olan hayvanların tırnakları. Toynaklar. |
| AZLAL: | (Zıll . C.) Gölgeler. |
| AZLEM: | Çok zâlim. Pek zâlim. * Çok karanlık. |
| FAZL: | Âlimlere yakışır olgunluk. * İmân, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, tefâvüt, inayet. * Artmak. * Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. (İman ile hikmet, adâlet, şecâat ve iffet sıfatlarına "fezâil-i asliye" tabir edilmiştir. Çünkü bu sıfatlar ile birçok faziletler doğar. Onun için bunlara, temel ve esas olan faziletler denilmiştir).(İ'lem Eyyühel - Aziz! Cenab-ı Hakk'ın günahkârları afvetmesi fazldır, tâzib etmesi adldır. Evet zehiri için adam, âdetullaha nazaran hastalığa, ölüme kesb-i istihkak eder. Sonra hasta olursa, adldir. Çünki cezasını çeker. Hasta olmadığı takdirde, Allah'ın fazlına mazhar olur. Mâsiyet ile azab arasında kavi bir münasebet vardır. Hattâ Ehl-i İ'tizal, mâsiyet hakkında, doğru yoldan udûl ile mâsiyeti, şerri Allah'a isnad etmedikleri gibi, mâsiyet üzerine tâzibin de vâcib olduğuna zehab etmişlerdir. Şerrin azabı istilzam ettiği, rahmet-i İlâhiyeye münâfi değildir. Çünki şer, nizam-ı âlemin kanununa muhaliftir. M.N.) |
| FAZLA: | Çok ziyâde, artık, artan. * İleri. *Gereksiz, lüzumsuz. * (C: Fazalât) Kazurat, pislik. |
| GAZL: | İplik eğirmek, bükmek. |
| GAZL: | Budaklanmak. |
| HAZL: | Badruç adı verilen ot. |
| HAZL: | Kat'etmek, kesmek. |
| HAZL: | Terk etmek. * Rezil, rüsvay etmek. |
| İBRAZ-I FAZL U HÜNER: | Hüner ve fazilet gösterme. |
| LAZLAZ: | Yol gösterici, kılavuz. |
| LAZLAZA: | Yılanın deprenmesi. |
| MAZLEME: | (C.: Mezâlim) Zulüm ve adaletsizlik. Haksızlık. Can yakma. |
| MAZLUM: | Zulüm görmüş. Kendine zulmedilmiş. * Halim, selim, sakin, sessiz. |
| MAZLUMANE: | Zulüm görmüşe yaraşır surette. * Sessizce. Sessizlikle. |
| MAZLUMÎN: | Zulüm görmüş kimseler. |
| MAZLUMİYYET: | Mazlumluk. Zulüm görmüşlük. * Sessizlik, yavaşlık. |
| MÜTEHAZLIK: | Üstadlık dâvâsı eden, fakat üstad olmayan kimse. |
| NAZL: | Ok atmak. |
| RİBA-İ FAZL: | Tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazlasıyla satılması. Meselâ: Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi.(Beşerin hayat-ı içtimaiyesinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilâlâtın menşei iki kelimedir. Birisi: "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne..." İkincisi: "Sen çalış, ben yiyeyim.." Bu iki kelimeyi de idame eden; cereyan-ı riba ve terk-i zekâttır. Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki; o da vücub-u zekâttır. İkinci kelimenin devası hürmet-i ribadır. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup ribaya: "Yasaktır, girmeğe hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden dinlemeli. M.)(Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef'i, beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zâlimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslâm'a zarar-ı mutlaktır. Mutlak beşerin refahı nazara alınmaz, zira gâvur harbî ve mütecaviz ise, hürmetsiz ve ismetsizdir. M.) |
| SULTAN-I MAZLUM: | Mâsum, zulme uğramış sultan. (Bundan kinaye II. Abdulhamid Han'dır.) |
| TAZLİL: | (Zıll. den) Gölgelendirme veya gölgelendirilme. |
| TAZLİM: | Zâlim olmak. |
| ZİDET FAZLUHU: | Bilgisi artsın, fazlı çok olsun! |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| AZLA' : | (C.: İzâl) Kırba ağzı. |
| AZA' : | Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. |