Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
BÂB: Kapı.
Kısım.
Mevzu.
Fasıl. Bölüm. Parça. Kitab.
Hususi madde.
Sığınacak yer.
İş.
Şekil.
Tövbe.
BÂB-I ÂLEM: Âlemin kapısı. Herkesin girip çıktığı yer.
BÂB-I ÂLÎ: Yüksek kapı.
Tanzimattan önce sadrazam kapılarının, daha sonra da hükümet dairelerinin çoğunun içinde toplandığı bina.
Mc: Osmanlı Hükümeti.
BÂB-I ÂSAFÎ: Tar: Sadrazam konağı.
BÂB-I FETVA: Eskiden şeyhülislamların oturduğu daire. Fetvalar burada verilirdi.
BÂB-I HÂNE: f. Hırsızların yeri.
Fuhuşhane.
Tembeller yurdu.
BÂB-I HIFZ VE HAFÎZİYET: Cenab-ı Hakk'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi.
BÂB-I HİKMET: Cenab-ı Hakk'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.
BÂB-I HÜKÜMET: Hükümet dairesi, hükümet kapısı.
BÂB-I HÜMAYUN: Topkapı Sarayı'nın ilk kapısı.
BÂB-I İHYA VE İMATE: Öldürmek ve diriltmek bahsi ve mevzuu.
BÂB-UL MENDEB: Kızıldeniz'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı.
BÂB-I SAADET: Saadet kapısı.
Sultanın sarayı.
İstanbul şehri.
BÂB-I SERASKERÎ: Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin kapısı.
BÂB-I ŞERÎF: Konya'da bulunan Mevlana türbesinin kapısı.
BÂB: f. Lâyık, uygun, münasib, elverişli.
Hayır, uğur.
BAB(A): f. Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat.
Gemi halatlarının bağlandığı yer.
İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk.
Mânevi rehber, şeyh.
Bektaşi şeyhi.
Hayırhah ve muhterem.
Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatta en büyük eseri, yetiştireceği hayırlı evlâttır. Evlâdın yaptığı hayır ve sevap işleri, onu yetiştiren babanın amel defterine de geçer. Her baba çocuğunu müslüman olarak yetiştirmekle görevlidir. Evlâd da dine aykırı olmayan emirlerini saygı ile yerine getirmekle yükümlüdür. İslâm ailesinde baba-evlat ilişkisi sadece bu dünya hayatıyla sınırlı değildir. Ebedi âlemde de devam edeceği esasına göre olur.
BABA-YI ÂLEM: Hz. Adem (A.S.)
BABA-YI ATİK: Babaeski. (Trakya'da bir şehir)
BABACAN: Biraz kalender davranışlı, cana yakın.
BABAYAN: (Baba. C.) f. Tarikat babaları, şeyhleri. Bektaşi şeyhleri.
BABAYİĞİT: Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur, yiğit.
BABET: f. Bent, fırka.
Münasip bir şey. Taalluk, münasebet, alâka, ilişki.
BABEYN: İki kapı.
Mc: Dünya ve âhiret.
BAB HARCI: Mahkemelerde kadıların, naiblerin, mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç.
BÂBİL: Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.
BÂBİL KULESİ: Tevrat'ın rivayetine göre Hz. Nuh'un (A.S.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir. Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (Buna "tebelbül-i akvam" denir.) Müslümanlıkta, bu kuleyi Nemrud'un gökyüzüne yükselerek Allah'ın işlerine karışmak maksadıyla yaptırmış olduğu rivayet edilir. Milâttan önce yaşamış olan eski Yunan tarihçisi Herodot, Bâbil'deki Baal Ma'bedinin gayet yüksek bir kule olduğunu seyahatinde görerek anlatmıştır ki; Bâbil ve Nemrut Kulesi denen şeyin bu olması ihtimali vardır. (T.L.)
BABUR: (Zahirüddin Muhammed) Hindistan'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)
BABUR-NAME: f. Bâbur Şah'ın Vekayi ismindeki meşhur hatıra kitabı.
BABÜK: Ahmak, sersem adam.
BABZEN: f. Ağaçtan veya demirden yapılmış olan kebap şişi.
İçerisinde 'BÂB' geçenler
ÂBAB: Otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer'alar.
ABAB: (Abb) Suyu nefes almadan içmek. * Işık, nur, ziyâ.
AHBAB: Dost. Sevilen dostlar. Sevilenler. Ehibbâ, muhibler.
ÂLEM-İ ESBAB: Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya.
ASBAB: (Sabeb. C.) Çukur yerler.
A'ZAM-I ESBAB: Sebeplerin en büyüğü.
BÂB-I ÂLEM: Âlemin kapısı. Herkesin girip çıktığı yer.
BÂB-I ÂLÎ: Yüksek kapı. * Tanzimattan önce sadrazam kapılarının, daha sonra da hükümet dairelerinin çoğunun içinde toplandığı bina. * Mc: Osmanlı Hükümeti.
BÂB-I ÂSAFÎ: Tar: Sadrazam konağı.
BÂB-I FETVA: Eskiden şeyhülislamların oturduğu daire. Fetvalar burada verilirdi.
BÂB-I HÂNE: f. Hırsızların yeri. * Fuhuşhane. * Tembeller yurdu.
BÂB-I HIFZ VE HAFÎZİYET: Cenab-ı Hakk'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi.
BÂB-I HİKMET: Cenab-ı Hakk'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.
BÂB-I HÜKÜMET: Hükümet dairesi, hükümet kapısı.
BÂB-I HÜMAYUN: Topkapı Sarayı'nın ilk kapısı.
BÂB-I İHYA VE İMATE: Öldürmek ve diriltmek bahsi ve mevzuu.
BÂB-UL MENDEB: Kızıldeniz'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı.
BÂB-I SAADET: Saadet kapısı. * Sultanın sarayı. * İstanbul şehri.
BÂB-I SERASKERÎ: Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin kapısı.
BÂB-I ŞERÎF: Konya'da bulunan Mevlana türbesinin kapısı.
BAB(A): f. Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat. * Gemi halatlarının bağlandığı yer. * İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. * Mânevi rehber, şeyh. * Bektaşi şeyhi. * Hayırhah ve muhterem. * Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatta en büyük eseri, yetiştireceği hayırlı evlâttır. Evlâdın yaptığı hayır ve sevap işleri, onu yetiştiren babanın amel defterine de geçer. Her baba çocuğunu müslüman olarak yetiştirmekle görevlidir. Evlâd da dine aykırı olmayan emirlerini saygı ile yerine getirmekle yükümlüdür. İslâm ailesinde baba-evlat ilişkisi sadece bu dünya hayatıyla sınırlı değildir. Ebedi âlemde de devam edeceği esasına göre olur.
BABA-YI ÂLEM: Hz. Adem (A.S.)
BABA-YI ATİK: Babaeski. (Trakya'da bir şehir)
BABACAN: Biraz kalender davranışlı, cana yakın.
BABAYAN: (Baba. C.) f. Tarikat babaları, şeyhleri. Bektaşi şeyhleri.
BABAYİĞİT: Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur, yiğit.
BABET: f. Bent, fırka. * Münasip bir şey. Taalluk, münasebet, alâka, ilişki.
BABEYN: İki kapı. * Mc: Dünya ve âhiret.
BAB HARCI: Mahkemelerde kadıların, naiblerin, mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç.
BÂBİL: Asurlular devrinde Irak'ta kurulan şehirlerden biri. Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "Çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve birçok dillerin meydana gelmesi bakımından da adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu ilkçağdan kalma bir şehir.
BÂBİL KULESİ: Tevrat'ın rivayetine göre Hz. Nuh'un (A.S.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir. Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (Buna "tebelbül-i akvam" denir.) Müslümanlıkta, bu kuleyi Nemrud'un gökyüzüne yükselerek Allah'ın işlerine karışmak maksadıyla yaptırmış olduğu rivayet edilir. Milâttan önce yaşamış olan eski Yunan tarihçisi Herodot, Bâbil'deki Baal Ma'bedinin gayet yüksek bir kule olduğunu seyahatinde görerek anlatmıştır ki; Bâbil ve Nemrut Kulesi denen şeyin bu olması ihtimali vardır. (T.L.)
BABUR: (Zahirüddin Muhammed) Hindistan'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)
BABUR-NAME: f. Bâbur Şah'ın Vekayi ismindeki meşhur hatıra kitabı.
BABÜK: Ahmak, sersem adam.
BABZEN: f. Ağaçtan veya demirden yapılmış olan kebap şişi.
BU'BAB: Cemaat, topluluk.
CEBABİRE: Cebrediciler. Mütekebbirler. Zâlimler.
CENAH-I ZÜBAB: Sinek kanadı.
CİBAB: Car dedikleri kaftan. * Ağaç aşılamak. (Ekseri hurma ağacında kullanılır.)
CİLBAB: Kadın feracesi. Çarşaf. (Bak: Celâbib, Tesettür)
CÜBAB: Devenin sütünün üstüne gelen köpüğü.
DAİRE-İ ESBAB: Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.
DAKK-ÜL BÂB: Kapı çalmak.
DEBABİC: (Dibâc. C.) Dallı, çiçekli ipek kumaşlar.
DEBABİS: (Debbus. C.) Topuzlar.
DEBABUD: İki ırgaçla dokunan bir bez cinsi.
DEBBABE: Kale duvarlarını oymaya yarayan bir savaş aleti. Tank.
DIBABE: Yumuşak nesne.
EBAB: Bir yere gitmek için hazır olmak.
EBABİL: Dağ kırlangıcı. Kuş sürüsü. Sürüler, bölükler.(Hz. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) doğumundan evvel, Hristiyan Habeşliler dinlerini yaymak için San'ada bir mâbed yaparak, Kâbe yerine Arabları bu mâbede çekmeğe çalıştılar. Kâbe-i Muazzama durdukça buna muvaffak olamıyacaklarını anladıkları için Kudsi Kâbe'yi tahribe karar verdiler. Ebrehe kumandasındaki Habeş Hristiyan Ordusu Mekke'ye kadar geldiği sırada Ebâbil kuşlarının gökten taş yağdırmaları üzerine mahvoldular. Habeş ordusunun önünde bir fil yürütüldüğü için bu meşhur irhâsatdan olan tarihi hâdiseye "fil vak'ası" denir.) (B.O.L.) (Çendan velâdet gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de İrhâsât-ı Ahmediye'dir ki (A.S.M.) Sure-i Elemtera Keyfe'de nass-ı kat'i ile beyan edilen "Vaka-i Fil"dir ki; Kâbe'yi tahrib etmek için, Ebrehe nâmında Habeş Meliki gelip, Fil-i Mahmudi namında cesim bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlub etmiş ve perişan etmiş; kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitablarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hâdise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın delâil-i nübüvvetindendir. Çünki velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybi ve hârika bir surette Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur. M.) (Bak: Ebrehe)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
BÂB-I ÂLEM : Âlemin kapısı. Herkesin girip çıktığı yer.
BÂ : Arabçaya göre harfinin okunuşu. Ebced hesabında iki sayısını ifade eder. Mektup ve eski evraklarda Receb ayına işarettir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...