Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BÂR: | f. Ek olup "saçan, yağdıran, döken, ışık veren" gibi mânâda kelimeler teşkil edilir. Meselâ: Ateşbâr : Ateş saçan. Ateş yağdıran. |
| BÂR: | f. Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. Def'a. Kerre. Yemiş, meyve. Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. İzin. |
| BÂR-I DİL: | Gönül yükü, elem, keder, gam, hüzün. |
| BÂR-I GİRÂN: | Ağır yük. |
| BÂR-I MİHNET: | Eziyet. Elem yükü. |
| BÂR-I SAKİL: | Ağır yük. |
| BARAJ: | Fr. Bir akarsuyun akışına mâni olmak için yapılan set. |
| BARAKA: | İtl. Temelsiz küçük yapı. |
| BARAKLİT: | (Bak: Faraklit) |
| BÂRÂN: | f. Yağmur. Rahmet. |
| BÂRÂNÎ: | f. Çivit mavisi renginde, Osmanlılar zamanında Selânik'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk, yağmurdan muhafaza eden şey. Yağmurla ilgili. |
| BÂRÂN-RİZ: | f. Yağmur saçan, yağmur döken. |
| BARAS: | Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık. |
| BARBAKAN: | Fr. Emniyetle ateş etmek için sur duvarlarında açılan dar mazgal deliği. Kale kapılarının savunması için yapılan tahkimat. |
| BARBAR: | Lât. Eski Yunan, Roma ve daha sonra Hristiyanlara göre kendi kavimleri dışında kalan herkes. Vahşi, ilkel. |
| BARBARLIK: | Medeniyetsizlik, vahşilik. |
| BARBAROS: | Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir göl halinde devlete kazandırdı. Preveze'de, Haçlı donanmasını perişan etti. Dinin hayırlı evlâdı Hayreddin Paşa bir korsan değil, din yolunda muharebe eden mücâhid gazi idi... Beşiktaş'taki evinde vefat etti ve oradaki türbesine defnedildi. |
| BAR-BER: | f. Hamal, yük taşıyan kimse. |
| BAR-BERDAR: | f. Sabırlı, tahammüllü. Yük kaldıran. Hamal. |
| BARBUT ALTINI: | Tanzimattan önce Osmanlılarda kullanılan bir çeşit altın sikke. Yüzlük Mecidiye altını kıymetinde ve ayarında, iki kırat ağırlığında idi. |
| BAR-DAR: | f. Yüklenmiş, yüklü. Gebe olan. |
| BARE: | f. At. Zülf. Kal'a, kale. Def'a, kerre. |
| BAREKALLAH: | Allah mübarek etti. Allah mübarek etsin. Hayırlı ve bereketli olsun. |
| BAREKTE: | Sen mübarek ve bereketli eyledin (meâlinde dua). |
| BAREM: | Fr. Devlet memurlarının aylıklarını tasnif ve tanzim eden, miktarlarını gösteren sistem veya cetvel. |
| BARENDE: | f. Yağdıran, yağdırıcı. |
| BARGÂH: | f. İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer. |
| BARGAM: | Levreğe benzer bir cins balık. |
| BARGİR: | Yük taşıyan. Beygir. |
| BARHA: | f. Def'alarca, zaman zaman, sık sık, devamlı olarak. |
| BAR-HANE: | f. Yük yeri, yüklük. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer. |
| BARI: | (Farsça: Bârû) Etrafı surlarla çevrilmiş yer. |
| BARİ': | Bir kalıptan döker gibi, düzgün, tertipli ve güzel yaratan. Aza ve cihâzatları birbirine mütenasip ve kâinattaki umumî nizama ve gayelere uygun ve münasebettar olarak halkeden Cenâb-ı Hak (C.C.) |
| BARİ: | f. Hususu ile. Hele. Hiç olmazsa. Bir def'a. |
| BARİ': | Tam üstün. Mükemmel. |
| BARİA: | Yakınlarından üstün vasıflı. Emsalinden üstün. Tam ve mükemmel. |
| BARİD: | Soğuk, bürudetli. Mc: Hoş olmayan. |
| BARİDANE: | f. Soğukça. |
| BARİH: | (C.: Bevârih) Samyeli adı verilen sıcak ve şiddetli bir çeşit rüzgâr. |
| BARİHA: | Dünkü gece, evvelki günün gecesi. Dünkü gün, dün. |
| BARİK: | Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı. |
| BARÎK: | f. İnce. Nârin. Dakik. |
| BÂRİKA: | (C: Berâik) Üzerine biraz yağ dökülmüş olan süt. (C.: Bevârık) Parıltı. Parıldayan. |
| BÂRİKA-İ HAKİKAT: | Hakikatın parıltısı ve parlaklığı. Hakikat nuru. |
| BÂRİKA-ÂSÂ: | şimşek gibi. |
| BARİKAT: | Fr. Bir yolu kapamak üzere, ele geçirilen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel. |
| BARİK-BÎN: | f. İnce gören, dikkatle inceleyen, bir şeyi iyice gözden geçiren. |
| BARİK-NÜMA: | f. Işıklı. Parlak. |
| BARİMETRE: | Fr. Gürültünün şiddetini ölçmeğe yarıyan âlet. |
| BARİMETRİ: | Fr. Beden ölçümü yardımıyla hayvanların ağırlığını tayin etme. |
| İçerisinde 'BÂR' geçenler | |
| ÂBAR: | (Bi'r. C.) Kuyular. Su kuyuları. * f. Hesap defteri. |
| AHBAR: | (Haber. C.) Haberler. (Bak: Haber-İhbar) |
| AHBÂR-I GAYB: | Bizce bilinmeyen gayb âlemlerine ve geleceğe dâir haberler.(... Hem de musibetlerin vakti muayyen olsa idi; musibet, başına gelen adam, musibetin intizarında o gelen musibetin belki on mislinden ziyade mânevi bir musibet -o intizardan- çekmemesi için, hikmet ve rahmet-i İlâhiyye tarafından gizli, perdeli bırakılmış. Ve ekser hâdisât-ı kevniyye-i gaybiyye böyle hikmetleri bulunduğundandır ki, gaibden haber vermek yasak edilmiş. $ düsturuna karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, medar-ı teklif ve hakaik-i imaniyeden başka olan umur-u gaybiyyeden izn-i Rabbâni ile haber verenler dahi, yalnız, işaret suretinde perdeli ve kapalı ihbâr etmişler. Hatta "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur" da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki, o kitabların bir kısım tabileri te'vil edip iman etmediler. Fakat itikad-ı imâniyyeye giren mes'eleleri tasrih ile ve tekrar ile ihbar etmek ve açık bir surette tebliğ etmek hikmet-i teklifin muktezası olduğundan, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan ve Tercümân-ı Zişanı (A.S.M.) umur-u uhreviyeden tafsilen ve hâdisât-ı istikbâliye-i dünyeviyeden icmâlen haber vermişler. Ş.) |
| AHBAR: | (Bak: Ehbâr) |
| AHBARÎ: | Rivayetçi, rivayet eden kişi. |
| ÂLÎ-TEBAR: | f. Sülâlesi temiz ve soyu yüce olan. |
| AMBARGO: | Bir para veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi ya da bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı. |
| ANBER-BAR: | f. Güzel kokulu. Anber kokulu. |
| ARÂZİ-İ MÜBÂREKE: | Mübarek yer olan Hicaz. |
| ASBAR: | (Sıbr. C.) Akbulutlar. |
| ATEŞ-BÂR: | f. Ateş yağdıran. |
| BÂR-I DİL: | Gönül yükü, elem, keder, gam, hüzün. |
| BÂR-I GİRÂN: | Ağır yük. |
| BÂR-I MİHNET: | Eziyet. * Elem yükü. |
| BÂR-I SAKİL: | Ağır yük. |
| BARAJ: | Fr. Bir akarsuyun akışına mâni olmak için yapılan set. |
| BARAKA: | İtl. Temelsiz küçük yapı. |
| BARAKLİT: | (Bak: Faraklit) |
| BÂRÂN: | f. Yağmur. Rahmet. |
| BÂRÂNÎ: | f. Çivit mavisi renginde, Osmanlılar zamanında Selânik'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk, yağmurdan muhafaza eden şey. * Yağmurla ilgili. |
| BÂRÂN-RİZ: | f. Yağmur saçan, yağmur döken. |
| BARAS: | Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık. |
| BARBAKAN: | Fr. Emniyetle ateş etmek için sur duvarlarında açılan dar mazgal deliği. Kale kapılarının savunması için yapılan tahkimat. |
| BARBAR: | Lât. Eski Yunan, Roma ve daha sonra Hristiyanlara göre kendi kavimleri dışında kalan herkes. * Vahşi, ilkel. |
| BARBARLIK: | Medeniyetsizlik, vahşilik. |
| BARBAROS: | Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir göl halinde devlete kazandırdı. Preveze'de, Haçlı donanmasını perişan etti. Dinin hayırlı evlâdı Hayreddin Paşa bir korsan değil, din yolunda muharebe eden mücâhid gazi idi... Beşiktaş'taki evinde vefat etti ve oradaki türbesine defnedildi. |
| BAR-BER: | f. Hamal, yük taşıyan kimse. |
| BAR-BERDAR: | f. Sabırlı, tahammüllü. * Yük kaldıran. * Hamal. |
| BARBUT ALTINI: | Tanzimattan önce Osmanlılarda kullanılan bir çeşit altın sikke. Yüzlük Mecidiye altını kıymetinde ve ayarında, iki kırat ağırlığında idi. |
| BAR-DAR: | f. Yüklenmiş, yüklü. * Gebe olan. |
| BARE: | f. At. * Zülf. * Kal'a, kale. * Def'a, kerre. |
| BAREKALLAH: | Allah mübarek etti. Allah mübarek etsin. Hayırlı ve bereketli olsun. |
| BAREKTE: | Sen mübarek ve bereketli eyledin (meâlinde dua). |
| BAREM: | Fr. Devlet memurlarının aylıklarını tasnif ve tanzim eden, miktarlarını gösteren sistem veya cetvel. |
| BARENDE: | f. Yağdıran, yağdırıcı. |
| BARGÂH: | f. İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. * Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer. |
| BARGAM: | Levreğe benzer bir cins balık. |
| BARGİR: | Yük taşıyan. * Beygir. |
| BARHA: | f. Def'alarca, zaman zaman, sık sık, devamlı olarak. |
| BAR-HANE: | f. Yük yeri, yüklük. * Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer. |
| BARI: | (Farsça: Bârû) Etrafı surlarla çevrilmiş yer. |
| BARİ': | Bir kalıptan döker gibi, düzgün, tertipli ve güzel yaratan. Aza ve cihâzatları birbirine mütenasip ve kâinattaki umumî nizama ve gayelere uygun ve münasebettar olarak halkeden Cenâb-ı Hak (C.C.) |
| BARİ: | f. Hususu ile. Hele. Hiç olmazsa. Bir def'a. |
| BARİ': | Tam üstün. Mükemmel. |
| BARİA: | Yakınlarından üstün vasıflı. Emsalinden üstün. Tam ve mükemmel. |
| BARİD: | Soğuk, bürudetli. * Mc: Hoş olmayan. |
| BARİDANE: | f. Soğukça. |
| BARİH: | (C.: Bevârih) Samyeli adı verilen sıcak ve şiddetli bir çeşit rüzgâr. |
| BARİHA: | Dünkü gece, evvelki günün gecesi. * Dünkü gün, dün. |
| BARİK: | Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BÂR-I DİL : | Gönül yükü, elem, keder, gam, hüzün. |
| BÂ : | Arabçaya göre harfinin okunuşu. Ebced hesabında iki sayısını ifade eder. Mektup ve eski evraklarda Receb ayına işarettir. |