Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BAŞ: | t. Reis, birinci, evvel. Başlıca, en mühim. |
| BAŞALTI: | t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları. Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| BAŞAME: | f. Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent, başörtüsü. |
| BAŞBUĞ: | t. Osmanlı devrinde başıbozuk veya akıncı kuvvetlerinin kumandanı. Lider. |
| BAŞE: | f. Atmaca kuşu. |
| BÂŞE-İ FELEK: | Nesr-i Tâir ve Vâki adı verilen iki yıldız. |
| BAŞED: | f. Olur, ola... |
| BAŞENG: | f. Tohumluk olmak için saklanan sarı, iri hıyar, salatalık. Asma üzerindeki üzüm salkımı. |
| BAŞGÛN: | f. Uğursuz. Ters, başaşağı. |
| BAŞIBOZUK: | t. Bir harp çıktığında orduya süvari veya piyade olarak katılan gönüllü asker. Başıbozuk tâbiri, gelişigüzel ve intizamsız idare tarzına da alem olmuştur. Bir zamanlar bu tâbir, asker olmayan siviller için de kullanılmıştır. |
| BAŞİK: | (C.: Bevâşık) Atmaca denilen kuş. |
| BAŞİR: | Müjdeci, müjde veren. Mutlu, mesut. |
| BAŞKENT: | t. Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht. |
| BAŞKIRDİSTAN: | Rusya'da halkı Türk olan bir bölge. |
| BAŞMAK: | Eskiden kullanılan bir çeşit ayakkabı. |
| BAŞTİNA: | Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla. |
| BÂŞÛRE: | (C.: Bevâşir) Yeni yetişmiş, turfanda olan nesne. |
| BAŞKENT: | t. Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht. |
| BAŞED: | f. Olur, ola... |
| BAŞE: | f. Atmaca kuşu. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| İçerisinde 'BAŞ' geçenler | |
| ASESBAŞI: | Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü. |
| BAŞALTI: | t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları. * Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| BAŞAME: | f. Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent, başörtüsü. |
| BAŞBUĞ: | t. Osmanlı devrinde başıbozuk veya akıncı kuvvetlerinin kumandanı. * Lider. |
| BAŞE: | f. Atmaca kuşu. |
| BÂŞE-İ FELEK: | Nesr-i Tâir ve Vâki adı verilen iki yıldız. |
| BAŞED: | f. Olur, ola... |
| BAŞENG: | f. Tohumluk olmak için saklanan sarı, iri hıyar, salatalık. * Asma üzerindeki üzüm salkımı. |
| BAŞGÛN: | f. Uğursuz. * Ters, başaşağı. |
| BAŞIBOZUK: | t. Bir harp çıktığında orduya süvari veya piyade olarak katılan gönüllü asker. Başıbozuk tâbiri, gelişigüzel ve intizamsız idare tarzına da alem olmuştur. Bir zamanlar bu tâbir, asker olmayan siviller için de kullanılmıştır. |
| BAŞİK: | (C.: Bevâşık) Atmaca denilen kuş. |
| BAŞİR: | Müjdeci, müjde veren. * Mutlu, mesut. |
| BAŞKENT: | t. Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht. |
| BAŞKIRDİSTAN: | Rusya'da halkı Türk olan bir bölge. |
| BAŞMAK: | Eskiden kullanılan bir çeşit ayakkabı. |
| BAŞTİNA: | Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla. |
| BÂŞÛRE: | (C.: Bevâşir) Yeni yetişmiş, turfanda olan nesne. |
| BİNBAŞI: | Ask: Bin kişiye yakın olan bir tabur askere kumanda eden subay; yarbayın bir alt, yüzbaşının bir üst derecesidir. |
| BAŞKENT: | t. Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht. |
| BAŞED: | f. Olur, ola... |
| BAŞE: | f. Atmaca kuşu. |
| BAŞAM: | f. Perde, örtü. |
| CAY-BAŞ: | f. İkâmet yeri, oda, ev. Yurt, mekân, mesken. |
| DUR-BAŞ: | f. "Uzak ol!" anlamına gelen bir emir. * Değnek, sopa, âsa. |
| ENBAŞTE: | f. Yıkılmış, dağılmış. * Tıkanmış. |
| ERBAŞ: | Ask: Subay ve assubayların dışında kalan rütbeli asker. |
| EVBAŞ: | Mahalle çapkını. Şahısların rezilleri. * Muhtelif yerlerden gelmiş, toplanmış bir cemaat, bir bölük. |
| EVBAŞAN: | (Evbaş. C.) Aşağılık kimseler, âdi kişiler, alçak ve rezil insanlar. Ayak takımları. |
| FÂİL-İ MÜBAŞİR: | Huk: Bir şeyi bizzat yapan kimse. |
| FÂİL-İ MÜBAŞİR: | Huk: Bir şeyi bizzat yapan kimse. |
| GÂH BÂŞED GÂH NEBÂŞED: | Bazı olur, bazı da olmaz. |
| HIRBAŞ: | Fesâd vermek. * Acı bir ot. |
| HÜBAŞE: | (C.: Hübâşât) Kesbetmek, kazanmak, çalışmak. |
| İRBAŞ: | Ağacın yeşillenip yapraklanması. |
| İŞBAŞI: | t. Bir işte çalışanların başı, reisi. * İşe başlama saati. |
| KIZILBAŞ: | Râfizîlere verilen bir isim. |
| KİBAŞ: | (Kebş. C.) Erkek koyunlar, koçlar. |
| KIZILBAŞ: | Râfizîlere verilen bir isim. |
| MUBAŞERET: | (Bak: Mübâşeret) |
| MÜBAŞERET: | Bir işe girişmek. Bir işe başlamak. * Karşılaşmak. * Başlamak ve devam etmek. * Temas etmek, dokunmak. * İnsanın derisinin, başkasının derisine dokunması. |
| MÜBAŞİR: | Müjdeleyen. * Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi. * Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan. * Müfettiş. Kontrolör. |
| MUBAŞERET: | (Bak: Mübâşeret) |
| NEBBAŞ: | Mezar soyucu, kefen soyucu. |
| NEBBAŞ: | Mezar soyucu, kefen soyucu. |
| SUBAŞI: | Şimdiki zabıta ve daha ziyade belediye memurlarının gördükleri işleri gören ve kasabaların idaresi başında bulunan memurun ünvanı idi. |
| ŞABAŞ: | f. Alkış etme, alkışlama. Aferin deme. Bir hareketi güzel bulmaktan dolayı alkışlamak veya hediye vermek. |
| ŞABAŞHÂN: | f. Beğenip alkışlayan. |
| TABAŞİR: | "Hind hıyarı" denilen bir deva. |
| TEBAŞİR: | Müjde. * Her şeyin öncesi, ilk zamanı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BAŞALTI : | t. Gemilerin baş tarafında tayfa ve er koğuşları. * Yağlı güreşlerde baş'ın altındaki derece. |
| BÂ : | Arabçaya göre harfinin okunuşu. Ebced hesabında iki sayısını ifade eder. Mektup ve eski evraklarda Receb ayına işarettir. |