Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BEDA': | Fikir, rey. Çöle çıkmak. |
| BEDA: | (Bedâat) Hayret verici, yenilik ve iyiliklerde üstünlük. Acib ve garib olma. Yeni zuhur etme. |
| BEDÂD: | Gözükme, zahir olmak. Sayış, sayma. Fırka. Savaşacak akran. Nasib, hisse, pay. |
| BEDÂDÂN: | Eyerin iki yanı. |
| BEDAH: | (C.: Büduh) Geniş yer. |
| BEDAHAT: | (Bedihî. C.) Delil ve isbata ihtiyacı olmayan şekilde âşikâr olan şeyler. |
| BEDAHET: | Açıklık. Zâhir delil. Belli, açık, aşikâr. Birdenbire, hazırlıksız söz söyleme. Atın yürümesi. Her şeyin evveli, öncesi. |
| BEDAHETEN: | Birdenbire, aniden, ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak. |
| BEDAL: | Değişme, değiştirme, mübadele. Trampa. |
| BEDAN: | (Bed. C.) Kötüler, fenalar. Yaramazlar. Çirkinler. |
| BEDANET: | Yağlı, besili olma. Semizlik. |
| BEDARF: | Muayyen bir gayenin gerçekleşmesi için zaruri olan veyâ zaruri görülen muayyen kalitede bir mal veya meta miktarıdır. |
| BEDAVA: | f. Parasız, meccanen, karşılıksız. Mc: Çok ucuz. (Meselâ: Bunu bu fiata bedava almışsın, cümlesinde olduğu gibi.) |
| BEDAVE(T): | Çölde oturmak, Bedevilik. (Bak: Bedeviyet) |
| BEDAYİ': | (Bedi'-Bedia. C.) Yeni ihdâs olunmuş, görülmedik şeyler. Bedi'alar. |
| BEDAYİ': | (Bidâa. C.) Sermayeler, anamallar. |
| İçerisinde 'BEDA' geçenler | |
| BEDA': | Fikir, rey. * Çöle çıkmak. |
| BEDÂD: | Gözükme, zahir olmak. * Sayış, sayma. * Fırka. * Savaşacak akran. * Nasib, hisse, pay. |
| BEDÂDÂN: | Eyerin iki yanı. |
| BEDAH: | (C.: Büduh) Geniş yer. |
| BEDAHAT: | (Bedihî. C.) Delil ve isbata ihtiyacı olmayan şekilde âşikâr olan şeyler. |
| BEDAHET: | Açıklık. Zâhir delil. Belli, açık, aşikâr. * Birdenbire, hazırlıksız söz söyleme. * Atın yürümesi. * Her şeyin evveli, öncesi. |
| BEDAHETEN: | Birdenbire, aniden, ansızın. Düşünmeksizin. Açık ve zâhir olarak. |
| BEDAL: | Değişme, değiştirme, mübadele. Trampa. |
| BEDAN: | (Bed. C.) Kötüler, fenalar. Yaramazlar. * Çirkinler. |
| BEDANET: | Yağlı, besili olma. Semizlik. |
| BEDARF: | Muayyen bir gayenin gerçekleşmesi için zaruri olan veyâ zaruri görülen muayyen kalitede bir mal veya meta miktarıdır. |
| BEDAVA: | f. Parasız, meccanen, karşılıksız. * Mc: Çok ucuz. (Meselâ: Bunu bu fiata bedava almışsın, cümlesinde olduğu gibi.) |
| BEDAVE(T): | Çölde oturmak, Bedevilik. (Bak: Bedeviyet) |
| BEDAYİ': | (Bedi'-Bedia. C.) Yeni ihdâs olunmuş, görülmedik şeyler. Bedi'alar. |
| BEDAYİ': | (Bidâa. C.) Sermayeler, anamallar. |
| BİLBEDAHE: | Açıktan. Aşikâr olarak. Meydanda olarak. Besbelli.(...Hem şu âlemin Sâni-i Zülcelal'i bütün güzel masnuatiyle kendini zişuur olanlara tanıttırması ve kıymetli nimetler ile kendini onlara sevdirmesi bizzarure onun mukabilinde, zişuur olanlara marziyatı ve arzu-yu İlâhiyelerini bir elçi vasıtasiyle bildirmesini istemesine mukabil; en âlâ ve ekmel bir surette, Kur'an vasıtasıyla o marziyat ve arzuları beyan eden ve getiren yine bilbedahe O Zât'tır. M.) |
| CAZİBEDAR: | f. Çekici, câzibeli. |
| CEZBEDAR: | f. Cezbeli, çekici. |
| HİKMET-İ BEDAYİ': | f. Güzel sanat bilgisi. Güzel san'at sevme (estetik). |
| TÜRBEDÂR: | f. Türbe muhafız ve hizmetkârı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BEDA' : | Fikir, rey. * Çöle çıkmak. |
| BED' : | (C.: Ebdâ-Büdü') İslâm içinde kazılan kuyu. * Evvel, ibtidâ, başlangıç. * Hisse, nasip. * Başlama, başlayış, ilk. |
| BERK-ÂSÂ : | şimşek gibi. Berk gibi. |