Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BELL: | Yaş etmek. Islatmak. Ulaştırmak. Hastanın sağlamlaşması. |
| BELLET: | (C.: Bilel) Cisimlerin yüzeyinde olan yaşlık, ıslaklık. |
| İçerisinde 'BELL' geçenler | |
| BELLET: | (C.: Bilel) Cisimlerin yüzeyinde olan yaşlık, ıslaklık. |
| HABELLAK: | Küçük olup büyümeyen koyun. |
| MÜBELLAG: | Tebliğ edilen. Bildirilen. * Eriştirilen. |
| MÜBELLİG: | Tebliğ eden. Bildiren. Duyuran. * Büyük câmilerde imamın dediklerini tekrar eden kimse. |
| MÜTEBELLİD: | Tembel, uyuşuk. Ağır davranan. |
| MÜTEBELLİL: | Islanan, nemlenen şey. |
| MÜTEBELLİR: | (Billur. dan) Billurlaşan, tebellür eden. * Belirgin, belirmiş. |
| TEBELLEŞ: | Birbirine geçmiş, karmakarışık, karışmış. |
| TEBELLUH: | Tekebbürlenmek, gururlanmak, kibirlenmek. |
| TEBELLÜC: | Sabah yeri ağarmak. |
| TEBELLÜD: | Ağır, tembel olma. * Bir şeye tahassür ve teessüf etme. Pişmanlıktan dolayı "hay meded" diye ellerini birbirine çarpma. * Yere düşme. |
| TEBELLÜĞ: | Anlayıp alma. Yetişme, erişme. * Tebliği kabul etme. |
| TEBELLÜH: | Ahmak olmak. * Suretâ ahmaklık göstermek. * Kaybolmuş bir şeyi araştırmak. * Yolu bilmeyen kimse, erbâbından sorup araştırmayarak gitmek. |
| TEBELLÜL: | (C.: Tebellülât) Nemlenme, ıslanma. |
| TEBELLÜR: | Billurlaşmak. Parlak, şekilli olup ve donup katılaşmak. * Açığa çıkmak. Meydana çıkmak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BELLET : | (C.: Bilel) Cisimlerin yüzeyinde olan yaşlık, ıslaklık. |
| BEL : | Bilâkis, belki, katiyyetle, ihtimaldir, öyle, dahi kelimeleri mânasına tercüme edilir. İ'rab edatıdır. |
| BERK-ÂSÂ : | şimşek gibi. Berk gibi. |