Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
BEN: (Bak: Ene) t. Psk: Şuurlu kişiliğimiz. Başlangıçta çocuğun benliği şuurlu değildir. Kendisini başkasından ayıramaz. Fakat canlı olarak ihtiyaç ve istekleri vardır. Benin bu şuursuz haline "alt ben" denir. Kendisi ile başkası arasındaki farkı anlamaya, münasebetler kurmaya, düşünmeğe başlayınca şuurlu kişiliği, beni ortaya çıkar. Ben, kendi menfaatına gördüğü, haz duyduğu herşeyi ister. İsteklerine kendisi için tehlikeli, acı verici gördüğü yerde, yani yine kendisi için sınır koyar. Başkalarını hesaba katmaz. Ahlâk ve din terbiyesiyle ben, her istediğini yapmaması gerektiğini öğrenir. Vicdan ve namus duygusuna sahip olur. Böylece "üst ben" mertebesine ulaşır. İsteklerini dizginlemesini öğrenir. "Alt ben"in had, sınır tanımayan arzularıyla din ve ahlâkın benliğimizdeki sesi durumunda olan "üst ben" arasında bir zıddiyet ve çatışma vardır. Ben, bu ikisi arasında ahenkle denge kurmaya çalışır. Bir suç ve günah işlediğinde benlikte suçluluk duygusu uyanır. Bundan kurtulmak için en küçük bahane ve şüphelere yapışır. Ve ahlâk ve dinî esasları inkâra yönelir. Bu sebeple her günahta küfre giden bir yol açılır. İslâm terbiyesi alan bir insanın benliği meşru sınırlarda Allahın emir ve rızası dairesinde kalır. Günah sınırlarına varmaz. Benin mahiyeti hakkında felsefî ve psikolojik muhtelif görüşler vardır. Henüz benliğin mahiyeti açıklanamamıştır. İslâm açısından bu mevzuda yazılan en esaslı yazı Risale-i Nurlardan Ene ve Zerre Risalesi'dir.
BENADIK: (Bunduk. C.) Yuvarlak kurşunlar.
Fındıklar.
BENADİR: (Bender. C.) Ticaret yerleri. Ticareti işlek limanlar.
BENAM: Parmak ucu.
BENAN: Parmak uçları. Parmaklar.
BENANE: (C: Benân-Benânât) Parmak başı.
BENÂT: (Bint. C.) Kızlar.
Bebekler.
BENÂT-I Bİ'SE: Musibetler, belâlar, felâketler, âfetler.
BENÂT-ÜL ARZ: Pınarlar, ırmaklar.
BENÂT-ÜR RÜŞDE: Nikâhlı kadından doğan evlat.
BENÂT-ÜS SADR: Endişe.
Hayal.
Kederler.
BENÂT-ÜD DEHR: Âfetler.
Zahmetler.
BENAVER: f. İri, büyük çıban. Kan çıbanı.
BENBEL: f. Ekşi şey.
Ekşi elma.
BENC: Türkçede "benek" adı verilen bir ot cinsidir ve tohumuna "bezr-ül benec" derler.
BENCİL: t. (Bak: Hodbin, Hodgâm)
BENCİLEYİN: t. Benim gibi.
BEND: f. Bağlanan. Bağlanmış.
Bağ. Boğum. Mafsal.
Su bendi. Baraj.
Gam. Gussa.
Mekir.
Hile.
Mülâhaza. Fıkra. Madde.
Aldatmak.
Birisini emri altına almak, bendetmek.
Edb: Baştan sona kadar aynı vezinli bir çok parçalardan meydana gelen ve kısım kısım gazel tarzında kafiyeleri değişen manzûmelerin her bir parçası. (Bak: Terkib-i bend)
BEND-İ ÂHENİN: Demir bağ. Demirden mânia.
BENDE: f. Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul.
BENDE-İ FERMÂN: Emir kulu, ferman kölesi.
BENDE-İ HALKA-BEGÛŞ: Kulağı halkalı olan köle, esir.
Mc: İtaatli, muti'.
BENDEGÂNE: Hizmetçi gibi. Bağlanmışçasına.
BENDEGÎ: Kölelik. Hizmetçilik.
Ubudiyyet, kulluk.
BENDE-HİRÎDE: Satın alınmış köle.
BENDEKA: Hiddetle bakma, sert bakış.
Bir şeyi fındık kadar ufak yapma.
BENDENE: f. Esvabın, giyilecek şeylerin bazı yerlerine dikilen düğme, kopça.
BENDENÜVAZ: f. Kölesini iltifatlandıran, adamını taltif eden.
BENDEPERVER: f. Köle besleyici, adam besleyici.
BENDER: (C.: Benâdir) Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi, büyük iskele.
BENDEREK: f. Küçük iskele.
Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. Mendirek.
BENDERGÂH: f. İşlek iskele, liman, şehir.
BENDERZ: f. Çuvaldız.
BENDEYAN: Hizmetçiler. Kullar.
Mensuplar.
BENDE-ZADE: f. Köle çocuğu.
Mc: Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzi muâmelede bulunan.
BENDİDE: f. Esir, köle.
Bağlı, bağlanmış.
BENDİME: f. Elbise yakasına ve kollarına açılan küçük delik.
Düğme, ilik.
BENDİŞ: f. Altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.
BEND-RÛG: f. Tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.
BENE: f. İnce urgan, ip.
BENEFSEC: Menekşe.
BENEFŞ(Î): f. Menekşe rengi, mor renk.
BENEFŞE: f. Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek.
Mor.
BENEFŞE-GÛN: f. Menekşe renkli, mor renkli. Gökyüzü.
BENEFŞE-ZÂR: f. Menekşe tarlası, menekşe bahçesi, menekşelik.
BENEK: f. Atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir çeşit kumaş.
BENES: Kötülükden, fenalıkdan ve iyi olmayan şeylerden çekinme ve kaçınma.
BENEVRE: f. Temel, esas, asıl.
BENG: f. Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar.
Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş.
Küçük çitlenbik.
BENGAH: f. Keçeden yapılmış olan Türkmen evi.
Âmirlere ve büyük rütbeli şahıslara ait çadır.
İçerisinde 'BEN' geçenler
AHBEN: Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.
AKBENEK: Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek.
ASELBENT: Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.
AZZ-İ BENÂM: Parmak ısırma.
BÂZUBEND: f. Pazvand. Kola bağlanan duâlı kağıt.
BENADIK: (Bunduk. C.) Yuvarlak kurşunlar. * Fındıklar.
BENADİR: (Bender. C.) Ticaret yerleri. Ticareti işlek limanlar.
BENAM: Parmak ucu.
BENAN: Parmak uçları. Parmaklar.
BENANE: (C: Benân-Benânât) Parmak başı.
BENÂT: (Bint. C.) Kızlar. * Bebekler.
BENÂT-I Bİ'SE: Musibetler, belâlar, felâketler, âfetler.
BENÂT-ÜL ARZ: Pınarlar, ırmaklar.
BENÂT-ÜR RÜŞDE: Nikâhlı kadından doğan evlat.
BENÂT-ÜS SADR: Endişe. * Hayal. * Kederler.
BENÂT-ÜD DEHR: Âfetler. * Zahmetler.
BENAVER: f. İri, büyük çıban. Kan çıbanı.
BENBEL: f. Ekşi şey. * Ekşi elma.
BENC: Türkçede "benek" adı verilen bir ot cinsidir ve tohumuna "bezr-ül benec" derler.
BENCİL: t. (Bak: Hodbin, Hodgâm)
BENCİLEYİN: t. Benim gibi.
BEND: f. Bağlanan. Bağlanmış. * Bağ. Boğum. Mafsal. * Su bendi. Baraj. * Gam. Gussa. * Mekir. * Hile. * Mülâhaza. Fıkra. Madde. * Aldatmak.* Birisini emri altına almak, bendetmek. * Edb: Baştan sona kadar aynı vezinli bir çok parçalardan meydana gelen ve kısım kısım gazel tarzında kafiyeleri değişen manzûmelerin her bir parçası. (Bak: Terkib-i bend)
BEND-İ ÂHENİN: Demir bağ. Demirden mânia.
BENDE: f. Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul.
BENDE-İ FERMÂN: Emir kulu, ferman kölesi.
BENDE-İ HALKA-BEGÛŞ: Kulağı halkalı olan köle, esir. * Mc: İtaatli, muti'.
BENDEGÂNE: Hizmetçi gibi. Bağlanmışçasına.
BENDEGÎ: Kölelik. Hizmetçilik. * Ubudiyyet, kulluk.
BENDE-HİRÎDE: Satın alınmış köle.
BENDEKA: Hiddetle bakma, sert bakış. * Bir şeyi fındık kadar ufak yapma.
BENDENE: f. Esvabın, giyilecek şeylerin bazı yerlerine dikilen düğme, kopça.
BENDENÜVAZ: f. Kölesini iltifatlandıran, adamını taltif eden.
BENDEPERVER: f. Köle besleyici, adam besleyici.
BENDER: (C.: Benâdir) Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi, büyük iskele.
BENDEREK: f. Küçük iskele. * Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. Mendirek.
BENDERGÂH: f. İşlek iskele, liman, şehir.
BENDERZ: f. Çuvaldız.
BENDEYAN: Hizmetçiler. Kullar. * Mensuplar.
BENDE-ZADE: f. Köle çocuğu. * Mc: Çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevâzi muâmelede bulunan.
BENDİDE: f. Esir, köle. * Bağlı, bağlanmış.
BENDİME: f. Elbise yakasına ve kollarına açılan küçük delik. * Düğme, ilik.
BENDİŞ: f. Altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.
BEND-RÛG: f. Tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.
BENE: f. İnce urgan, ip.
BENEFSEC: Menekşe.
BENEFŞ(Î): f. Menekşe rengi, mor renk.
BENEFŞE: f. Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek. * Mor.
BENEFŞE-GÛN: f. Menekşe renkli, mor renkli. Gökyüzü.
BENEFŞE-ZÂR: f. Menekşe tarlası, menekşe bahçesi, menekşelik.
BENEK: f. Atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir çeşit kumaş.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
BENADIK : (Bunduk. C.) Yuvarlak kurşunlar. * Fındıklar.
BERK-ÂSÂ : şimşek gibi. Berk gibi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...