Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
BERÎ: (Berâet. den) Kurtulmuş. Temiz. Kayıt ve hüküm altında olmayan. Zimmeti bulunmayan adam. Hiçbir karışıklık, kusur ve noksanı olmayan. Hastalıktan sâlim olan. (Bak: Ber')
BERİA: Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan. (Bak: Beraa)
BERİBERİ: (Seylanca) Asya'nın güneydoğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya'nın yerli halklarında görülen ve B vitamini eksikliğinde vücuda gelen bir hastalık.
BERİCEN: f. İçerisinde ekmek pişirilen ocak veya fırın.
BERİD: Postacı. Haberci. Elçi.
Sürücü.
Dört fersah mesâfe.
BERİD-İ FELEK: Satürn (Zühal) gezegeni.
BERİG: f. Set, bent.
BERİK: Yıldırayıcı, çok parlak nesne. (Mübâlağası: Berrak)
Parıltı, ışık, ziya.
BERİKE: Yırtmak. Paralamak.
Un helvası.
BERİLYUM: yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. (Be) sembolü ile gösterilir.
BERİM: Siyah ve beyaz ipliklerden meydana getirilen ip.
Cemaat.
Etsiz yemek.
BERİN: f. Pek yüksek, en yüce.
Yarık, yırtık, delik.
BERİSA': Halk, insan topluluğu.
BERİT: (C.: Berâyıt) Halk, beriyye.
BERİYYE: Halk. Mahlûk. İnsan.
Sahra. Çöl.
Kır.
İçerisinde 'BERÎ' geçenler
AB-BERİN: f. Akarsu ve şelâle kenarlarında suyun tazyikle akmasından meydana gelen içi oyuk kovuk.
ANBERÎ(N): Güzel kokulu. Anber kokulu.
ARŞ-I BERİN: Arş-ı âlâ. Göğün en yüksek tabakası.
BÂD-I BERÎN: Sabah rüzgârı. * Lâtif hava.
BEHREBERÎ: f. Ortaklık, şeriklik.
BERABERÎ: f. Eşitlik, müsavilik, beraberlik.
BERİA: Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan. (Bak: Beraa)
BERİBERİ: (Seylanca) Asya'nın güneydoğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya'nın yerli halklarında görülen ve B vitamini eksikliğinde vücuda gelen bir hastalık.
BERİCEN: f. İçerisinde ekmek pişirilen ocak veya fırın.
BERİD: Postacı. Haberci. Elçi. * Sürücü. * Dört fersah mesâfe.
BERİD-İ FELEK: Satürn (Zühal) gezegeni.
BERİG: f. Set, bent.
BERİK: Yıldırayıcı, çok parlak nesne. (Mübâlağası: Berrak) * Parıltı, ışık, ziya.
BERİKE: Yırtmak. Paralamak. * Un helvası.
BERİLYUM: yun. Zümrüt gibi bazı taşların bileşiminde bulunan bir elementtir. (Be) sembolü ile gösterilir.
BERİM: Siyah ve beyaz ipliklerden meydana getirilen ip. * Cemaat. * Etsiz yemek.
BERİN: f. Pek yüksek, en yüce. * Yarık, yırtık, delik.
BERİSA': Halk, insan topluluğu.
BERİT: (C.: Berâyıt) Halk, beriyye.
BERİYYE: Halk. Mahlûk. İnsan. * Sahra. Çöl. * Kır.
BİNABERİN: f. Bunun üzerine, bu sebebe binâen, bundan dolayı.
CEBER (CEBERİYE): (Ceberiyyun) Cüz'i iradeyi inkâr eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalâlete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu'tezile'dir.
CERİR-İ TABERÎ: (Bak: Taberî)
ÇETR-İ ANBERİN: Karanlık gece.
HABERÎ: (Haberiyye) Haberle ilgili. Haberden ibaret olan. * Gr: Yüklemle ilgili.
HAYR-UL BERİYYE: Halkın hayırlısı. Hz. Muhammed (A.S.M.)
HENBERÎT: Sırf yalan.
İBN-İ CERİR-İ TABERÎ: (Bak: Taberî)
KA'BERÎ: Ailesine, arkadaşına, yoldaşına, kabilesine ve halkına katılık eden, kötü ahlâklı kişi.
MU'TEBERİYET: Yürürlükte olma, geçerlilik. * Muteberlik, güvenirlik.
PEYGAMBERÎ: f. Peygamberlik. * Peygamberle alâkalı.
REHBERÎ: Kılavuzluk, rehberlik.
SANAVBERÎ: Kozalak biçiminde. Koni şeklinde.
TABERÎ: (Ebu Cafer Muhammed bin Cerir İbn-i Yezid) (Hi: 224 - 310) İslâm tarihçisi ve müfessiri olup Taberistan'da doğmuş, 7 yaşında Kur'anı hıfz edip bütün ömrünü ilme vakf etmiştir. Babasının adına izafetle Ceririye adlı bir fıkıh mektebi kurmuştur. İbn-i Cerir-et Taberî adı meşhurdur. Kur'an-ı Kerimin bütün kat'i sarih mânâlarını müteselsilen, an'aneli senetle menba-ı Risalete îsal ederek tefsirini yazmıştır.
ZEBERİN: f. Üstteki.
ZENBERİYYE: Büyük cins bir gemi. * İri vücutlu, enli erkek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
BERİA : Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan. (Bak: Beraa)
BERK-ÂSÂ : şimşek gibi. Berk gibi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...