Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BEV: | Deve yavrusunun derisi. (Bunu samanla doldurup anasına gösterirler. tâ ki sağılmaktan kaçmasın diye.) BEV : Geri çekmek. Lâyık olmak. İkrar etmek. |
| BEV': | Kulaç, kulaçlama. Sataşma, musallat olma. Kuytu yer. |
| BEVA': | Benzer, beraber, eş, denk. Hazır etmek. Doğrulanmak. Nüzul etmek, inmek. |
| BEVABET: | Kapıcılık, kapı bekçiliği. |
| BEVABÎ: | Kapıcılık, kapı bekçiliği. |
| BEVADİ: | (Bâdiye. C.) Bâdiyeler, sahralar, çöller. |
| BEVADİR: | (Bâdire. C.) Bâdireler, olagelen hâdiseler. |
| BEVAH: | Aşikâr, meydanda, belli. Herkesin gözleri önünde. |
| BEVAHE: | (Bûhe. C.) Dişi baykuşlar. Çakır doğan kuşları. Ahmak, ebleh adamlar. |
| BEVAHEN: | Belli olarak, âşikar. |
| BEVAHİD: | Musibetler, felâketler, âfetler, belâlar. |
| BEVAİK: | (Bâika. C.) Belâlar, musibetler, felâketler, âfetler. |
| BEVAKİ: | (Bâki, Bâkiye. C.) Bâkiler, kalanlar, daim olanlar. |
| BEVANİ: | Kaburga kemikleri. Deve ayakları. |
| BEVAR: | Mahvolma, çürüme, yok olma. Kadının kocaya varmayıp evde kalması. |
| BEVARİ: | (Bâriyye. C.) Hasırlar, ince kumaştan örülmüş hasırlar. |
| BEVARİD: | (Bârid. C.) Soğutulmuş yemekler. Omuzlarda boyun arasında, gerdanın yanında veya kulaklar arasında ve ensede olan etler. Sakat şeyler. |
| BEVARİH: | (Bârih. C.) Şiddetli sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar ki, adına Samyeli denir. |
| BEVARİK: | (Bârika. C.) Şimşek ve yıldırım parıltıları. Parıltılar, gözleri kamaştırıcı olan şeyler. |
| BEVÂRİK-İ SÜYUF: | Kılıçların parıltıları. |
| BEVAS: | f. Sıkıntı, keder, mihnet, elem, dert, kaygı, gam. Yokluk. |
| BEVASİR: | (Bâsur. C.) Mayasıllar, basurlar. |
| BEVAŞE: | Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek, yaba. |
| BEVATIL: | (Bâtıl. C.) Batıllar, hurafeler. Hak olmayanlar, sahteler. |
| BEVATIN: | (Bâtın. C.) Gizli ve kapalı şeyler. Aşikâr olmayan şeyler. (Zıddı: Zevahir'dir.) |
| BEVATİR: | (Bâtire. C.) Keskin, çok kesen kılıçlar. |
| BEVB: | Menetmek. |
| BEVBAT: | Sahra, çöl, geniş kumluk araziler. |
| BEVC: | Berk, şimşek. Yorulma. Bağırma, haykırma. |
| BEVÇ: | Azamet, büyüklük, heybet. Gösteriş, ihtişam. Zinet, süs, debdebe. |
| BEVD: | Kuyu. |
| BEVE': | Geri çekmek. İkrar etmek. Lâyık olmak. |
| BEVG: | Üstünlük, galibiyet, galib gelme. |
| BEVGA: | Yumuşak toprak. |
| BEVH: | Musibete, belâya uğrama; felâket gelmesi. Kederlenme. Gizli şeyin, sırrın açığa çıkması. |
| BEVH: | Kızgınlık ve hiddetin geçmesi. Ateşin sönmesi. |
| BEVH: | Lânet etme, beddua etme, söğme. Haberli olma. Düşünme. |
| BEVİŞ: | f. Tahmin, farzetme. |
| BEVJ: | f. Şiddetli kasırga, su çevrintisi, girdap. |
| BEVK: | Fenalık, düşmanlık, keder ve belâ meydana getirme. Musibet, felâket. İzinsiz ve habersiz olarak bir yere aniden çıkagelme. Çalıp çırpma. Yalan söz. Boşboğaz (adam). Şiddetli yağmur. |
| BEVK: | Sıçrayıp binme. Toplanma. Bir araya gelme. Karışma, karmakarışık olma. Su kaynağını karıştırarak açma. |
| BEVKA': | Kargaşalık, karışıklık. |
| BEVL: | Sidik, idrar. |
| BEVLE: | Çok işeyen adam. Kız çocuğu. |
| BEVLİYE: | Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji) |
| BEVN: | f. Nasib, pay, hisse. |
| BEVN: | İki şey arasındaki mesafe. Uzaklık. Fazilet, meziyet. |
| BEVN-İ BAİD: | Çok açıklık, uzak mesafe. |
| BEVNE: | Küçük kız çocuğu. |
| BEVR: | Helâk olma. Yok olma. Sınama, deneme. Alış-veriş sıkıntısı. Sürülmemiş yer. |
| İçerisinde 'BEV' geçenler | |
| BEV': | Kulaç, kulaçlama. * Sataşma, musallat olma. * Kuytu yer. |
| BEVA': | Benzer, beraber, eş, denk. * Hazır etmek. * Doğrulanmak. * Nüzul etmek, inmek. |
| BEVABET: | Kapıcılık, kapı bekçiliği. |
| BEVABÎ: | Kapıcılık, kapı bekçiliği. |
| BEVADİ: | (Bâdiye. C.) Bâdiyeler, sahralar, çöller. |
| BEVADİR: | (Bâdire. C.) Bâdireler, olagelen hâdiseler. |
| BEVAH: | Aşikâr, meydanda, belli. Herkesin gözleri önünde. |
| BEVAHE: | (Bûhe. C.) Dişi baykuşlar. * Çakır doğan kuşları. * Ahmak, ebleh adamlar. |
| BEVAHEN: | Belli olarak, âşikar. |
| BEVAHİD: | Musibetler, felâketler, âfetler, belâlar. |
| BEVAİK: | (Bâika. C.) Belâlar, musibetler, felâketler, âfetler. |
| BEVAKİ: | (Bâki, Bâkiye. C.) Bâkiler, kalanlar, daim olanlar. |
| BEVANİ: | Kaburga kemikleri. * Deve ayakları. |
| BEVAR: | Mahvolma, çürüme, yok olma. * Kadının kocaya varmayıp evde kalması. |
| BEVARİ: | (Bâriyye. C.) Hasırlar, ince kumaştan örülmüş hasırlar. |
| BEVARİD: | (Bârid. C.) Soğutulmuş yemekler. * Omuzlarda boyun arasında, gerdanın yanında veya kulaklar arasında ve ensede olan etler. * Sakat şeyler. |
| BEVARİH: | (Bârih. C.) Şiddetli sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar ki, adına Samyeli denir. |
| BEVARİK: | (Bârika. C.) Şimşek ve yıldırım parıltıları. * Parıltılar, gözleri kamaştırıcı olan şeyler. |
| BEVÂRİK-İ SÜYUF: | Kılıçların parıltıları. |
| BEVAS: | f. Sıkıntı, keder, mihnet, elem, dert, kaygı, gam. * Yokluk. |
| BEVASİR: | (Bâsur. C.) Mayasıllar, basurlar. |
| BEVAŞE: | Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek, yaba. |
| BEVATIL: | (Bâtıl. C.) Batıllar, hurafeler. Hak olmayanlar, sahteler. |
| BEVATIN: | (Bâtın. C.) Gizli ve kapalı şeyler. Aşikâr olmayan şeyler. (Zıddı: Zevahir'dir.) |
| BEVATİR: | (Bâtire. C.) Keskin, çok kesen kılıçlar. |
| BEVB: | Menetmek. |
| BEVBAT: | Sahra, çöl, geniş kumluk araziler. |
| BEVC: | Berk, şimşek. * Yorulma. * Bağırma, haykırma. |
| BEVÇ: | Azamet, büyüklük, heybet. Gösteriş, ihtişam. * Zinet, süs, debdebe. |
| BEVD: | Kuyu. |
| BEVE': | Geri çekmek. * İkrar etmek. * Lâyık olmak. |
| BEVG: | Üstünlük, galibiyet, galib gelme. |
| BEVGA: | Yumuşak toprak. |
| BEVH: | Musibete, belâya uğrama; felâket gelmesi. Kederlenme. * Gizli şeyin, sırrın açığa çıkması. |
| BEVH: | Kızgınlık ve hiddetin geçmesi. * Ateşin sönmesi. |
| BEVH: | Lânet etme, beddua etme, söğme. * Haberli olma. * Düşünme. |
| BEVİŞ: | f. Tahmin, farzetme. |
| BEVJ: | f. Şiddetli kasırga, su çevrintisi, girdap. |
| BEVK: | Fenalık, düşmanlık, keder ve belâ meydana getirme. * Musibet, felâket. * İzinsiz ve habersiz olarak bir yere aniden çıkagelme. * Çalıp çırpma. * Yalan söz. * Boşboğaz (adam). * Şiddetli yağmur. |
| BEVK: | Sıçrayıp binme. * Toplanma. Bir araya gelme. * Karışma, karmakarışık olma. * Su kaynağını karıştırarak açma. |
| BEVKA': | Kargaşalık, karışıklık. |
| BEVL: | Sidik, idrar. |
| BEVLE: | Çok işeyen adam. * Kız çocuğu. |
| BEVLİYE: | Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji) |
| BEVN: | f. Nasib, pay, hisse. |
| BEVN: | İki şey arasındaki mesafe. Uzaklık. * Fazilet, meziyet. |
| BEVN-İ BAİD: | Çok açıklık, uzak mesafe. |
| BEVNE: | Küçük kız çocuğu. |
| BEVR: | Helâk olma. Yok olma. * Sınama, deneme. * Alış-veriş sıkıntısı. * Sürülmemiş yer. |
| BEVS: | Acele, ileri geçme, ileri gitme. * Bıktırıncaya kadar israr etme. * Bir kimseden kaçıp gizlenme. * Bir şeyin rengi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BEV' : | Kulaç, kulaçlama. * Sataşma, musallat olma. * Kuytu yer. |
| BERK-ÂSÂ : | şimşek gibi. Berk gibi. |