Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BEYZ: | (C.: Büyuz) Yumurta. Kuşun yumurtlaması. Hayvanların bilhassa atın ayaklarında çıkan yumurta iriliğindeki şişler. |
| BEYZA: | (Müe.) Parlak. Beyaz. Sefid. Afet, dâhiye, belâ, musibet. |
| BEYZA: | Yumurta. Demir başlık. İnsanın hayası. Husye. |
| BEYZAT-ÜL BELED: | Devekuşu yumurtası. Mc: Aciz, zelil kimse. |
| BEYZAT-ÜD DÎK: | Horoz yumurtası. Mc: Bulunmaz şey. |
| BEYZAT-ÜL HARR: | Şiddetli sıcaklık. |
| BEYZAT-ÜL HIDR: | Kapalı, örtülü güzel kadın. |
| BEYZA': | (C.: Biyâz) Kasaba, köy. Güzel yüzlü kadın. (Müz: Ebyaz) |
| BEYZADE: | Osmanlı Sultanlarının oğulları. Bey oğlu. Babası reis veya âmir olan. Soylu, asil, necib. |
| BEYZAH: | İri yapılı, etine dolgun, şişmanca adam. |
| BEYZAN: | Beyazlar, aklar. |
| BEYZAR(E): | Geveze, çok konuşan. |
| BEYZARE: | Büyük ve uzun sopa. |
| BEYZAT-ÜL İSLAM: | İslâm milleti. İslâm'ın yayıldığı saha, İslâm ülkesi. İslâm'ın hakiki merkezi. |
| BEYZAVÎ: | Vefatı (Hi: 685) Büyük âlim ve müfessirlerdendir. Yazdığı Tefsiri "Beyzavî" ismiyle meşhurdur. Tebriz'de medfundur. (K.S.) |
| BEYZAVÎ: | (Beyzî) Yumurta gibi. Yumurtaya benzer şekil. |
| İçerisinde 'BEYZ' geçenler | |
| BERD-İ BEYZÂ: | (Bak: Nâr-ı beyzâ) |
| BEYZA: | (Müe.) Parlak. Beyaz. Sefid. * Afet, dâhiye, belâ, musibet. |
| BEYZA: | Yumurta. * Demir başlık. * İnsanın hayası. Husye. |
| BEYZAT-ÜL BELED: | Devekuşu yumurtası. * Mc: Aciz, zelil kimse. |
| BEYZAT-ÜD DÎK: | Horoz yumurtası. * Mc: Bulunmaz şey. |
| BEYZAT-ÜL HARR: | Şiddetli sıcaklık. |
| BEYZAT-ÜL HIDR: | Kapalı, örtülü güzel kadın. |
| BEYZA': | (C.: Biyâz) Kasaba, köy. * Güzel yüzlü kadın. (Müz: Ebyaz) |
| BEYZADE: | Osmanlı Sultanlarının oğulları. * Bey oğlu. Babası reis veya âmir olan. * Soylu, asil, necib. |
| BEYZAH: | İri yapılı, etine dolgun, şişmanca adam. |
| BEYZAN: | Beyazlar, aklar. |
| BEYZAR(E): | Geveze, çok konuşan. |
| BEYZARE: | Büyük ve uzun sopa. |
| BEYZAT-ÜL İSLAM: | İslâm milleti. * İslâm'ın yayıldığı saha, İslâm ülkesi. * İslâm'ın hakiki merkezi. |
| BEYZAVÎ: | Vefatı (Hi: 685) Büyük âlim ve müfessirlerdendir. Yazdığı Tefsiri "Beyzavî" ismiyle meşhurdur. Tebriz'de medfundur. (K.S.) |
| BEYZAVÎ: | (Beyzî) Yumurta gibi. Yumurtaya benzer şekil. |
| DÜRRE-İ BEYZÂ: | f. Parlak, büyük inci. |
| FİKRET-İ BEYZA: | Münevver fikir. Parlak fikir. |
| KÜREYVAT-I BEYZA: | Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atlı bir vaziyet-i acibe alırlar. |
| MİLLET-İ BEYZA: | Bütün Müslümanlar. |
| NAR-I BEYZA: | "Akkor, beyaz ateş" mânâsında olan bu tâbir fizikte: 1800 derece kadar olan hararette erimeyen cismin sıcaklık hâli demektir. * Bir meyve adı.(Hikmet-i tabiiyede nâr-ı beyza hâlinde ateşin bir derecesi var ki; harareti etrafına neşretmiyor ve etrafındaki harareti kendine celbettiği için, şu tarz bürudetle, etrafındaki su gibi mâyi şeyleri incimad ettirip, mânen bürudetiyle ihrak eder. İşte zemherir, bürudetiyle ihrak eden bir sınıf ateştir. Öyle ise, ateşin bütün derecâtına ve umum envâına câmi olan Cehennem içinde, elbette zemherir'in bulunması zaruridir. S.) |
| SÜTRE-İ BEYZÂ: | Beyaz perde. |
| YED-İ BEYZÂ: | Musa Aleyhisselâm'ın mu'cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak eli. Bu tabir mecaz olarak keramet ve hârikulâde haller ve meziyetler hakkında kullanılır. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BEYZA : | (Müe.) Parlak. Beyaz. Sefid. * Afet, dâhiye, belâ, musibet. |
| BEY' : | Satmak. * Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek. |
| BERK-ÂSÂ : | şimşek gibi. Berk gibi. |