Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
BEZE: Bez.
BEZE: Miskin, zavallı.
BEZE: f. Kabahat, suç, hata. Günah.
BEZEC: (C.: Bezecât) Boyun çekmek.
Laf vurmak.
Kuzu, hamel.
BEZEK: Zinet, süs, debdebe, gösteriş.
BEZEKÂR: f. Suçlu, günahkâr.
BEZEKÂRÎ: f. Suçluluk, günahkârlık.
BEZER: Gevezelik, boşboğazlık, çok konuşmaklık.
BEZESTEN: f. Değerli eşyanın satıldığı kapalıçarşı.
BEZEVEN: Sıçramak.
İçerisinde 'BEZE' geçenler
BEZBEZE: şiddetle sarsma, depretme. * Sür'atli yürüme. Kaçma.
BEZBEZE: Galibiyet, zafer, galebe, üstünlük. * Sıkılma, daralma. * Kısmet, nasib, pay. Hisse.
BEZEC: (C.: Bezecât) Boyun çekmek. * Laf vurmak. * Kuzu, hamel.
BEZEK: Zinet, süs, debdebe, gösteriş.
BEZEKÂR: f. Suçlu, günahkâr.
BEZEKÂRÎ: f. Suçluluk, günahkârlık.
BEZER: Gevezelik, boşboğazlık, çok konuşmaklık.
BEZESTEN: f. Değerli eşyanın satıldığı kapalıçarşı.
BEZEVEN: Sıçramak.
CERBEZE: Aldatıcı sözlerle kurnazlık etme. Fazla sözlerle aldatıcılık. Haklı ve haksız sözlerle hakikatı gizleme. * Beceriklilik, fetânet ile temyiz ve cesaret-i mutedile ve kuvvet-i idareden ibâret olan sıfat-ı zihniye.(Bu kelime, Arabçada: Hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâda kullanıldığı halde; Türkçede: Beceriklilik ve konuşma kabiliyeti gibi medhedilir bir sûrette geçmektedir.)(... Kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabâvettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinab eder. İ.İ.)(... Cerbeze nedir?C- Müteferrik büyük işlerde, yalnız kusurları görmek cerbezeliktir; aldanır ve aldatır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sümbüllendirerek hasenata galib etmektir...Meselâ: Bir aşiretin herbir ferdi, bir günde attığı balgamı, cerbeze ile vehmen tayy-ı mekân ederek birden bir şahısta o muhassalı temsil edip, başka efradı ona kıyas ederek, o nazar ile baksa...Veyahut bir sene zarfında birisinden gelen rayiha-i keriheyi, cerbeze ile tayy-i zaman ederek, bir dakika-i vâhidede, o şahs-ı hâzırda sudurunu tasavvur etse acaba, evvelki adam ne derece mustakzer; ikinci adam ne derece müteaffin... Hattâ hayal, gözünü kapasa, vehim dahi burnunu tutsa mağaralarından kaçsalar, akıl onları tevbih etmeğe hakkı olmayacaktır.İşte şu cerbezenin tavr-ı acibi; zaman ve mekânda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile herşeyi temaşa der. Hakikaten cerbeze, envaiyle garâibin makinesidir.Görülmüyor mu ki, cerbeze-âlûd bir âşıkın nazarında, umum kâinat, birbirine muhabbet ile müncezib, rakkasane hareket edip gülüşüyor... veyahut, çocuğunun vefatıyla matem tutan bir validenin cerbeze-âlûd me'yusiyeti nazarında umum kâinat, hüzün-engizâne ağlaşıyor. Tuluât)
CERBEZE-ÂLÛD: Cerbezeli. Cerbeze ile olan faaliyet.
MİNBEZE: Yastık.
MÜNABEZE: Bırakmak. * Atmak.
PENBEZEN: f. Hallaç. Pamuk atıcı.
REBEZE: (C.: Rebez-Rebezât) Devenin boyun yünü.
SERBEZEMİN: f. Başı yere eğilmiş olan.
ŞA'BEZE: El çabukluğu.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
BEZEC : (C.: Bezecât) Boyun çekmek. * Laf vurmak. * Kuzu, hamel.
BEZA : Konuşmada açık saçıklık. * Hayasızlık, utanmazlık.
BERK-ÂSÂ : şimşek gibi. Berk gibi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...