Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| BUD: | f. Varlık. |
| BUD U NEBUD: | f. Var-yok. Oldu-olmadı. |
| BUDALA: | Zekâca geri, salak. |
| BUDEÎ: | f. (Hindistan'da) Buda Dininden olan. |
| BUDENE: | f. Bıldırcın kuşu. |
| BUDHA: | Sâha. Avlu, meydan. |
| BUDU': | Can sıkılması. İdrak etme, anlama. |
| İçerisinde 'BUD' geçenler | |
| BEHBUD: | f. Sağlık, sıhhat, sağlamlık, iyilik. |
| BİHBUD: | f. Sağlam, sıhhi vücud, iyi, sağ. |
| BUD U NEBUD: | f. Var-yok. * Oldu-olmadı. |
| BUDALA: | Zekâca geri, salak. |
| BUDEÎ: | f. (Hindistan'da) Buda Dininden olan. |
| BUDENE: | f. Bıldırcın kuşu. |
| BUDHA: | Sâha. Avlu, meydan. |
| BUDU': | Can sıkılması. * İdrak etme, anlama. |
| DEBABUD: | İki ırgaçla dokunan bir bez cinsi. |
| ENBUDE: | f. İstif edilmiş, katlanmış, nizamlanmış, nizama konmuş, devşirilmiş. |
| HAYME-İ KEBUD: | Mavi çadır. * Mc: Sema, gök. |
| HOŞBUDE: | f. İyi oldu, iyi olurdu. |
| HUŞRÜBUDE: | f. Aklı kapılmış, aklı başından gitmiş. |
| KEBUD: | f. Mavi. Gök rengi. |
| KEBUDFÂM: | f. Gök renginde olan. Mavi renkli. |
| KEBUDÎ: | f. Mâvilik. |
| KEMERBESTE-İ UBUDİYET: | Cenab-ı Hakkın huzuruna çıkıp, kollarını önden bağlar şekilde, emre hazır vaziyette bekleyip, kulluğunu ifâde ve ilân etmek. (Namazdaki gibi) |
| KÜBUD: | (Kebed. C.) Karaciğerler. |
| LÜBUD: | Kuşun göğsü üstüne çöküp yatması. * Yapışmak. |
| MA'BUD: | (Mâbud) Kendine ibadet edilen Allah (C.C.) |
| MA'BUD-U Bİ-L HAK: | Hak olan ma'bud. Hakkıyla ibadete lâyık olan Allah (C.C.) |
| MA'BUD-U HAKİKÎ: | Hakiki ma'bud olan Cenab-ı Hak (C.C.) |
| MA'BUDE: | Şirk, evham ve putperestlikten doğan kadın heykeli ve emsali put. |
| MA'BUDİYYET: | Mâbud oluş. Kendine ibâdet edilmeğe lâyık olan, ki bu sıfat ancak Allah'a mahsustur. Uluhiyyet.(İşte şu vaziyette bir insana hakiki ma'bud olacak; yalnız, her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hâzır, mekândan münezzeh, aczden müberra, kusurdan mukaddes, nakstan muallâ bir Kadir-i Zülcelâl, bir Rahim-i Zülcemâl, bir Hakîm-i Zülkemâl olabilir. Çünkü, nihayetsiz hâcat-ı insaniyyeyi ifa edecek ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sâhibi olabilir. Öyle ise mabudiyete lâyık yalnız Odur. S.) (Bak: Taabbüd) |
| MEKBUD: | Ciğerinde hastalık olan. |
| NABUD: | (Nâ-bud) f. Mâdum, yok olan, bulunmayan. * İflas etmiş. Perişan olmuş. * Sonradan yok olan. |
| NA-BUDMEND: | f. Yoksul, fakir. |
| RÜBUD: | Dâim. * Yüreğin oynaması. * Durdurmak. * Hapsetmek. |
| RÜBUDE: | f. Kapılmış, kapılan. |
| UBUD: | (Ebed. C.) Ebedler, sonsuzluklar. |
| UBUDET: | Kulluk. (Aslında zillete derler.) |
| UBUDİYYET: | Bendelik, kulluk, kölelik. Kul olduğunu bilip Allah'a itaat etmek. Allah'a teslim olup, Kur'an ve Peygamber (A.S.M.) vasıtası ile verilen emirleri aynen icra ve tatbike çalışmak.(İnsanlar kendileri için değil, Allah'a ubudiyet için yaratılmışlardır.)(Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-i İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi, emr-i İlâhî ve neticesi rıza-i Hak'tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz. Belki zaifler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatler, o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hasiyetli virdi akim bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamıyanlar, mesela yüz hasiyeti ve faidesi bulunan Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî'yi veya bin hasiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i o faidelerin bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremiyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki o faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan onlar kasden ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o halis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer.Yalnız bu kadar var ki; böyle hasiyetli evradı okumak için, zaif insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip, evradı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından; çoklar, aktabdan ve selef-i salihînden mervî olan faideleri görmediklerinden şübheye düşer, hattâ inkar da eder. L.) (Bak: Rububiyet) |
| USBUD: | Kelp aşmasından olan kurt yavrusu. |
| ÜBUD: | Ürkmek. |
| YAD-BUD: | f. Armağan, yâdigâr. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| BUD U NEBUD : | f. Var-yok. * Oldu-olmadı. |
| BU' : | Bir şeyi kucaklayıp çekmek. |