Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
CAL': (Câli') Terbiyesiz. Kötü konuşan.
CÂL: Akıl.
Rey.
Kuyu duvarı.
CAL(İ): f. Tuzak, ağ.
Misvak ağacı.
CALE: f. Nehrin bir kenarından diğer kenarına geçebilmek için ağaçtan, sazdan veya şişirilmiş tulumlardan yapılan sal.
CALİ': Açık-saçık kadın. Hayasız kadın.
Utanmaz, utanması kıt olan adam.
CALİB: Çekici. Celbedici. Kendi tarafına çekip getirici olan.
CÂLİB-İ DİKKAT: Dikkat çeken.
CÂLİB-İ MERHAMET: Merhamet çeken.
CALİF: Deri soyan, kabuk soyan.
CALİFE: Deri ile eti birlikte koparan yara.
CALİNOS: (Kalinos) yun. İlk devirlerde yaşamış olan bir Yunan Filozofunun adı.
CALİS: (C.: Cüllâs) Oturan, oturucu, cülûs eden. Tahta çıkan.
CALİZ: f. Sebze bahçesi, bostan. Kavun karpuz tarlası.
CALÛT: (Bak: Yûşâ A.S.)
İçerisinde 'CÂL' geçenler
ACAL: (Ecel. C.) Eceller. Ölümler, vâdeler.
ACALİT: Yoğurt.
BİCAL: Büyük gövdeli şey. Azîm. Cesîm.
BÎ-MECAL: f. Mecalsiz, halsiz, dermansız, zayıf.
BÜCAL: f. Ateş koru. * Kömür.
CAL': (Câli') Terbiyesiz. Kötü konuşan.
CAL(İ): f. Tuzak, ağ. * Misvak ağacı.
CALE: f. Nehrin bir kenarından diğer kenarına geçebilmek için ağaçtan, sazdan veya şişirilmiş tulumlardan yapılan sal.
CALİ': Açık-saçık kadın. Hayasız kadın. * Utanmaz, utanması kıt olan adam.
CALİB: Çekici. Celbedici. Kendi tarafına çekip getirici olan.
CÂLİB-İ DİKKAT: Dikkat çeken.
CÂLİB-İ MERHAMET: Merhamet çeken.
CALİF: Deri soyan, kabuk soyan.
CALİFE: Deri ile eti birlikte koparan yara.
CALİNOS: (Kalinos) yun. İlk devirlerde yaşamış olan bir Yunan Filozofunun adı.
CALİS: (C.: Cüllâs) Oturan, oturucu, cülûs eden. Tahta çıkan.
CALİZ: f. Sebze bahçesi, bostan. Kavun karpuz tarlası.
CALÛT: (Bak: Yûşâ A.S.)
DECCAL: Hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren. (Deccal'ın Cennet dediği Cehennem gibi, Cehennem dediği de Cennet gibi olacağı rivâyet edilir. Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhirzamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkâr edip İslâmiyeti tahribe çalışacak ve dünyayı fesâda verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır. Bir hadis rivâyetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm tarafından bildirilmiştir. Âlem-i İslâmda muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivâvetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli cereyanlar bu gaybi ihbârın doğruluğunu tasdik etmektedir.) (Bak: Mehdi, Mesih, Mesih-üd-Deccal, Süfyan)(Deccal'ın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur, fir'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârâne olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. Fakat şahs-ı mânevisi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccal'a ait tavsifat-ı müdhişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhit'te, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun şahs-ı mânevîsi gösterilmiş. M.)
DÜCALE: Katran.
ERCAL: (Ricl. C.) Ayaklar.
ESCAL: (Secel. C.) İçi su dolu kovalar.
HACALET: Utanma. Utanç.
HACALET-ÂVER: f. Utandırıcı. Utanç veren.
HACCAL: Şatafatlı, debdebeli, gösterişli.
HİCAL: (Hacle. C.) Gerdekler, gelin odaları. * Çadır kapısına asılan kalın perde.
HİCAL: (Hecl. C.) Uçurumlar, derinlikler, yarlar, çukurlar.
İBCAL: Büyük saygı, tâzim ve tekrim. (Bu mânâlarda kullanılırsa da tebcil şeklinde kullanılması doğrudur.)
İ'CAL: Acele ettirme, çabuk yaptırma. * Öne geçme.
İCAL: Korkutmak.
İCALE: (Cevelan. dan) Dolaştırma, cevelan ettirme.
İCALE-İ ESB: Atı dolaştırma.
İCALET: El kitabı. Lüzum etttiği zaman müracaat olunup faydalanılan, cepte ve elde taşınabilir küçük kitap. * Acele ile ve derhal yapılan iş.
İCALETEN: Hemen, acele olarak, seri bir şekilde.
İHCAL: (Hacl. den) Utandırma.
İLMİYE RİCALİ: İlmiye tarikinin yüksek tabakasına verilen addır. Bunun yerine "ricâl-i ilmiye" tabiri de kullanılırdı. İlmiye mensubları cübbe ile sokağa çıktıkları halde ilmiye ricali lata yahut biniş giyerlerdi.
İNCAL: Davarı çimene salma, yeşilliğe bırakma.
İNSİCAL: Çekilme. * Dökülme.
İRCAL: Birini yayan olarak yürütme.
İRTİCAL(EN): Hazır cevaplılık. Düşünmeden ve birdenbire açıkça güzel söz veya şiir söylemek.
İRTİCALİYYAT: Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler.
İSTİCAL: Sonraya bırakılmasını istemek.
İSTİ'CAL: Acele olmasını istemek. Acele etmek.
MECAL: Tâkat. Güç. Kuvvet. * İktidar. İmkân. * Fırsat.
MECALÎ: (Meclâ. C.) Aynalar.
MECALİS: Meclisler. Toplantılar. Toplantı yerleri.
MESİH-ÜD DECCAL: Deccal'a da bu isim verilmesinin bir sırrı şudur ki: Bir gözü silik, yani kör ve ayıplı olmasındandır. Sadece bu dünyayı görüp, âhireti görecek gözünün kör olmasındandır. * Mesih, uğursuzluğundan nâşi Deccal'ın lâkabıdır. Nakşı silinmiş para, çok gezen adam, çok cima' eden kimse, yalancı, kezzab ve bir tarafında gözü silik olan adama denir. (L.R.)Hak Dini Kur'an Dili, Cilt: 5, sh: 4172'de şu tafsilât vardır: (Yalancı bir Mesih demektir. Vârid olan hadis-i şeriflerde; Deccal; bir yalancı ve halkı aldatmakta meharetli bir sahtekârdır ki, kâfirliği sahtekârlığı yüzünden belli olduğu hâlde bir takım harikalar göstererek uluhiyyet da'vâ eder. Deccalın bu suretle yalancı bir Mesih olması, onun hıristiyanlık taklidi altında zuhur edeceğini anlatır.) (Bak: Deccal)
MÜCALEDE: Harp âletleriyle vuruşma.
MÜCALESE(T): (Cülus. dan) Beraberce ve birlikte oturma.
MÜCALİH: Kışın da sağılan ve süt veren deve.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
CAL' : (Câli') Terbiyesiz. Kötü konuşan.
CÂ : f. Yer. Mekân. Mevki.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...