Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
CİN: (Bak: Cinn)
CİNAB: Hayvanlara vurulan damga ve nişan.
CİNAÎ: (Cinâiyye) Cinayetle alâkalı.
CİNAN: (Cennet. C.) Cennetler.
CİNAN-I ULÛM: İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri.
CİNARE: Esterâbâd ile Cürcân arasına derler.
CİNAS: Benzeyiş, münâsebet.
Edb: Birçok mânâya gelebilen söz, imalı, telmihli söz. telâffuzu bir, mânası ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. Bunu yapmaya "tecnis" denir, o kelimelere de "cinas" denir.
CİNAS-I MUHARREF: Edb: Yalnız harflerde beraberlik, harekelerde ayrılık bulunan cinâs. (merd, mürd gibi.)
CİNAS-I NÂKIS: Edb: Cinaslı kelimelerin birinde veya birkaç harfin ziyade olması suretiyle yapılan cinas. (dem, âdem gibi.)
CİNAS-I TAMM: Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).
CİNAYAT: (Cinayet. C.) Büyük cezâları gerektiren suçlar. Cinayetler.
CİNAYET: Adam öldürmek, katl. (Bak: Câni)
CİNAYET-KÂR: f. Cinayet işleyen.
CİNAZE: Tabut. İçine cenaze konulan sandık.
CİNCİN(E): (C: Cenâcin) Göğüs kemiği.
CİNH: Gece karanlığı.
CİNN: Bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan sonra en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi "Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla" insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. İnsanlar gibi dinin bir kısım emirlerini yapmakla ve bazı yasaklarından kaçınmakla yükümlüdürler. Kıyamet ve haşirden sonra cinlerden de dünya imtihanını kazananlar Cennet'e, kaybedenler Cehennem'e girecektir. Kâinat ve içindeki bütün varlıklar hakkında, en birinci söz söyleme hakkı; onların yaratıcısı ve mâliki olanındır. Çünki "Yapan bilir, öyleyse bilen konuşur" bir kaidedir. Cinlerin varlığını da, evvelâ; Kur'an-ı Kerimden öğreniyoruz. Ayrıca Peygamberimiz Resul-ü Ekrem'den (A.S.M.) gelen sahih rivayetler ve ashabının cinleri görmesi ve görüşmesi hâdiseleri de pek çoktur. Cinlerin pekçok cinsleri vardır. Bunlar lâtif yaratıklar oldukları için gaybî haberler getirmekte kullanılabilirler. Fakat Hazret-i Peygamber'den (A.S.M.) sonra cinlerin gaybî âlemden haber hırsızlamaları Cenab-ı Hak tarafından menedilmiştir.Cinlerin, kötülüğe sevkedenlerine şeytan-ı cinnî de denilir.
Lügatta: Bir şeyi hisseden, setretmek, gizlemek mânasına gelir.
CİNN SÛRESİ: Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
CİNNET: Delilik.
CİNNÎ: Cinn taifesinden olan.
CİNS: Nevi'. Boy, soy, kavim, kabile. Aynı çeşitten olmak.
CİNS-İ LATİF: Lâtif ve hoş cins, nev. İnsanlar nev'inde kadın.
CİNSÎ: Zırh yapıcı.
CİNSÎ: Cinsle ilgili, cinsle alâkalı.
CİNSİYET: Bir kavim ve kabileye mensub olma.
Bir cins ile alâkalı olma.
CİNUN (CİNAN): Gece karanlık olmak.
CİNZAB: Yaban havucu.
İçerisinde 'CİN' geçenler
ACİN: Rengi ve tadı değişmiş pis su.
ACİN: Yoğurma, hamur tutma.
ACİNÎ: Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.
ACİNİYET: Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.
AZV-İ CİNNET: Delilik isnadı.
BED-CİNS: f. Cinsi bozuk.
BESATİN-İ CİNAN: Cennet bostanları. Cennet bahçeleri.
CİNAB: Hayvanlara vurulan damga ve nişan.
CİNAÎ: (Cinâiyye) Cinayetle alâkalı.
CİNAN: (Cennet. C.) Cennetler.
CİNAN-I ULÛM: İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri.
CİNARE: Esterâbâd ile Cürcân arasına derler.
CİNAS: Benzeyiş, münâsebet. * Edb: Birçok mânâya gelebilen söz, imalı, telmihli söz. telâffuzu bir, mânası ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. Bunu yapmaya "tecnis" denir, o kelimelere de "cinas" denir.
CİNAS-I MUHARREF: Edb: Yalnız harflerde beraberlik, harekelerde ayrılık bulunan cinâs. (merd, mürd gibi.)
CİNAS-I NÂKIS: Edb: Cinaslı kelimelerin birinde veya birkaç harfin ziyade olması suretiyle yapılan cinas. (dem, âdem gibi.)
CİNAS-I TAMM: Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).
CİNAYAT: (Cinayet. C.) Büyük cezâları gerektiren suçlar. Cinayetler.
CİNAYET: Adam öldürmek, katl. (Bak: Câni)
CİNAYET-KÂR: f. Cinayet işleyen.
CİNAZE: Tabut. İçine cenaze konulan sandık.
CİNCİN(E): (C: Cenâcin) Göğüs kemiği.
CİNH: Gece karanlığı.
CİNN: Bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan sonra en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi "Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla" insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. İnsanlar gibi dinin bir kısım emirlerini yapmakla ve bazı yasaklarından kaçınmakla yükümlüdürler. Kıyamet ve haşirden sonra cinlerden de dünya imtihanını kazananlar Cennet'e, kaybedenler Cehennem'e girecektir. Kâinat ve içindeki bütün varlıklar hakkında, en birinci söz söyleme hakkı; onların yaratıcısı ve mâliki olanındır. Çünki "Yapan bilir, öyleyse bilen konuşur" bir kaidedir. Cinlerin varlığını da, evvelâ; Kur'an-ı Kerimden öğreniyoruz. Ayrıca Peygamberimiz Resul-ü Ekrem'den (A.S.M.) gelen sahih rivayetler ve ashabının cinleri görmesi ve görüşmesi hâdiseleri de pek çoktur. Cinlerin pekçok cinsleri vardır. Bunlar lâtif yaratıklar oldukları için gaybî haberler getirmekte kullanılabilirler. Fakat Hazret-i Peygamber'den (A.S.M.) sonra cinlerin gaybî âlemden haber hırsızlamaları Cenab-ı Hak tarafından menedilmiştir.Cinlerin, kötülüğe sevkedenlerine şeytan-ı cinnî de denilir. * Lügatta: Bir şeyi hisseden, setretmek, gizlemek mânasına gelir.
CİNN SÛRESİ: Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
CİNNET: Delilik.
CİNNÎ: Cinn taifesinden olan.
CİNS: Nevi'. Boy, soy, kavim, kabile. Aynı çeşitten olmak.
CİNS-İ LATİF: Lâtif ve hoş cins, nev. İnsanlar nev'inde kadın.
CİNSÎ: Zırh yapıcı.
CİNSÎ: Cinsle ilgili, cinsle alâkalı.
CİNSİYET: Bir kavim ve kabileye mensub olma. * Bir cins ile alâkalı olma.
CİNUN (CİNAN): Gece karanlık olmak.
CİNZAB: Yaban havucu.
DACİN: (C.: Devâcin) Evi öğrenmiş olan davar.
DÂR-I CİNAN: f. Cennet yurtları. Cennetler.
DEHLİZ-İ CİNAN: Revak-ı uhreviye mânasında mecazî bir deyimdir. (Bak: Revâk-ı uhreviye).
EBNÂ-İ CİNS: Kendi sülâlesinden gelenler. Aynı cinsten olanlar.
ECİNNE: (Cenin C.) Ceninler. Ana karnındaki çocuklar.
ECİNNÎ: Cin taifesinden bir fert. (Bak: Cinn)
ENCİN: f. Tane tane, ufak ufak, parça parça. * Sıvacı.
GENC (GENCİNE): f. Define, hazine. Gömülü hazine. Kenz.
HACİN: Küçük hayvan. * Büluğdan önce evlenmiş olan kız.
HECİN: Pek hızlı yürüyen bir cins deve. * Arap atı ile diğer cins attan doğmuş melez at.
HEM-CİNS: Aynı cinsten olan.
İNFAK-I MUHTACÎN: Muhtaçları, yoksulları besleme.
İNS Ü CİNN: İnsan ve cin.
İSM-İ CİNS: Gr: Cins isim. Bir cinsten, bir nev'den olan şeylerin hepsine verilen bir ad. Vilâyet, karpuz, kedi gibi.
KUSUR-İ CİNAN: Cennet'teki köşkler.
LACİN: Ağaçtan dökülen yaprak. * Ağaçtan yaprak indirme.
LECİN: Ağaçtan yaprak dökmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
CİNAB : Hayvanlara vurulan damga ve nişan.
CİAL : (C.: Cüul) Ocaktan çömlek ve tencere gibi sıcak şeyleri tutup indirmekte kullanılan bez.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...