Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| CAHÎ: | (Cahiye) Aşikar, aleni, açık, meydanda ve herkesin gözleri önünde olan. |
| CAHİD: | Mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cenkeden, vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden. |
| CAHİD: | Bildiği halde inkâr eden. Ayak direyen. |
| CAHİF: | Kişinin kendi yanında olan şeylerin çokluğundan fahirlenmesi. |
| CAHİF: | Uykusunda dişini öttürmek. Çok fazla hafiflik üzerine olmak. Nefis, ruh. İnsanın karnından çıkan ses. Kısa. Çok asker. |
| CAHİL: | Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy. Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.) |
| CAHİL-İ ANÛD: | İnatçı cahil. |
| CAHİLANE: | f. Câhillikle, câhilce, câhil kimseye yakışır şekilde. |
| CAHİLE: | (C.: Cevâhil) Değirmen çarkı. |
| CAHİLİYYET: | Cahilliğe âit. İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendilerine yeni putlar dikiyor ve kendi yaptıkları bu putlara kendileri tapıyor. (Bak: Yobaz.) |
| CAHİM: | Çok sıcak yer. |
| CAHİM: | Şiddetli ve kat kat birbiri üzerine yanan ateş. Çukur yerde yanan ateş. Cehennem'in bir tabakası. |
| CAHİMÎ: | Cehennem gibi. |
| CAHİYEN: | Aşikâr olarak, alenen. |
| CAHİZ: | Cesur, cesaretli, yiğit. |
| İçerisinde 'CAHÎ' geçenler | |
| ASABİYYET-İ CAHİLİYYE: | İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.) |
| ASR-I CAHİLİYYET: | Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi. * Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri. |
| CAHİD: | Mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cenkeden, vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden. |
| CAHİD: | Bildiği halde inkâr eden. Ayak direyen. |
| CAHİF: | Kişinin kendi yanında olan şeylerin çokluğundan fahirlenmesi. |
| CAHİF: | Uykusunda dişini öttürmek. * Çok fazla hafiflik üzerine olmak. * Nefis, ruh. * İnsanın karnından çıkan ses. * Kısa. * Çok asker. |
| CAHİL: | Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy. * Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.) |
| CAHİL-İ ANÛD: | İnatçı cahil. |
| CAHİLANE: | f. Câhillikle, câhilce, câhil kimseye yakışır şekilde. |
| CAHİLE: | (C.: Cevâhil) Değirmen çarkı. |
| CAHİLİYYET: | Cahilliğe âit. * İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendilerine yeni putlar dikiyor ve kendi yaptıkları bu putlara kendileri tapıyor. (Bak: Yobaz.) |
| CAHİM: | Çok sıcak yer. |
| CAHİM: | Şiddetli ve kat kat birbiri üzerine yanan ateş. Çukur yerde yanan ateş. * Cehennem'in bir tabakası. |
| CAHİMÎ: | Cehennem gibi. |
| CAHİYEN: | Aşikâr olarak, alenen. |
| CAHİZ: | Cesur, cesaretli, yiğit. |
| ECAHİL: | (Echel. C.) En cahil, daha bilgisiz olanlar. |
| FÂSIK-I MÜTECÂHİR: | Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.) |
| GAYRET-İ CÂHİLİYE: | Körü körüne uğraşmak. Allah'ın razı olmadığı lüzumsuz şeylere kıymet vererek didinmek. |
| HAMİYET-İ CÂHİLİYE: | f. Câhillikten gelen ırkçılık gibi bâtıl inanışları koruma gayreti. * Cenab-ı Hakk'ın ve Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) nehyettiği ve hak dine uymayan eski ve kötü inançları muhafaza gayreti. |
| HÜKM-İ VİCAHÎ: | Huk: Tarafların her ikisinin de veya vekillerinin hazır bulundukları hâlde verilen hüküm. |
| MÜCAHİD: | Cihad eden. Çalışan. Din için çalışan. Düşmanlara karşı koyan. Çarpışan. * Fık: Allah (C.C.) yolunda gönüllü olarak cihada iştirak etmek istediği halde nefakadan, silâh ve saireden mahrum olan gazi demektir. Âyet meâli: "Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle -Allah'ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle- beraberdir. (Sure : 29, âyet : 69) |
| MÜCAHİDANE: | f. Mücahid bir kimseye yakışır suret ve şekilde. |
| MÜCAHİDÎN: | (Mücahid. C.) Mücahidler. Cihad edenler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla çalışan, çarpışanlar. |
| MÜRECCAHİYET: | Üstünlük, müreccah oluş.(Bir tâne sıdk, bir harman yalanları yakar; bir tâne hakikat bir harman hayalâta müreccahtır. M.) |
| MÜTECAHİD: | İkrar etmeyen, inkâr eden. |
| MÜTECAHİL: | Tecahül eden. Bilmemezlikten gelen, câhil gibi görünen. |
| MÜTECAHİLÂNE: | f. Bilmiyor görünerek, bilmemezlikten gelerek. |
| MÜTECAHİR: | Yüksek sesle söyleyen. * Gizlemeyen. Aşikâre yapan. Açıktan günah işleyen. |
| ÖMR-Ü CAHİM: | Cehennem hayatı. |
| ÜCAHİN: | (C: Acâhine) Hizmetkâr. * Aşçı. Dost. * Deyyus. |
| VİCAHÎ: | (Vicahiyye) Yüzyüze olan, karşılıklı olan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| CAHİD : | Mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cihad eden. Mücâhid olan. Din düşmanı ile elinden geldiği kadar mânen, kavlen, kalemen ve maddeten cenkeden, vuruşan. Mümkün olduğu kadar gayretle çalışan. Kur'an ve İman hakikatlarının neşrinde çalışmak suretiyle mücahede eden. |
| CAH : | (Câhe) f. Makam, mansıb. Kadr, itibar. |
| CÂ : | f. Yer. Mekân. Mevki. |