Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| CAM: | f. Cam, şişe, bardak, sırça. |
| CAM-I GEVHERÎ: | Billur kadeh. |
| CAM-I MEMLÛ: | Dolu kadeh. |
| CAM-I SEHER: | Güneş, şems. |
| CAM-I SİM: | Sevgilinin çenesi. |
| CAM-I TEHÎ: | Boş kadeh. |
| CAM-I ZERRİN: | f. Altın kadeh. Tas: Allah âşıkının kalbi. Bir kasaba adı. Bir şarab adı. |
| CAME: | f. Evde giyilen bol elbise. Elbise, çamaşır. Sevb, libas. |
| CAME-İ FENA: | Kefen. |
| CAME-İ HASSA: | Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar. |
| CAME-İ HAYAT: | Hayat elbisesi, ömür. |
| CAME-İ ÎDÎ: | Bahar çiçekleri. Kırmızı renkli elbise. Bayram elbisesi. |
| CAME-İ NEVRUZÎ: | Rengârenk elbise. Bahar geldiğinde açan çeşitli çiçekler. |
| CAMEDAR: | f. Elbiseyi muhafaza eden kimse. Vestiyer. |
| CAME-DUZ: | Terzi, elbise diken. |
| CAME-GÎ: | f. Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. Tüfek fitili. Elbiselik kumaş. Hizmetkâr, hademe, hâdim. |
| CAMEHAB: | f. Yatak. |
| CAMEKÂN: | f. Elbise soyunulacak yer. Camlık. |
| CAMEŞUY: | (C.: Câmeşuyân) f. Çamaşırcı, çamaşır yıkayan. |
| CAMGER: | f. Cam yapan sanatkâr, camcı ustası. |
| CAMGÛL: | f. Külhanbeyi. |
| CAMHANE: | f. Cam fabrikası. |
| CAMÎ: | (Molla Camî) Hi: 817-898 Büyük bir İslâm müellifidir. Asıl adı: Abdurrahman'dır. Yüze yakın eser vermiştir. |
| CAMİ: | İslâm mâbedi. İbadet yeri olan bina. Cem'edici, toplayıcı, içine alan. Cem'etmiş, toplamış bulunan, hâvi ve muhit olan. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir. Ehl-i Hadis ıstılahınca da; Buhâri Hadis kitabları gibi, babların sekizini birden cem' eden büyük hadis kitablarına da Câmi denir veya Sünen ismi verilir. |
| CAMİ-İ EMEVÎ: | şam şehrinde büyük bir câmidir. |
| CAMİ-İ KEBİR: | Büyük cami. |
| CAMİ-İ KUR'AN: | Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir. |
| CAMİ-ÜL MEHASİN: | Güzel vasıfları huyları kendinde toplamış bulunan. |
| CAMİA: | Topluluk. Birlik. Kütle. Dâr-ül fünûn. |
| CAMİD: | (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız. |
| CAMİH: | Başı sert hayvan. |
| CAMİİYYET: | Câmi'lik, toplayıcılık. Çok şeylerle alâkalılık. Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.(Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnâ'yı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir; âdetâ kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasılki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de en küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlikıdır. L.) |
| CAMİL: | Çobanla olan deve sürüsü. |
| CAMİS: | Cansız, camid. Letâfeti gitmiş olan elbise. |
| CAMİT: | Eski ve Ortaçağlarda Giresun ile Samsun arasında kalan dağlık mıntıkaya verilen ad. Osmanlılar zamanında bu kelime Canik olarak kullanılmıştır. |
| CAMİ-ÜL EZHER: | Mısır'daki en büyük üniversitenin adı. |
| CAMİ-ÜL HURUF: | Kitap te'lif eden, müellif, yazar. |
| CAMİ-ÜL KELİM: | Vecize. Kısa olup çok mânaya gelen söz. |
| CAMUS: | Su sığırı. Manda. Kömüş. |
| İçerisinde 'CAM' geçenler | |
| AB-CAME: | f. Su kabı. |
| A'CAM: | (Acem. C.) Acemler. İranlılar. * Arab olmayanlar. |
| ACAM: | (Ecme. C.) Meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. |
| BED-FERCAM: | f. Sonu kötü. Sonu korkulu ve lânetlenmiş olan. Akibeti fena. |
| CAM-I GEVHERÎ: | Billur kadeh. |
| CAM-I MEMLÛ: | Dolu kadeh. |
| CAM-I SEHER: | Güneş, şems. |
| CAM-I SİM: | Sevgilinin çenesi. |
| CAM-I TEHÎ: | Boş kadeh. |
| CAM-I ZERRİN: | f. Altın kadeh. * Tas: Allah âşıkının kalbi. * Bir kasaba adı. * Bir şarab adı. |
| CAME: | f. Evde giyilen bol elbise. Elbise, çamaşır. Sevb, libas. |
| CAME-İ FENA: | Kefen. |
| CAME-İ HASSA: | Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar. |
| CAME-İ HAYAT: | Hayat elbisesi, ömür. |
| CAME-İ ÎDÎ: | Bahar çiçekleri. Kırmızı renkli elbise. * Bayram elbisesi. |
| CAME-İ NEVRUZÎ: | Rengârenk elbise. * Bahar geldiğinde açan çeşitli çiçekler. |
| CAMEDAR: | f. Elbiseyi muhafaza eden kimse. * Vestiyer. |
| CAME-DUZ: | Terzi, elbise diken. |
| CAME-GÎ: | f. Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. * Tüfek fitili. * Elbiselik kumaş.* Hizmetkâr, hademe, hâdim. |
| CAMEHAB: | f. Yatak. |
| CAMEKÂN: | f. Elbise soyunulacak yer. * Camlık. |
| CAMEŞUY: | (C.: Câmeşuyân) f. Çamaşırcı, çamaşır yıkayan. |
| CAMGER: | f. Cam yapan sanatkâr, camcı ustası. |
| CAMGÛL: | f. Külhanbeyi. |
| CAMHANE: | f. Cam fabrikası. |
| CAMÎ: | (Molla Camî) Hi: 817-898 Büyük bir İslâm müellifidir. Asıl adı: Abdurrahman'dır. Yüze yakın eser vermiştir. |
| CAMİ: | İslâm mâbedi. İbadet yeri olan bina. * Cem'edici, toplayıcı, içine alan. * Cem'etmiş, toplamış bulunan, hâvi ve muhit olan. * Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir. * Ehl-i Hadis ıstılahınca da; Buhâri Hadis kitabları gibi, babların sekizini birden cem' eden büyük hadis kitablarına da Câmi denir veya Sünen ismi verilir. |
| CAMİ-İ EMEVÎ: | şam şehrinde büyük bir câmidir. |
| CAMİ-İ KEBİR: | Büyük cami. |
| CAMİ-İ KUR'AN: | Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir. |
| CAMİ-ÜL MEHASİN: | Güzel vasıfları huyları kendinde toplamış bulunan. |
| CAMİA: | Topluluk. Birlik. Kütle. * Dâr-ül fünûn. |
| CAMİD: | (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız. |
| CAMİH: | Başı sert hayvan. |
| CAMİİYYET: | Câmi'lik, toplayıcılık. * Çok şeylerle alâkalılık. * Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.(Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnâ'yı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir; âdetâ kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasılki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de en küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlikıdır. L.) |
| CAMİL: | Çobanla olan deve sürüsü. |
| CAMİS: | Cansız, camid. * Letâfeti gitmiş olan elbise. |
| CAMİT: | Eski ve Ortaçağlarda Giresun ile Samsun arasında kalan dağlık mıntıkaya verilen ad. Osmanlılar zamanında bu kelime Canik olarak kullanılmıştır. |
| CAMİ-ÜL EZHER: | Mısır'daki en büyük üniversitenin adı. |
| CAMİ-ÜL HURUF: | Kitap te'lif eden, müellif, yazar. |
| CAMİ-ÜL KELİM: | Vecize. Kısa olup çok mânaya gelen söz. |
| CAMUS: | Su sığırı. Manda. Kömüş. |
| DİV-CAME: | f. Eskiden savaşlarda giyilen kaplan veya arslan postekisi. |
| E'CAM: | (Acem. C.) Arab olmayanlar. Güzel arabi bilmeyenler. Güzel ve fasih konuşamıyanlar. * Acemiler. |
| ECAMİRE: | Taifeler, kabileler, kavimler. |
| ENCÂM: | Son, nihayet, netice. |
| ENCÂM-I KÂR: | İşin neticesi, amelin sonu. |
| FERCAM: | f. Son, uç. |
| FERCAM-GÂH: | f. Son mekân, âkibet yeri. * Mc: Kabir, mezar. |
| HABCAME: | f. Gecelik ve pijama gibi gece uyurken giyilen elbise. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| CAM-I GEVHERÎ : | Billur kadeh. |
| CÂ : | f. Yer. Mekân. Mevki. |