Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| CAMÎ: | (Molla Camî) Hi: 817-898 Büyük bir İslâm müellifidir. Asıl adı: Abdurrahman'dır. Yüze yakın eser vermiştir. |
| CAMİ: | İslâm mâbedi. İbadet yeri olan bina. Cem'edici, toplayıcı, içine alan. Cem'etmiş, toplamış bulunan, hâvi ve muhit olan. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir. Ehl-i Hadis ıstılahınca da; Buhâri Hadis kitabları gibi, babların sekizini birden cem' eden büyük hadis kitablarına da Câmi denir veya Sünen ismi verilir. |
| CAMİ-İ EMEVÎ: | şam şehrinde büyük bir câmidir. |
| CAMİ-İ KEBİR: | Büyük cami. |
| CAMİ-İ KUR'AN: | Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir. |
| CAMİ-ÜL MEHASİN: | Güzel vasıfları huyları kendinde toplamış bulunan. |
| CAMİA: | Topluluk. Birlik. Kütle. Dâr-ül fünûn. |
| CAMİD: | (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız. |
| CAMİH: | Başı sert hayvan. |
| CAMİİYYET: | Câmi'lik, toplayıcılık. Çok şeylerle alâkalılık. Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.(Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnâ'yı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir; âdetâ kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasılki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de en küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlikıdır. L.) |
| CAMİL: | Çobanla olan deve sürüsü. |
| CAMİS: | Cansız, camid. Letâfeti gitmiş olan elbise. |
| CAMİT: | Eski ve Ortaçağlarda Giresun ile Samsun arasında kalan dağlık mıntıkaya verilen ad. Osmanlılar zamanında bu kelime Canik olarak kullanılmıştır. |
| CAMİ-ÜL EZHER: | Mısır'daki en büyük üniversitenin adı. |
| CAMİ-ÜL HURUF: | Kitap te'lif eden, müellif, yazar. |
| CAMİ-ÜL KELİM: | Vecize. Kısa olup çok mânaya gelen söz. |
| İçerisinde 'CAMİ' geçenler | |
| CAMİ-İ EMEVÎ: | şam şehrinde büyük bir câmidir. |
| CAMİ-İ KEBİR: | Büyük cami. |
| CAMİ-İ KUR'AN: | Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir. |
| CAMİ-ÜL MEHASİN: | Güzel vasıfları huyları kendinde toplamış bulunan. |
| CAMİA: | Topluluk. Birlik. Kütle. * Dâr-ül fünûn. |
| CAMİD: | (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız. |
| CAMİH: | Başı sert hayvan. |
| CAMİİYYET: | Câmi'lik, toplayıcılık. * Çok şeylerle alâkalılık. * Pek ziyâde mânâları ve şeyleri hâvi olmak.(Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnâ'yı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir; âdetâ kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasılki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de en küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlikıdır. L.) |
| CAMİL: | Çobanla olan deve sürüsü. |
| CAMİS: | Cansız, camid. * Letâfeti gitmiş olan elbise. |
| CAMİT: | Eski ve Ortaçağlarda Giresun ile Samsun arasında kalan dağlık mıntıkaya verilen ad. Osmanlılar zamanında bu kelime Canik olarak kullanılmıştır. |
| CAMİ-ÜL EZHER: | Mısır'daki en büyük üniversitenin adı. |
| CAMİ-ÜL HURUF: | Kitap te'lif eden, müellif, yazar. |
| CAMİ-ÜL KELİM: | Vecize. Kısa olup çok mânaya gelen söz. |
| ECAMİRE: | Taifeler, kabileler, kavimler. |
| MAHİYET-İ CÂMİA: | Çok vasıfları içinde toplayan mahiyet. (Bak: Himmet) |
| MECAMİ': | (Mecmua. C.) Mecmualar. Dergiler. |
| MECAMİR: | (Micmer. C) İçlerinde tütsü yakılan kaplar, buhurdanlar. |
| MEVLANA CAMİ: | (Bak: Câmi) |
| MOLLA CÂMİ: | (Bak: Câmi) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| CAMİ-İ EMEVÎ : | şam şehrinde büyük bir câmidir. |
| CAM : | f. Cam, şişe, bardak, sırça. |
| CÂ : | f. Yer. Mekân. Mevki. |