Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
CELL: (C.: Cülûl) Yerden birşey toplamak.
Gemi yelkeni.
Yaşlı olmak.
Kadr ve mertebesi büyük olmak.
Celil, büyük, ulu.
CELLAD: İdama mahkûm olanları idam etmeğe vazifeli olan adam.
Mc: Merhametsiz.
CELLALE: Necaset yiyen sığır.
CELLE: Deve ve koyun tersi.
Az olarak insan pisliğinden kinâye olur.
CELLE: "Celil oldu, celil olsun" meâlinde ve Celle Celâluhu diye, Allah İsm-i Celali işitildiği veya anıldığı anda, tâzim makamında söylenir.
İçerisinde 'CELL' geçenler
AZZE VE CELLE: Aziz ve Celâl olsun, oldu... (meâlinde, Cenab-ı Hakkın isminden sonra hürmet maksadı ile söylenir.)
BÂD-I TECELLİ: Tecelli rüzgârı. * Kader.
CELLAD: İdama mahkûm olanları idam etmeğe vazifeli olan adam. * Mc: Merhametsiz.
CELLALE: Necaset yiyen sığır.
CELLE: Deve ve koyun tersi. * Az olarak insan pisliğinden kinâye olur.
CELLE: "Celil oldu, celil olsun" meâlinde ve Celle Celâluhu diye, Allah İsm-i Celali işitildiği veya anıldığı anda, tâzim makamında söylenir.
CEMAAT-I MÜCELLİDÂN-I HÂSSA: Tar: Saraydaki kitabları ciltlemekle vazifeli sanatkârlar.
ECELL: (Celil. den.) Çok güzel. çok büyük. En üstün. Çok celil.
ECELL-İ MAHLUKÂT: Mahlukların en üstünü. İnsan.
ECELL: Evet, neam, belî.
GAMZE-İ CELLÂD: Cana kıyan yan bakış.
İBN-İL CELLÂ: Meşhur kişi. Namlı ve şöhretli adam.
İZHAR-I TECELLÜD: İnad edip kafa tutma, yalandan cesaretlilik gösterme.
MECELLAT: (Mecelle. C.) Mecmualar, kitaplar, dergiler.
MECELLE: Mecmua. Fikir topluluğu. Risale. Kitab. Hikmetli sahife. * Fıkıh kitabının muâmelât kısmının toplu bir parcası. * İslâm Hukukuna dâir bir mecmua.
MÜCELLA: Parlak, Cilâlı. Cilâlanmış.
MÜCELLED: Ciltlenmiş. Ciltli kitab.
MÜCELLEDÂT: (Mücelled. C.) Ciltlenmiş kitaplar, ciltli kitaplar.
MÜCELLEF: Az bâkiyye, az miktar artık.
MÜCELLEL: Yağmuru her yere yağan bulut.
MÜCELLÎ: Açıp temizleyici. * Cilâlı. Cilâ veren.
MÜCELLİD: Ciltçi, cilt yapan, kitap ciltleyen.
MÜCELLİDÎN: (Mücellid. C.) Ciltçiler. Mücellidler. Kitap ciltleyenler.
MÜTECELLA: Münkeşif olup görünen, âşikâr olan. * Yükseğe çıkan. Yukarı havâle olan.
MÜTECELLİ: Tecelli eden, meydana çıkan, görünen. Parlak.
MÜTECELLİD: (C.: Mütecellidin) Kahramanlık ve celâdet gösteren.
MÜTECELLİDÂNE: f. Celadet ve kahramanlıkla. Yiğitlik göstererek.
MÜTECELLİDÎN: (Mütecellid. C.) Kahramanlar, yiğitler, celâdet gösteren kahraman kimseler.
TECELLİ (TECELLÂ): Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah'ın (C.C.) lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.(Fıtrat yalan söylemez. Meselâ : Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der ki: "Sünbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Meselâ: Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım" Biiznillâh olur, doğru söyler. Meselâ: Bir avuç su, incimad ile meyelân-ı inbisatı der: "Fazla yer tutacağım. "Metin demir onu yalan çıkaramaz, sözünün doğruluğu demiri parçalar. İşte şu meyelânlar irade-i İlâhiyeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir. M.N.)
TECELLİ-İ TİMSAL: Suretlerin tecellisi.
TECELLİDÂR: f. İlâhî kudret ve lütuf ile meydana gelen.
TECELLİGÂH: f. Tecelli yeri. İlâhi kudretin, İlâhi sırrın meydana çıktığı, göründüğü yer.
TECELLİYAT: (Tecelli. C.) Tecelliler.
TECELLÜD: Tekellüfle celâdet göstermek. Kendini şecaatli ve cesâretli göstermeğe çalışmak. * Serkeşâne inad etmek.
TECELLÜL: Ululanmak, büyüklenmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
CELLAD : İdama mahkûm olanları idam etmeğe vazifeli olan adam. * Mc: Merhametsiz.
CELÂ : Parlak, ruşen. Zâhir, açık.
CENNET-ÂSÂ : Cennet gibi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...