Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| CEV: | f. Arpa. |
| CEVA': | Geniş. Hasta. Kokmuş su. Aşktan, gamdan veya tasadan dolayı kalbin yanması. |
| CEV'A: | Bir kere acıkmak. |
| CEVAB: | Sorulan şeye söz veya yazıyla verilen karşılık. Kabul etmemek. Reddetmek. (Câbiye. C.) Havuzlar. |
| CEVAB-I KAT'Î: | Kesin ve kat'i söz, kesin cevap. |
| CEVAB-I NÂ-SAVAB: | Doğru olmayan karşılık. Yanlış cevab. |
| CEVAB-I RED: | Red cevâbı verip kabul etmemek. Reddetmek. Kabul etmemek yolunda söylenen söz. |
| CEVABAT: | (Cevâb. C.) Cevablar. Sorulan sorulara verilen karşılıklar. Mukabil sözler. |
| CEVABEN: | Karşılık ve cevap olarak. |
| CEVABÎ: | Karşılık, cevap. (Câbi. C.) Tahsildarlar, câbiler. |
| CEVAD: | (Cevvad) Çok çok ihsan eden. Çok cömert. |
| CEVADD: | (Câdde. C.) Caddeler, büyük ve işler yollar, tarikler. |
| CEVAHİR: | (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar. |
| CEVAHİR-İ FERD: | (Cevher-i ferd. C.) Cevher-i ferdler. Zerreler, atomlar. |
| CEVAHİR-ÜL-KELİMAT: | Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı. |
| CEVAİB: | Halk arasında gezen haberler. |
| CEVAİZ: | (Câize. C.) Câizeler, verilen bahşişler, armağanlar. |
| CEVÂMİ': | Toplu olan şeyler. Câmi'ler. Mescidler. |
| CEVÂMİ-ÜL KELİM: | Lâfızları az, mânâsı çok kelâmlar, sözler, ibâreler, fıkralar. (Bak: Câmi-ül kelim) |
| CEVAMİD: | (Câmid. C.) Cansız, donmuş şeyler. |
| CEVAMİS: | (Câmus. C.) Camuslar, mandalar, kömüşler, su sığırları. |
| CEV'AN: | (Cu'. dan) Acıkmış, aç, midesi boş. |
| CEVANİB: | (Cânib. C.) Cânibler, yanlar, taraflar. |
| CEVANİB-İ ERBAA: | Dört taraf. |
| CEVARİ: | (Câriye. C.) Akıcı ve câri olanlar. Hizmetçi kızlar. Câriyeler, kadınlar. |
| CEVARİH: | El, ayak gibi vücud azaları.(Cevârih, cârihanın cem'idir ki, esasen cerhden me'huz olup te'sir mânası mülâhazasıyla kâsibe mânasına isim olmuştur. Cevarih, kevasib demektir. Bunun için el, ayak ve ağız gibi yaralayıcı âlet olan azaya cevarih denildiği gibi, av tutan yırtıcı hayvanlara ve kuşlara dahi kevasib ve cevarih denilir ki, burada murad budur. E.T.) |
| CEVAR-ÜL KÜNNES: | Seyyar yıldızlar. (Ütarid, Zühre, Merih, Müşteri, Zuhal.) (Bak: Hunnes) |
| CEVASİS: | (Casus. C.) Casuslar. Gizli şeyleri araştıranlar. Gizlilikleri öğrenip bilenler. |
| CEVAZ: | Müsaadeli. Ruhsat, izin. Câiz olma. Yol, tarik ve meslek. |
| CEVAZ-I ŞER'Î: | Şer'an câiz olma. Şeriatça yasak olmayan husus. |
| CEVAZİNC: | Nilüfer çiçeği. |
| CEVB: | Kesmek. Yırtmak. Mesafe almak. |
| CEV-BE-CEV: | f. Azar azar. |
| CEVCA': | Uzun ayaklı adam. |
| CEVCEM: | Kızıl gül, verd-i ahmer. |
| CEVDER: | f. Öküz. |
| CEVDET: | İyilik. Güzellik. Kusursuzluk. Bir kimsenin, başkasının işini güzelce ve kusursuz olarak yapması. Cömertlik. Susuz olma. |
| CEVDET-İ FEHM: | Fehm ve anlayış üstünlük ve iyiliği. |
| CEVEBE: | (C.: Cüveb) Bulut aralığı. Dağ aralığı. |
| CEVEF: | Bolluk. |
| CEVELÂN: | Dolaşma. Kaynama. Yerinde durmayıp gezme. |
| CEVELÂN-I DEM: | Kanın vücudda dolaşması. |
| CEVELÂNGÂH: | Gezip dolaşılan yer. Cevelân yeri. Tâlim meydanı. |
| CEVF: | Boşluk. Oyuk. Çukur. İç boşluğu. Orta, yarı. Kof. |
| CEVF-İ LEYL: | Gece yarısı. |
| CEVH: | Akmak. Koparmak. |
| CEVH: | Ulaşmak. Bittih-i şamî denilen karpuz. |
| CEVHAN: | Hurma kuruttukları yer. |
| CEVHER: | Bir şeyin özü, esası. Kıymetli taş. Çelik üzerindeki nakış. Edb: Noktalı harf. Yalnız noktalı harflerin ebcedîsi hesab edilerek yazılan manzum tarih. Harflerin noktası. Fls: Varlığı kendinden olan, var olmak için kendi dışında başka birşeye muhtaç olmayan varlık. Allah'a inanan filozoflar iki çeşit cevher kabul etmişlerdir. Yaratıcı cevher, Allah. Yaratılmış cevher, madde, ruh. Allah'ı cevher olarak vasıflandırmak noksan bir anlayıştır. Çünkü cevher Allah'ın sıfatlarından "kıyam-ı binefsihi: varlığı kendinden olan" sıfatını belirtebilir. Allah'ı sıfatları ve isimleriyle tanımak icab eder. Maddeci filozoflar cevher olarak yalnız maddeyi kubul ederler. Oysa madde Allah'ın yarattığı âlemlerden sadece biridir. Fizik ilmi maddenin enerjiye ve enerjinin maddeye dönüştüğünü göstermiştir. Madde de enerji de belli kanunlara bağlıdır. Kanun varsa kanun koyucu da vardır. Madde ve enerjiye hakim olan ve kanunları koyan, madde ve enerjiyi yaratan Allah'dır. |
| CEVHER-İ FERD: | Zerre, en küçük cisim. Atom. |
| İçerisinde 'CEV' geçenler | |
| CEM-UL CEVAMİ': | Eski medreselerde okutulan Dört Hak Mezhebin fıkıh usûlünü içine alan, Usûl-i Fıkh'ın en son kitabı. Müellifi Şâfiî âlimlerinden İbn-üs Sübkî'dir. |
| CEVA': | Geniş. * Hasta. * Kokmuş su. * Aşktan, gamdan veya tasadan dolayı kalbin yanması. |
| CEV'A: | Bir kere acıkmak. |
| CEVAB: | Sorulan şeye söz veya yazıyla verilen karşılık. * Kabul etmemek. Reddetmek. * (Câbiye. C.) Havuzlar. |
| CEVAB-I KAT'Î: | Kesin ve kat'i söz, kesin cevap. |
| CEVAB-I NÂ-SAVAB: | Doğru olmayan karşılık. Yanlış cevab. |
| CEVAB-I RED: | Red cevâbı verip kabul etmemek. Reddetmek. Kabul etmemek yolunda söylenen söz. |
| CEVABAT: | (Cevâb. C.) Cevablar. Sorulan sorulara verilen karşılıklar. Mukabil sözler. |
| CEVABEN: | Karşılık ve cevap olarak. |
| CEVABÎ: | Karşılık, cevap. * (Câbi. C.) Tahsildarlar, câbiler. |
| CEVAD: | (Cevvad) Çok çok ihsan eden. Çok cömert. |
| CEVADD: | (Câdde. C.) Caddeler, büyük ve işler yollar, tarikler. |
| CEVAHİR: | (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. * Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar. |
| CEVAHİR-İ FERD: | (Cevher-i ferd. C.) Cevher-i ferdler. Zerreler, atomlar. |
| CEVAHİR-ÜL-KELİMAT: | Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı. |
| CEVAİB: | Halk arasında gezen haberler. |
| CEVAİZ: | (Câize. C.) Câizeler, verilen bahşişler, armağanlar. |
| CEVÂMİ': | Toplu olan şeyler. * Câmi'ler. Mescidler. |
| CEVÂMİ-ÜL KELİM: | Lâfızları az, mânâsı çok kelâmlar, sözler, ibâreler, fıkralar. (Bak: Câmi-ül kelim) |
| CEVAMİD: | (Câmid. C.) Cansız, donmuş şeyler. |
| CEVAMİS: | (Câmus. C.) Camuslar, mandalar, kömüşler, su sığırları. |
| CEV'AN: | (Cu'. dan) Acıkmış, aç, midesi boş. |
| CEVANİB: | (Cânib. C.) Cânibler, yanlar, taraflar. |
| CEVANİB-İ ERBAA: | Dört taraf. |
| CEVARİ: | (Câriye. C.) Akıcı ve câri olanlar. * Hizmetçi kızlar. * Câriyeler, kadınlar. |
| CEVARİH: | El, ayak gibi vücud azaları.(Cevârih, cârihanın cem'idir ki, esasen cerhden me'huz olup te'sir mânası mülâhazasıyla kâsibe mânasına isim olmuştur. Cevarih, kevasib demektir. Bunun için el, ayak ve ağız gibi yaralayıcı âlet olan azaya cevarih denildiği gibi, av tutan yırtıcı hayvanlara ve kuşlara dahi kevasib ve cevarih denilir ki, burada murad budur. E.T.) |
| CEVAR-ÜL KÜNNES: | Seyyar yıldızlar. (Ütarid, Zühre, Merih, Müşteri, Zuhal.) (Bak: Hunnes) |
| CEVASİS: | (Casus. C.) Casuslar. Gizli şeyleri araştıranlar. Gizlilikleri öğrenip bilenler. |
| CEVAZ: | Müsaadeli. Ruhsat, izin. Câiz olma. * Yol, tarik ve meslek. |
| CEVAZ-I ŞER'Î: | Şer'an câiz olma. Şeriatça yasak olmayan husus. |
| CEVAZİNC: | Nilüfer çiçeği. |
| CEVB: | Kesmek. * Yırtmak. * Mesafe almak. |
| CEV-BE-CEV: | f. Azar azar. |
| CEVCA': | Uzun ayaklı adam. |
| CEVCEM: | Kızıl gül, verd-i ahmer. |
| CEVDER: | f. Öküz. |
| CEVDET: | İyilik. Güzellik. Kusursuzluk. * Bir kimsenin, başkasının işini güzelce ve kusursuz olarak yapması. * Cömertlik. * Susuz olma. |
| CEVDET-İ FEHM: | Fehm ve anlayış üstünlük ve iyiliği. |
| CEVEBE: | (C.: Cüveb) Bulut aralığı. * Dağ aralığı. |
| CEVEF: | Bolluk. |
| CEVELÂN: | Dolaşma. Kaynama. Yerinde durmayıp gezme. |
| CEVELÂN-I DEM: | Kanın vücudda dolaşması. |
| CEVELÂNGÂH: | Gezip dolaşılan yer. Cevelân yeri. Tâlim meydanı. |
| CEVF: | Boşluk. Oyuk. Çukur. İç boşluğu. * Orta, yarı. * Kof. |
| CEVF-İ LEYL: | Gece yarısı. |
| CEVH: | Akmak. * Koparmak. |
| CEVH: | Ulaşmak. * Bittih-i şamî denilen karpuz. |
| CEVHAN: | Hurma kuruttukları yer. |
| CEVHER: | Bir şeyin özü, esası. * Kıymetli taş. * Çelik üzerindeki nakış. * Edb: Noktalı harf. * Yalnız noktalı harflerin ebcedîsi hesab edilerek yazılan manzum tarih. * Harflerin noktası. * Fls: Varlığı kendinden olan, var olmak için kendi dışında başka birşeye muhtaç olmayan varlık. Allah'a inanan filozoflar iki çeşit cevher kabul etmişlerdir. Yaratıcı cevher, Allah. Yaratılmış cevher, madde, ruh. Allah'ı cevher olarak vasıflandırmak noksan bir anlayıştır. Çünkü cevher Allah'ın sıfatlarından "kıyam-ı binefsihi: varlığı kendinden olan" sıfatını belirtebilir. Allah'ı sıfatları ve isimleriyle tanımak icab eder. Maddeci filozoflar cevher olarak yalnız maddeyi kubul ederler. Oysa madde Allah'ın yarattığı âlemlerden sadece biridir. Fizik ilmi maddenin enerjiye ve enerjinin maddeye dönüştüğünü göstermiştir. Madde de enerji de belli kanunlara bağlıdır. Kanun varsa kanun koyucu da vardır. Madde ve enerjiye hakim olan ve kanunları koyan, madde ve enerjiyi yaratan Allah'dır. |
| CEVHER-İ FERD: | Zerre, en küçük cisim. Atom. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| CEVA' : | Geniş. * Hasta. * Kokmuş su. * Aşktan, gamdan veya tasadan dolayı kalbin yanması. |
| CENNET-ÂSÂ : | Cennet gibi. |