Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
CEZ': Dereyi enine kesmek.
CEZ': Ağaç kökü, ağaçların alt kısımları.
CEZ: f. Cezire, ada. Her tarafı su ile çevrilmiş olan kara parçası.
CEZ'(A): Damarlı akik. Göz boncuğu adı verilen, kara alaca ve kıymetli bir süs taşıdır.
CEZA': Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telâş ve teessür göstermek.
CEZA: Karşılık, mukabil, ivaz. Cürüm veya günâh işleyenlere verilen azab.
Gr: Şart cümlelerinde ikinci kısım. (Bak: Şart)
CEZA-YI AMEL: Yapılan işin karşılığı.
CEZA-ÜŞ ŞART: Şartın cevabı. Meselâ: Zeyd ayağa kalkarsa, ben de kalkarım cümlesindeki, "ben de kalkarım" ifadesi, birinci cümlenin cevabıdır.
CEZA': (C.: Cezeân-Cizâ') Altı veya dokuz aylık koyun. (Kurban olması caizdir).
İki yaşına girmiş koyun.
Arslan, esed.
Hayvana yulaf vermeyip hapsetmek.
CEZ'A: Az nesne.
CEZAEN: Cezâ olarak.
CEZAİR: (Cezâyir) (Cezire. C.) Cezireler, adalar.
Kuzey Afrikada Fas ile Tunus arasında olan ülke ve bu ülkenin merkezi olan şehir.
CEZÂİR-İ İSNÂ AŞER: Ege Denizindeki oniki adalar.
CEZALET: Rekâketsiz ifade.
Güzellik.
Müdebbirlik, akıllılık.
Azim, büyük.
Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıldırma ifâde etmeğe uygun kelimeler olarak ayrılır. Celâdet, sadme, kazanfer, çekâçek, dırahşân gibi.. Bu çeşit kelimelerle, söylenen ve yazılan ifâdelerde cezâlet var, denir. (Edb. S.)
CEZALET-İ BEYANİYE: Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet.
CEZALET-İ NAZMİYE: Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.
CEZAZE: Ekin biçmek.
Hurma kesmek.
Kıl ve yün kırkmak.
CEZB: Kendine doğru çekme.
İçme.
CEZBE: Tas: Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.
CEZBEDAR: f. Cezbeli, çekici.
CEZBE-EDA: f. Cezbeli olmak. Çekici olmak
CEZBETMEK: Çekmek, ikna etmek, sevdirmek.
CEZEA: (C.: Cezaât-Cizâ) Beş yaşına girmiş deve.
İki yaşına girmiş koyun.
Üç yaşına girmiş sığır ve at.
CEZEB: Adamın ağzında tükrüğü kesilmek.
Hayvanın sütü az olmak.
CEZEBAT: (Cezbe. C.) Cezbeler. (Bak: Cezbe)
CEZEL: Yoğun ve kuru odun ağacı.
Kesmek, kat'.
CEZEL: (C.: Cezlan) şâd olmak.
CEZER: Havuç.
Aslanın yediği et.
CEZF (CÜZÂF): Bir şeyi ölçmeden tartmadan almak.
CEZF: Kesmek.
Sürmek.
Evmek.
CEZH: Hediye, atâ, bahşiş vermek.
CEZİA: (C.: Cezâyi) Koyun sürüsü.
CEZİL: Bol. Çok.
Edb: Peltek ve bozuk olmayan kelime.
CEZİM: (Bak: Cezm)
CEZİR: (Bak: Cezr)
CEZİRE: Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası.(Üç tarafı su ile çevrili kara parçasına yarımada denir.)
CEZİRET-ÜL ARAB: Arabistan yarımadası.
CEZL: Kalın odun. Tomruk.
Sağlam. Metin.
Güzel ve muhkem fikir.
Rekik olmayıp doğru ve dürüst olan söz veya kelime.
Kâmil, dirayet sahibi, akıllı ve olgun adam.
CEZLAN: Saadetli, mutlu, sevinçli.
CEZM (CİZM): Her nesnenin aslı.
Ağacın kökü.
Kesmek, kat'.
CEZM: (Cezim) Kat'î karar. Yemin. Kararlaştırmak.
Kesmek.
Niyet. Tahmin. Takdir.
İlzam.
İcâbe.
Gr: Arabçada kelime sonundaki harfi sâkin okumak. Kur'ân-ı Kerim okurken harfleri yerlerine vaz'edip mahrecinden çıkarırken tâne tâne, fesahat, beyan ve teenni ve sükûnet üzere okumak.
CEZMA: Kulağı kesik koyun.
Kulağı delik koyun.
CEZME: Bir kere yemek.
CEZME: Kamçı.
Ağaç parçası.
İp parçası.
CEZMEN: Kestirip atmak sûretiyle.
CEZMÎ: Kat'î niyet ve karara ait. Cezm.
CEZR: Kök, asıl, temel. Bünyâd.
Kesmek.
Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur. (Bak: Meczur)
Derya, deniz.
Arı kovanından bal almak.
Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz ve ırmak sularının çekilip kabarması. Buna "med ve cezir" hâdisesi denir.
CEZR-İ VETEDÎ: Kazık kök. Kazık gibi yere derinliğine giden kök. (Havuç gibi.)
CEZRE: Kasaplık koyun, keçi gibi davar.
Semiz koyun.
CEZRÎ: Köklü. Kat'î. Köke âit ve müteallik.
İçerisinde 'CEZ' geçenler
A'CEZ: En âciz. Çok kudretsiz. * Mak'adı etli ve yumru olan.
ACEZE: (Âciz. C) Âcizler. * Düşkünler, zayıflar.
BAHR-İ RECEZ: (Bak: Bahr)
CEZ': Dereyi enine kesmek.
CEZ': Ağaç kökü, ağaçların alt kısımları.
CEZ'(A): Damarlı akik. Göz boncuğu adı verilen, kara alaca ve kıymetli bir süs taşıdır.
CEZA': Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telâş ve teessür göstermek.
CEZA: Karşılık, mukabil, ivaz. Cürüm veya günâh işleyenlere verilen azab. * Gr: Şart cümlelerinde ikinci kısım. (Bak: Şart)
CEZA-YI AMEL: Yapılan işin karşılığı.
CEZA-ÜŞ ŞART: Şartın cevabı. Meselâ: Zeyd ayağa kalkarsa, ben de kalkarım cümlesindeki, "ben de kalkarım" ifadesi, birinci cümlenin cevabıdır.
CEZA': (C.: Cezeân-Cizâ') Altı veya dokuz aylık koyun. (Kurban olması caizdir). * İki yaşına girmiş koyun. * Arslan, esed. * Hayvana yulaf vermeyip hapsetmek.
CEZ'A: Az nesne.
CEZAEN: Cezâ olarak.
CEZAİR: (Cezâyir) (Cezire. C.) Cezireler, adalar. * Kuzey Afrikada Fas ile Tunus arasında olan ülke ve bu ülkenin merkezi olan şehir.
CEZÂİR-İ İSNÂ AŞER: Ege Denizindeki oniki adalar.
CEZALET: Rekâketsiz ifade. * Güzellik. * Müdebbirlik, akıllılık. * Azim, büyük. * Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıldırma ifâde etmeğe uygun kelimeler olarak ayrılır. Celâdet, sadme, kazanfer, çekâçek, dırahşân gibi.. Bu çeşit kelimelerle, söylenen ve yazılan ifâdelerde cezâlet var, denir. (Edb. S.)
CEZALET-İ BEYANİYE: Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet.
CEZALET-İ NAZMİYE: Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.
CEZAZE: Ekin biçmek. * Hurma kesmek. * Kıl ve yün kırkmak.
CEZB: Kendine doğru çekme. * İçme.
CEZBE: Tas: Meczubiyet, istiğrak. Allah'ı hatırlayıp Allah sevgisi ile kendinden geçer bir hale gelme.
CEZBEDAR: f. Cezbeli, çekici.
CEZBE-EDA: f. Cezbeli olmak. Çekici olmak
CEZBETMEK: Çekmek, ikna etmek, sevdirmek.
CEZEA: (C.: Cezaât-Cizâ) Beş yaşına girmiş deve. * İki yaşına girmiş koyun. * Üç yaşına girmiş sığır ve at.
CEZEB: Adamın ağzında tükrüğü kesilmek. * Hayvanın sütü az olmak.
CEZEBAT: (Cezbe. C.) Cezbeler. (Bak: Cezbe)
CEZEL: Yoğun ve kuru odun ağacı. * Kesmek, kat'.
CEZEL: (C.: Cezlan) şâd olmak.
CEZER: Havuç. * Aslanın yediği et.
CEZF (CÜZÂF): Bir şeyi ölçmeden tartmadan almak.
CEZF: Kesmek. * Sürmek. * Evmek.
CEZH: Hediye, atâ, bahşiş vermek.
CEZİA: (C.: Cezâyi) Koyun sürüsü.
CEZİL: Bol. Çok. * Edb: Peltek ve bozuk olmayan kelime.
CEZİM: (Bak: Cezm)
CEZİR: (Bak: Cezr)
CEZİRE: Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası.(Üç tarafı su ile çevrili kara parçasına yarımada denir.)
CEZİRET-ÜL ARAB: Arabistan yarımadası.
CEZL: Kalın odun. Tomruk. * Sağlam. Metin. * Güzel ve muhkem fikir. * Rekik olmayıp doğru ve dürüst olan söz veya kelime. * Kâmil, dirayet sahibi, akıllı ve olgun adam.
CEZLAN: Saadetli, mutlu, sevinçli.
CEZM (CİZM): Her nesnenin aslı. * Ağacın kökü. * Kesmek, kat'.
CEZM: (Cezim) Kat'î karar. Yemin. Kararlaştırmak. * Kesmek. * Niyet. Tahmin. Takdir. * İlzam. * İcâbe. * Gr: Arabçada kelime sonundaki harfi sâkin okumak. Kur'ân-ı Kerim okurken harfleri yerlerine vaz'edip mahrecinden çıkarırken tâne tâne, fesahat, beyan ve teenni ve sükûnet üzere okumak.
CEZMA: Kulağı kesik koyun. * Kulağı delik koyun.
CEZME: Bir kere yemek.
CEZME: Kamçı. * Ağaç parçası. * İp parçası.
CEZMEN: Kestirip atmak sûretiyle.
CEZMÎ: Kat'î niyet ve karara ait. Cezm.
CEZR: Kök, asıl, temel. Bünyâd. * Kesmek. * Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur. (Bak: Meczur) * Derya, deniz. * Arı kovanından bal almak. * Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz ve ırmak sularının çekilip kabarması. Buna "med ve cezir" hâdisesi denir.
CEZR-İ VETEDÎ: Kazık kök. Kazık gibi yere derinliğine giden kök. (Havuç gibi.)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
CEZ' : Dereyi enine kesmek.
CENNET-ÂSÂ : Cennet gibi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...