Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DÜRBÎN: Uzaktan gören, dürbün.
DÜR: (Bak: Dürr)
DÜRAHİS: Katı nesne.
Gövdesi etli olan insan veya hayvan.
DÜRAMİH: Yürürken sallanan kişi.
DÜRB: (Bak: Derb)
DÜRBE: Âdet. Haslet.
Cür'et ve mümareset. Tecrübe.
DÜRC(E): Kutu, kutucuk, küçük kutu.
Mücevherat kutusu.
Hokka gibi olan ağız, biçimli ağız.
DÜRC-İ ZER: Altın kutusu.
DÜRD(E): f. Tortu, çöküntü, posa, işe yaramayan kısım.
DÜRDAKIS: Başla boyun arasında olan kemik.
DÜR-DANE: f. İnci tanesi.
Mc: Çok güzel ve sevimli çocuk.
DÜRDÎ: f. Çöküntü, tortu.
DÜRDÜR: Dişin kök yeri.
Çocukların dişlerinin çıkıp bittiği yer.
DÜRECE: Süllem, merdiven.
Bağırtlak kuşu. (Kanatlarının içi siyah ve dışı boz olan bir kuş.)
DÜRER: (Dürr. C.) f. Büyük inciler.
DÜRER-İ SEMAVÎ: Aslı vahiy ile gelen, parlak hakikatlı mânalar. Semâvi inciler.
DÜRER-BÂR: İnciler yağdıran.
Mc: Çok kıymetli ve güzel sözler söyleyen.
DÜRHAMİN: Belâ. Zahmet, meşakkat.
DÜRNUK: (C.: Derânik) Bir cins döşek.
DÜRR: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
DÜRRE-İ BEYZÂ: f. Parlak, büyük inci.
DÜRR-İ CÂN: f. Canın incisi. Çok sevgili.
DÜRR-İ DIRAHŞÂN: Parlak inci.
DÜRR-İ MEKNUN: Mahfazalı parlak inci.
DÜRR-İ MİSÂL: f. Misâlin incisi. İnci misâlinde, misâlin parlağı.
DÜRR-İ NÂB: Beyaz, parlak inci.
DÜRR-İ ŞİRAB: İri, büyükçe inci.
DÜRR-İ YEGÂNE: Eşi ve benzeri bulunmayan tek inci.
DÜRR-İ YEKTA: f. Benzeri olmayan, tek inci.
Mc: Hz. Peygamber (A.S.M.)
DÜRR-İ YETİM: f. Sadef içinde tek olan inci.
Mc: Hz. Peygamber Muhammed (A.S.M.)
DÜRRACE: (C.: Derrâc) Türac denilen kuş.
DÜRRAE: (C.: Derâri) Ferâce, kaftan, elbise.
DÜRRAT: (Dürre. C.) Büyük, iri inci taneleri.
DÜRR-DANE: (Bak: Dürdâne)
DÜRR-EFŞAN: f. İnci serpen. Söylediği sözler inci olan ağız.
DÜRRÎ: Dürr'e mensub, inci ile ilgili.
DÜRŞE: Hâcet, ihtiyaç.
DÜRU': (Dır'. C.) Zırh gömlekler.
DÜRUC: Dürmek.
Geçmek.
Koymak.
DÜRUD: f. Dua, medih, tahiyye, selâm.
Ekin biçme.
Yontmuş ağaç, kereste.
DÜRUG: f. Yalan, Doğru olmayan söz.
DÜRUG-ZEN: f. Yalancı.
DÜRUR: İnmek.
Akmak, seyelân.
DÜRUS: (Ders. C.) Dersler.
Müfret olarak: Bir şeyin eseri mahv ve müzmahil olmak.
DÜRUS-İ NÂFİA: Faydalı olan dersler.
DÜRÜST: f. Sıhhati yerinde, sağ, sahih, salim.
Doğru, hatasız.
Bütün, tam.
DÜRÜSTÎ: f. Doğruluk, düzgünlük, sağlamlık.
DÜRÜŞT: f. Katı, kalın, yağun.
Kaba, sert.
DÜRÜŞTÎ: f. Kabalık, sertlik, katılık, kalınlık, yoğunluk.
DÜRYE: Bilmek.
İçerisinde 'DÜR' geçenler
DÜRBÎN: Uzaktan gören, dürbün.
CÜDÜR: (Cidâr. C.) İnce deriler, zarlar. * Duvarlar, setler.
DÜHDÜR: Bâtıl nesne.
DÜRAHİS: Katı nesne. * Gövdesi etli olan insan veya hayvan.
DÜRAMİH: Yürürken sallanan kişi.
DÜRB: (Bak: Derb)
DÜRBE: Âdet. Haslet. * Cür'et ve mümareset. Tecrübe.
DÜRC(E): Kutu, kutucuk, küçük kutu. * Mücevherat kutusu. * Hokka gibi olan ağız, biçimli ağız.
DÜRC-İ ZER: Altın kutusu.
DÜRD(E): f. Tortu, çöküntü, posa, işe yaramayan kısım.
DÜRDAKIS: Başla boyun arasında olan kemik.
DÜR-DANE: f. İnci tanesi. * Mc: Çok güzel ve sevimli çocuk.
DÜRDÎ: f. Çöküntü, tortu.
DÜRDÜR: Dişin kök yeri. * Çocukların dişlerinin çıkıp bittiği yer.
DÜRECE: Süllem, merdiven. * Bağırtlak kuşu. (Kanatlarının içi siyah ve dışı boz olan bir kuş.)
DÜRER: (Dürr. C.) f. Büyük inciler.
DÜRER-İ SEMAVÎ: Aslı vahiy ile gelen, parlak hakikatlı mânalar. Semâvi inciler.
DÜRER-BÂR: İnciler yağdıran. * Mc: Çok kıymetli ve güzel sözler söyleyen.
DÜRHAMİN: Belâ. Zahmet, meşakkat.
DÜRNUK: (C.: Derânik) Bir cins döşek.
DÜRR: (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
DÜRRE-İ BEYZÂ: f. Parlak, büyük inci.
DÜRR-İ CÂN: f. Canın incisi. Çok sevgili.
DÜRR-İ DIRAHŞÂN: Parlak inci.
DÜRR-İ MEKNUN: Mahfazalı parlak inci.
DÜRR-İ MİSÂL: f. Misâlin incisi. İnci misâlinde, misâlin parlağı.
DÜRR-İ NÂB: Beyaz, parlak inci.
DÜRR-İ ŞİRAB: İri, büyükçe inci.
DÜRR-İ YEGÂNE: Eşi ve benzeri bulunmayan tek inci.
DÜRR-İ YEKTA: f. Benzeri olmayan, tek inci. * Mc: Hz. Peygamber (A.S.M.)
DÜRR-İ YETİM: f. Sadef içinde tek olan inci. * Mc: Hz. Peygamber Muhammed (A.S.M.)
DÜRRACE: (C.: Derrâc) Türac denilen kuş.
DÜRRAE: (C.: Derâri) Ferâce, kaftan, elbise.
DÜRRAT: (Dürre. C.) Büyük, iri inci taneleri.
DÜRR-DANE: (Bak: Dürdâne)
DÜRR-EFŞAN: f. İnci serpen. Söylediği sözler inci olan ağız.
DÜRRÎ: Dürr'e mensub, inci ile ilgili.
DÜRŞE: Hâcet, ihtiyaç.
DÜRU': (Dır'. C.) Zırh gömlekler.
DÜRUC: Dürmek. * Geçmek. * Koymak.
DÜRUD: f. Dua, medih, tahiyye, selâm. * Ekin biçme. * Yontmuş ağaç, kereste.
DÜRUG: f. Yalan, Doğru olmayan söz.
DÜRUG-ZEN: f. Yalancı.
DÜRUR: İnmek. * Akmak, seyelân.
DÜRUS: (Ders. C.) Dersler. * Müfret olarak: Bir şeyin eseri mahv ve müzmahil olmak.
DÜRUS-İ NÂFİA: Faydalı olan dersler.
DÜRÜST: f. Sıhhati yerinde, sağ, sahih, salim. * Doğru, hatasız. * Bütün, tam.
DÜRÜSTÎ: f. Doğruluk, düzgünlük, sağlamlık.
DÜRÜŞT: f. Katı, kalın, yağun. * Kaba, sert.
DÜRÜŞTÎ: f. Kabalık, sertlik, katılık, kalınlık, yoğunluk.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DÜRBÎN : Uzaktan gören, dürbün.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...