Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DİK: Horoz.
DİK-ÜL EFRAF: Çatal ibikli horoz.
DÎK: Darlık, sıkıntı. Gam. Kalbe sıkıntı veren.
DÎK-UL ELFAZ: İfade zorluğu. Gayet ince ve derin ve ruhen hissedilen bazı mânaların ifade edilemeyişi.
DÎK-UN NEFES: Nefes darlığı.
DİKKAT: İncelik, dakik oluş. Ehemmiyet ve kıymet verme.
DİKKAT-İ NAZAR: İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.
DİKTA: Lât. Diktatörlerin davranışları.
Hiç ses çıkarmadan yerine getirilecek emir.
DİKTATÖR: Fr. Mevcut kanunları çiğneyerek, örf ve adalet esaslarına aykırı olarak, devleti keyfine göre idare eden devlet adamı. Müstebid.
DİKTE: Fr. Başkası tarafından yazılmak üzere söyleyip yazdırma.
Karşı koymayacak olan birisine, aşırı arzu ve isteklerini bildirip kabul ettirme.
İçerisinde 'DİK' geçenler
ADEM-İ DİKKAT: Dikkatsizlik.
ASDİKA: Sâdıklar. Sabık ve sadık dostlar. * İçi dışına, sözü işine uygun olanlar.
BEYZAT-ÜD DÎK: Horoz yumurtası. * Mc: Bulunmaz şey.
CÂLİB-İ DİKKAT: Dikkat çeken.
CÂY-I DİKKAT: Dikkat edilecek nokta. Dikkat edilecek yer veya şey.
DİK-ÜL EFRAF: Çatal ibikli horoz.
DÎK-UL ELFAZ: İfade zorluğu. Gayet ince ve derin ve ruhen hissedilen bazı mânaların ifade edilemeyişi.
DÎK-UN NEFES: Nefes darlığı.
DİKKAT: İncelik, dakik oluş. Ehemmiyet ve kıymet verme.
DİKKAT-İ NAZAR: İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.
DİKTA: Lât. Diktatörlerin davranışları. * Hiç ses çıkarmadan yerine getirilecek emir.
DİKTATÖR: Fr. Mevcut kanunları çiğneyerek, örf ve adalet esaslarına aykırı olarak, devleti keyfine göre idare eden devlet adamı. Müstebid.
DİKTE: Fr. Başkası tarafından yazılmak üzere söyleyip yazdırma. * Karşı koymayacak olan birisine, aşırı arzu ve isteklerini bildirip kabul ettirme.
EHL-İ DİKKAT: Dikkatliler, dikkat sahipleri.
ENZAR-I DİKKAT: Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler.
ESDİKA: Sâdıklar, sâdık olanlar.
GEDİKLİ: t. Tar: Yeniçeri efradı arasında eskilikleri dolayısıyla imtiyazlı olanlar. Bunlar diğer yeniçerilerden ayrılmak için bellerine seraser denilen kumaştan kuşak sararlardı. * Yıkık, çentikli ve düşük yeri olan. * Mülk olduğu halde vakfa ait bir tarafı olan. * Deniz assubayı ki, eskiden yükselerek subay olabilirdi.
HADÎKA: Etrafı duvarla çevrilmiş bahçe. Sulu, ağaçlı bahçe.
HADÎKA-YI FERAHFEZA: İç açan bahçe. Gönüle ferahlık veren bahçe.
KİRDİKÂR: f. Sâni. Yapan Allah (C.C.).
MUDÎK: (Bak: Muzîk)
MÜTEŞEDDİK: (C.: Müteşeddikîn) Söz ebeliği eden.
MÜTEZENDİK: Kâfir olan. Zındık olan.
NEZDİK: f. Yakın, karib.
NİŞANE-İ TASDİK: Kabul edildiğine dâir işaret, tasdik işareti. * Mu'cizeler.(Kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısı (olduğunu) ihbar eden 124 bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişane-i tasdik olan mu'cizeler bulunan enbiyalar ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri, keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan 124 milyon evliyanın aynı hakikata şehadetleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhakkiklerin kat'i delilleriyle o enbiya ve evliyanın aklen ilmelyakîn derecesinde isbat ettikleri ve yüzde doksandokuz ihtimal-i kat'i ile "idam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaatledir" diye ittifaken haber veriyorlar. S.) (Bak: Muhbir-i sâdık)
SADİK: Çok sâdık, içten ve dıştan sadakatlı dost. Doğru sözlü.
SADİK-I AHMAK: Ahmak dost.
SADİK-I KADİM: Eski dost.
SANADİK: (Sunduk. C.) Sandıklar.
SERADİK: (Sürâdik) Padişaha mahsus çadır perdesi veya büyük sarayın perdesi. * Cibinlik tarzında yapılan perdeden oda.
SERADİKAT: Padişaha mahsus perdeler.
SIDDÎK: Çok samimi, dâimâ doğruluk üzere ve Allah'a ve Peygamberine çok sâdık olan erkek. Sözü ile işi bir olan.
SIDDÎKA: Doğruluk ve samimiyette çok sâdık olan kadın. * Allah yolunda çok sâdık olan Hazret-i Aişe (R.A.) vâlidemiz ve Hazret-i Meryemin vasıf ve isimlerdir.
SIDDÎKÎN: Sıddık olanlar, Hazret-i Ebubekir (R.A.) gibi olanlar. Hazret-i Ebubekir (R.A.) gibi olanlar ve Onun izini takib edenler. Allah yolunun sadakatte en ileri olanları.
SIDDÎKİYET: Sadâkat ve doğrulukta en ileri oluş. Çok sâdık olma hâli. Velilik mertebesinin nihâyeti. Peygamberlik mertebesinin bidâyeti olan makam. * Aşere-i Mübeşşere'nin birincisi ve ilk halife olan Hz. Ebubekir'in (R.A.) nâmı ve sıfatıdır. * Çok doğru olup, hiç yalan söylememek.
SÜRADİK: (Serâdik) Saray perdesi. Padişaha mahsus sarayın veya çadırın perdeleri.
TAHDİK: (Hadeka. dan) Gözünü dikip, ayırmadan ve dikkatle bakma.
TASDİK: Doğruluğunu kabul etmek. Bir kararın nizama, şeriata, kanuna uygun olduğunu kabul edip imzalamak. (Bak: Dimağ)
TASDİKAN: Tasdik için. Tasdik suretiyle.
TASDİKAT: (Tasdik. C.) (Ka, uzun okunur) Tasdikler, onaylamalar, doğrulamalar.
TASDİKGERDE: Kabul edilmiş, tasdik edilmiş. Doğru olduğu bilinmiş.
UDİKA: Demir çengel.
VECH-İ DİKKAT: Dikkat ve ferasetle.
ZENADİKA: (Zındık. C.) Zındıklar.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DİK-ÜL EFRAF : Çatal ibikli horoz.
Dİ : f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...