Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DİL: t. Lisan, zeban.
Ağızdaki tat alma duygusu ve konuşma uzvu.
İnsanların konuştukları lehçelerin her birisi. Lügat.
Muhtelif âlât ve edevâtın uzunca ve yassı, ekseriya oynak kısımları.
Coğ: Denizin içine uzanmış üstü düz mumluk, uzunca kara parçası.
Mc: Gıybet, mezemmet, dedi-kodu, çekiştirme.(İnsanın yüz cihazatından birtek cihazı olan lisanı; bir et parçası iken, iki büyük vazifesiyle yüzer hikmetlere, neticelere, meyvelere, fâidelere âlet oluyor.. Taamların zevkindeki vazifesi, ayrı ayrı bütün tatları bilerek cesede, mideye haber vermek ve rahmet-i İlâhiyyenin matbahlarına dikkatli bir müfettiş olmak ve kelimeler vazifesinde kalbe ve ruha ve dimağa tam bir tercüman ve santral olmak; elbette gayet parlak ve kat'i bir surette ihatalı ilme delâlet ve şehadet eder. Birtek dil, hikmetleri ve meyveleriyle böyle delâlet etse; hadsiz lisanlar ve hadsiz zihayatlar, nihayetsiz masnuat, güneş zuhurunda ve gündüz kat'iyetinde nihayetsiz bir ilme delâlet ve şehadet ve Allâm-ül Guyub'un daire-i ilminden ve hikmetinden ve meşietinden hariç hiçbirşey yoktur diye ilân ederler. ş.)
DİL: f. Gönül, kalb, niyet.
Cesâret, yürek.
Mandıra, ağıl.
DİL-İ ÂVÂRE: Serseri gönül.
DİL-İ DERYA: Denizin ortası.
DİL-İ DİVANE: Divâne gönül, deli gönül.
DİL-İ PÜR-ÂTEŞ: Ateşli gönül.
DİL-İ SUZAN: Yanık, ateşli gönül.
DİL-İ ŞEB: Gecenin ortası, gece yarısı.
DİL-İ VİRAN: Harap gönül, yıkık gönül.
DİL-İ ZÂR: Zavallı gönül.
DİL-ÂGÂH: f. Kalbi uyanık. Akıllı, bilgili, görgülü. Gönül anlar.
DİLAHİS: Leşker, asker. Çeri başı.
DİLALET: Kılavuzluk etmek.
Nazlanma. İşve.
Üstünlük, galebe.
DİL-ÂRÂM: f. Gönül eğlendirici, kalbe rahatlık veren. Gönül okşayan.
DİL-ÂRÂ(Y): f. Kalbi süsleyen, gönlü zinetlendiren.
DİLAS: (C.: Düles) Hızlı, seri.
DİLAS (DELİS): Yumuşak ve berrak olan nesne.
DİL-ÂSÂ: f. Gönlü rahatlandıran, avutan.
DİL-ASUDE: f. Kalbi rahat.
DİL-AŞUB: f. Kalbi sıkan, yüreğe sıkıntı veren, gönle eza veren.
Kalbi meftun eden güzel.
DİL-ÂVER: f. Yiğit. Cesaretli. Yürekli.
Gönül alıcı.
DİL-ÂVERÂN: (Dil-aver. C.) Dilaverler, yürekliler, yiğitler.
DİL-AVİZ: f. Câzib, çekici, gönle asılan. Gönlü asılı tutan, dilber.
DİL-AZAD: f. Gönlü rahat, gönlü bir şeyle ilgili olmıyan.
DİL-AZURDE: f. İncinmiş. Gönlü, kalbi kırılmış.
DİL-BAZ: f. Güzel konuşan. Sözü ve işi hoş olan. Gönül eğlendiren.
DİL-BEND: f. Gönül bağlıyan, seven.
DİL-BER: f. Gönül alan, kalbi çeken. Güzel, dilber.
DİL-BESTE: f. Kalbi bağlı, âşık.
DİL-CU(Y): f. Gönül çeken, gönül arıyan.
DİL-DADE: f. Gönül vermiş, âşık.
DİL-DAR: f. Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk.
DİLDİL: f. Iztırab, acı, elem, sıkıntı, azab. İnilti.
DİLDİL-KÜNÂN: İnleyenler, acı çekenler, ıztırab çekenler.
DİL-DUZ: f. Kalbe batan, gönül delen.
DİL-DÜZD: f. Gönül çalan.
DİLE: f. Dil, gönül, kalb yürek.
Gönül sahibi.
DİL-EFRUZ: (Dilfiruz) f. Kalbi yakan, gönül parlatıcı.
DİLEKÇE: (Bak: İstida)
DİL-FERAH: f. Sevinçli, gönlü rahat.
DİL-FİGAR: f. Gönlü yaralı, âşık.
DİL-FİRİB: f. Gönlü aldatan, câzibeli.
DİL-GERM: f. Öfkelenmiş hiddetlenmiş, gönlü kızmış.
DİL-GİR: f. Kalbe sıkıntı veren gönül tutan.
Gücenmiş olan, kırgın.
DİL-GÜŞA: f. İç açan, gönül açan, kalbe ferah veren.
Türk musikisinde bir mürekkeb makam.
DİL-HAH: f. Gönül talebi, gönül arzusu.
DİL-HARAB: f. Gönlü yıkılmış, gönlü kırılmış.
DİLHAS (DÜLÂHİS): Arslan. Çeri kimse.
DİL-HIRAŞ: f. Yürek parçalıyan, tırmalıyan.
DİL-HUN: f. Kalbi yaralı, yüreği kanlı. Mükedder, mağmum.
İçerisinde 'DİL' geçenler
ABÂDİLE: Abdullah isimliler.
ABÂDİLE-İ SEB'A: Meşhur olan yedi Abdullah isimli sahabe-i kiram (R.A.) (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Abdullah İbn-i Ravâha, Abdullah İbn-i Selam, Abdullah bin Amr bin As, Abdullah bin ebi Evfâ (R.A.) (Asr-ı saadette Abdullah ismiyle anılan ikiyüz yirmi sahabe-i kiram hazerâtı vardı.)
ÂDİL: (Âdile) Adâlet eden. Allah'ın emirlerini noksansız tatbik eden. Doğru. Doğruluk gösteren. Adâlet sahibi. (Bak: Adâlet)(Meselâ bir hükümdâr-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zâlimlerden almakla ve fakirleri kavilerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstahak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması; hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan elbette Hâkim-i Hakim, Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyumun bütün mahlukatına, hususan zihayatlara "hukuk-u hayat" tabir edilen şerait-i hayatiyeyi vermekle.. ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle ve zaifleri kavilerin şerrinden Rahimane himaye etmekle.. ve umum zihayatlarda bu dünyada ihkak-ı hak etmek nev'i tamamen; ve haksızlara ceza vermek nev'i ise, kısmen sırr-ı adâletin icrasından olmakla.. ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellisinden hasıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuunât-ı Rabbaniye ve maâni-i kudsiyedir ki, kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor. L.)
ÂDİLÂNE: Adalet sahibi bir adama yakışır surette.
ADİL: Eş, denk, akran, benzeri. Ölçüde, miktarda eşit olan.
AHEN-DİL: f. Demir yürekli, kahraman. * Merhametsiz, acımasız kimse.
AHU-DİL: f. Ceylan yürekli. * Mc: Korkak.
ANÂDİL: (Andelib. C.) Bülbüller.
ÂRÂM-I DİL: Sevgili, sevilen güzel. * Gönül rahatı.
ASÛDE-DİL: f. Başı dinç, huzuru yerinde, gönlü rahat.
ASÛDE-DİLÎ: f. Gönül rahatlığı.
AŞÜFTE-DİL: f. Gönlü perişan olmuş.
ATEŞ-DİL: f. Sözü dokunaklı olan. * Her gördüğü güzeli seven. * Pek zeki adam.
AZADE-DİL: f. Gönlü bir şeye bağlı olmayan.
AZÂR-I DİL: Gönül kırıklığı.
AZÜRDE-DİL: Kalbi kırık. Müteessir.
AŞÜFTE-DİL: f. Gönlü perişan olmuş.
BADİLE: (C.: Bâdil) Koltukla meme arasında olan et.
BÂR-I DİL: Gönül yükü, elem, keder, gam, hüzün.
BED-DİL: f. Korkak, yüreksiz.
BEDİL: Bir şeyin mukabili, karşılığı. * Tutuşulan bir bahiste yenilen veya aldananın vereceği şey. * (C.: Ebdâl) Sâlih kişi.
BEYYİNE-İ ÂDİLE: Huk: Adaletli kimselerin şehadetleri.
BÎ-ADİL: Eşsiz. Eşi olmayan.
BÎDAR-DİL: f. Uyanık, aydın.
BÎ-DİL: f. Ürkek, korkak. * Âşık. * Kalbsiz, gönülsüz. * Nüktesiz.
BİNA-DİL: f. Basiretli. Kalbi hakikatı kavrayan.
CADİL: Gürbüz, kuvvetli, kavi, metin.
CEDİL: Devenin boynuna taktıkları ip.
CEDİLE: Kabile. * Nâhiye. * Kuş kafesi.
CENEDİL: (C.: Cenâdil) Taşlı yer. * Yuvarlak taş.
DÂG-I DİL: Gönül yarası.
DELL (DİLÂL): Naz. * Hey'et. * Güzel ahlâk.
DERD-İ DİL: Gönül tasası, gönül gamı.
DEVR-İ DİL-ÂRÂ: En hoş devir. Gönlü hoş eden zaman.
DİL-İ ÂVÂRE: Serseri gönül.
DİL-İ DERYA: Denizin ortası.
DİL-İ DİVANE: Divâne gönül, deli gönül.
DİL-İ PÜR-ÂTEŞ: Ateşli gönül.
DİL-İ SUZAN: Yanık, ateşli gönül.
DİL-İ ŞEB: Gecenin ortası, gece yarısı.
DİL-İ VİRAN: Harap gönül, yıkık gönül.
DİL-İ ZÂR: Zavallı gönül.
DİL-ÂGÂH: f. Kalbi uyanık. Akıllı, bilgili, görgülü. Gönül anlar.
DİLAHİS: Leşker, asker. Çeri başı.
DİLALET: Kılavuzluk etmek. * Nazlanma. İşve. * Üstünlük, galebe.
DİL-ÂRÂM: f. Gönül eğlendirici, kalbe rahatlık veren. Gönül okşayan.
DİL-ÂRÂ(Y): f. Kalbi süsleyen, gönlü zinetlendiren.
DİLAS: (C.: Düles) Hızlı, seri.
DİLAS (DELİS): Yumuşak ve berrak olan nesne.
DİL-ÂSÂ: f. Gönlü rahatlandıran, avutan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DİL-İ ÂVÂRE : Serseri gönül.
Dİ : f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...