Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| DİM: | f. Yüz, yanak, çehre, surat. |
| DİMA': | Göz yaşı akan yerlerin izi. |
| DİMA': | (Dem. C.) Kanlar. |
| DİMA: | f. (Bak: Demâ) |
| DİMAĞ: | Beyin. Kafanın içi. (Bak: Kalb)(Dimağda merâtib var birbiriyle mültebis ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor sonra iz'an oluyor, sonra gelir iltizam sonra itikad gelir.İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet; salâbet itikaddan.Taassub iltizamdan, imtisal iz'andan, tasdikten iltizam, taakkulde bitaraf, bibehre tasavvurda.Tahayyülde safsata hasıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli...S.) |
| DİMAM: | Çocukların yüzlerine sürülen ilâç. Sevap. |
| DİMAR: | Helâk, mahv. |
| DİMASE: | Yumuşak. Asanlık, kolaylık. |
| DİME: | (C.: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur. |
| DİMEN: | Süprüntülükler. Mezbele. Gübre. Fışkı. |
| DİMİŞK: | Şam şehri. Suriye'nin başkenti. |
| DİMİŞKÎ: | Şam şehriyle alâkalı. Şam'a ait ve müteallik. Şam'da yapılan ve güzel san'atlarda kullanılan bir nevi kâğıt. |
| DİMKİS: | İbrişim. |
| DİMMET: | Deve ve koyun tersi. |
| DİMN: | Deve ve koyun tersi. Selin getirdiği çörçöp. |
| DİMNE: | f. Tilki. |
| DİMNE: | (C.: Dimen) Ters. Duvar temeli. Kin, düşmanlık. Süprüntülük. |
| İçerisinde 'DİM' geçenler | |
| ADÎM: | Mâlik ve sahib olmayan. Yok olan. Birşeyi olmayan. Fakir. |
| ADÎM-ÜL İMKÂN: | İmkânsız. Olamaz. |
| ADÎM-ÜN NAZÎR: | Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz. |
| ADÜVV-İ KADİM: | Eski düşman. |
| AŞÜFTE-DİMAĞ: | f. Aklı perişan. |
| BENDİME: | f. Elbise yakasına ve kollarına açılan küçük delik. * Düğme, ilik. |
| BÎ-DİMAĞ: | f. Kafasız, akılsız. |
| DEMEŞK (DİMEŞK): | Şam şehri. * Yürüğen kuvvetli, seri deve. |
| DİMA': | Göz yaşı akan yerlerin izi. |
| DİMA': | (Dem. C.) Kanlar. |
| DİMA: | f. (Bak: Demâ) |
| DİMAĞ: | Beyin. Kafanın içi. (Bak: Kalb)(Dimağda merâtib var birbiriyle mültebis ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor sonra iz'an oluyor, sonra gelir iltizam sonra itikad gelir.İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet; salâbet itikaddan.Taassub iltizamdan, imtisal iz'andan, tasdikten iltizam, taakkulde bitaraf, bibehre tasavvurda.Tahayyülde safsata hasıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli...S.) |
| DİMAM: | Çocukların yüzlerine sürülen ilâç. * Sevap. |
| DİMAR: | Helâk, mahv. |
| DİMASE: | Yumuşak. * Asanlık, kolaylık. |
| DİME: | (C.: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur. |
| DİMEN: | Süprüntülükler. Mezbele. Gübre. Fışkı. |
| DİMİŞK: | Şam şehri. Suriye'nin başkenti. |
| DİMİŞKÎ: | Şam şehriyle alâkalı. Şam'a ait ve müteallik. * Şam'da yapılan ve güzel san'atlarda kullanılan bir nevi kâğıt. |
| DİMKİS: | İbrişim. |
| DİMMET: | Deve ve koyun tersi. |
| DİMN: | Deve ve koyun tersi.* Selin getirdiği çörçöp. |
| DİMNE: | f. Tilki. |
| DİMNE: | (C.: Dimen) Ters. * Duvar temeli. * Kin, düşmanlık. * Süprüntülük. |
| DİRDİM: | Ağzında dişleri kırılmış ve kütelmiş yaşlı deve. |
| EDİM: | Sahtiyan, tabaklanmış deri. * Satıh, yüz, zemin. |
| EDİM-İ ARZ: | Yer yüzü. |
| EDİMME: | Derinin ikinci tabakası. |
| EFSÜRDE-DİMAG: | f. Beyni donmuş. * Mc: Kabiliyetsiz. |
| EZ-KADİM: | f. Eskiden, önceleri. |
| EZMİNE-İ KADİME: | Eski zamanlar. |
| FESAD-I DİMAĞ: | Akıl bozukluğu, delilik. |
| HÂDİM: | (Hidmet. den) (C.: Huddâm) Hademe, hizmetçi, hizmet eden, işe yarayan. * İmân ve İslâmiye'te ve millete faydalı olmağa çalışan. * Erkekliği yok edilmiş olanlar. Bunlardan saraylarla büyük kişilerin konaklarında çalışanlara Hadim ağası denilirdi. Osmanlı İmparatorluğunda bunlardan, büyük mevkilere yükselenler olmuştur. Hattâ sadrazam olanlar bile vardır. |
| HÂDİM-ÜL FUKARA: | Fakirlere hizmet eden. |
| HÂDİM-ÜL HAREMEYN-İŞ ŞERİFEYN: | Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine'ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek "Haremeyn-iş şerifeyn" denilmiştir. Haremeyn'in Hâdimi mânasına gelen bu tâbir ise ilk evvel Yavuz Sultan Selim hakkında kullanılmış, daha sonra bütün padişahlar hakkında istimal olunmuştur. Yavuz Sultan Selim Han Halep'i fethettiği haftanın ilk cum'a namazını Melik Zâhir camiinde eda ederken, hatib hutbede "Malik-ül Haremeyn-iş Şerifeyn" şeklinde adını anar anmaz, Yavuz Selim derhal yerinden kalkarak: "Haremeyn'in maliki olmak ne haddimdir. Ben Haremeyn'in hizmetkârı olmakla iftihar ederim." demek suretiyle tevazu göstermiş ve bu tabir ondan sonra, hutbelerde o suretle söylenmiştir. |
| HÂDİM: | Yıkıcı olan, yıkan, tahrib eden. |
| HÂDİM-ÜL LEZZAT: | Lezzetleri mahveden, yıkan. (Ölüm) |
| HADİM AĞASI: | Erkekliği yok edilmiş olan. Böyle kimselere "Tavaşi" de denilirdi. Bu gibiler, yabancı erkekler için mahrem sayılan harem dairesine girip çıktıkları ve muhafaza ile beraber harem hizmetini de gördükleri için kendilerine "Hâdim Ağası" adı verilirdi. (O.T.D.S.) |
| HADİME: | (Hâdim. den) Kadın hizmetçi. |
| HADÎME: | Su içinde eriyince pişmiş olan buğday. |
| HADÎN-İ KADÎM: | Eski dost. |
| HALİTA-İ DİMAĞÎ: | f. Akıldaki muhtelif mes'ele ve fikirler. Dimağdaki karışık, muhtelif bilgiler. |
| HEYÂKİL-İ KADÎME: | Eski heykeller. |
| HÜKEMÂ-İ KADİME: | Eski filozoflar. |
| İDDİMAC: | Bir şeyin içine girmek. Bir yere girip gizlenmek. |
| İNDİMAC: | Kenetlenme. Dürülüp birbirine geçme. |
| İNDİMAL: | Yara iyi olma, kapanma. |
| İNDİMAM: | Pişman olma. |
| İNDİMİZDE: | t. Bize göre, bizce, yanımızda. |
| KADİM: | (A, uzun okunur) Ayak basan. Ulaşan. Varan. * Azanın mukaddemesi olan insanın başı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| DİMA' : | Göz yaşı akan yerlerin izi. |
| Dİ : | f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün. |