Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DİN: Ceza, ivaz.
İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Din, kâinatın, dünyanın hayatın ve insanın yaratılış gayeleri ve var oluş şekillerini açıklıyarak, onları mânasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. İnsanların cemiyet hayatında barış içinde ve kardeşçe yaşamalarını sağlar, hakiki saadete ulaştırır. Dinin zayıfladığı cemiyetlerde ırkçılık ve ihtilâlci ideolojiler yayılır. Milletin birlik ve dirliği bozulur.
Cenab-ı Hakk'ın Dergâh-ı Uluhiyyetine kulluk edasına vesile ve medar olan ibadet, İslâm, şeriat.
Millet.
Âdet, hâl, siyaset.
Hesab.
Kahr, galebe, istilâ.
Mâlik olmak. Aziz olmak.
İtaat etme. Verâ, takvâ. Mâsiyet ve ikrah ve hizmet.
Hüküm, kazâ ve ihsân.
Bir şeyi âdet eylemek, de'b.
Siret ve tarikat.
Tedbir ve tevhid.
Melik, mülk.
Birisini hoşlanmadığı şeye sevketmek.
Ist: Allah ile kul ve kullar arasındaki münasebetleri tanzim eden nizam.
DİN-İ FERİD: Tek ve benzersiz olan hak din. İslâm dini.(Bernard Shaw demiş: "Din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi: Gayet acib ve sağlam bir hayatı te'min etmesidir. Bana açılan budur ki: O din; tek, yektâ, emsalsiz bir din-i ferid olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yâni: Islah ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed'in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve itikad ediyorum ki: Beşere vâcibdir ki desin: "Muhammed (A.S.M.) insaniyetin halâskârıdır. Ve halâskârlık namı, O'na verilmek lâzımdır." M.)
DİN: (Dyne) Fr. Fiz: Bir gramlık bir kütlenin hızını, saniyede bir santimetre artıran kuvvet ölçüsü.
DİNAK: İri gövdeli, şişman kadın.
DİNAMİK: yun. Cisimlerin hareketleriyle bunları meydana getiren sebebler arasındaki alâkayı araştıran mekanik ilminin bir kolu.
Hareket eden, durup dinlenmek bilmeyen, hareketli.
Fls: Sâbitin zıddı olarak bir kuvvet tesiriyle dâim hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi, bir oluşu olan. Hareketle birlikte te'sirli kuvveti de olan.
DİNAMO: yun. Hareketi elektrik akımına çevirmeye mahsus âlet.
DİNAN: Küpler.
DİNAR: Lât. Eskiden kullanılan altın ve sikkeli para.
DİNDAR: f. Dinî kaidelere hakkıyla riayet eden, dininin emirlerini yerine getiren, mütedeyyin.
DİNDARANE: Dindar bir kimseye yakışacak tarzda.
DİNEN: Din bakımından, diyanet noktasından, dince.
DİNKAS: İfsad etmek, bozmak.
DİNNABE: Kısa boylu kimse.
DİNNAME: Kısa boylu.
DİNNEME: Kısa boylu.
DİNPERVER: f. Sağlam dindar, dine hizmet eden. Salabet-i diniye sâhibi.
DİNYA: Emmi oğlu, amca oğlu.
İçerisinde 'DİN' geçenler
ÂDİN: Otlakta bulunan dişi deve.
ÂDİNE: Cuma günü.
ADÜVV-ÜD DİN: Din düşmanı.(Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâl'in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, ibâdından ve cünudundan öyleleri var ki, değil sizin gibi küçücük âciz mahlukları, belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri, şuvazlı nühasları size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, o kanun ile öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi küreniz misillü yıldızları üstünüze yağdırabilirler. S.)
AKAİD-İ DİNİYE: Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.)
AN-KASDİN: Kasd ve niyet üzere, mahsusen.
AN-KASDİN: Kasd ve niyet üzere, mahsûsen.
AN-NAKDİN: Nakit para olarak.
ARADÎN: (Bak: Eradîn)
ARDİN: f. Deneme, imtihan, tecrübe.
ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN: Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.
BA'DE BU'DİN: Hayli zaman geçtikten sonra, neden sonra.
BADİN: Şişman, bedeni büyük, iri vücutlu.
BADİNC: f. Hindistan cevizi.
BADİNCAN: f. Patlıcan.
BÎ-DİN: f. Dinsiz. * Merhametsiz, acımasız.
BİLÂ-ADDİN: f. Sayısız. Adetsiz.
CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH: (Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defalar mağlub etmiştir. Kendisine pederinden şehzadelikten başka bir şey kalmadığı halde Harzem'de, Hind'de, Irak'ta, Azerbeycan'da dört devletin meydana gelmesine muvaffak oldu. Küçük küçük kuvvetlerle üç milyon askere sâhib Tatar devletine karşı yirmiden ziyade zafer kazandı. Moğol taarruzlarından birisinde bir dağa çekildiği sırada bir çapulcu taifesi tarafından sırtından hançerlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)(Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken vüzerâsı ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam, muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. M.N.)
CELALEDDİN-İ SÜYÛTÎ: (Hi: 849 - 911) Abdurrahman bin Ebu Bekir Muhammed adı ile de anılır. Hadis imamı ve müctehid bir zattır. Mısırlıdır. Süyût şehrinde doğdu. Mısır'da vefat etti. Zamanının büyük İslâm allâmelerindendir. Asıl adı: Ebû Bekir oğlu Abdurrahman'dır. Tefsir, fıkıh, hadis ilmine dair eserleri vardır. Celaleddin Muhammed bin Ahmed Mısrî'nin, İsrâ Sûresine kadar yaptığı (Hi: 864'de vefat edince yarıda bıraktığı) tefsiri tamamlamıştır ve Celaleyn Tefsiri denmiştir.
DİN-İ FERİD: Tek ve benzersiz olan hak din. İslâm dini.(Bernard Shaw demiş: "Din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi: Gayet acib ve sağlam bir hayatı te'min etmesidir. Bana açılan budur ki: O din; tek, yektâ, emsalsiz bir din-i ferid olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yâni: Islah ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed'in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve itikad ediyorum ki: Beşere vâcibdir ki desin: "Muhammed (A.S.M.) insaniyetin halâskârıdır. Ve halâskârlık namı, O'na verilmek lâzımdır." M.)
DİNAK: İri gövdeli, şişman kadın.
DİNAMİK: yun. Cisimlerin hareketleriyle bunları meydana getiren sebebler arasındaki alâkayı araştıran mekanik ilminin bir kolu. * Hareket eden, durup dinlenmek bilmeyen, hareketli. * Fls: Sâbitin zıddı olarak bir kuvvet tesiriyle dâim hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi, bir oluşu olan. Hareketle birlikte te'sirli kuvveti de olan.
DİNAMO: yun. Hareketi elektrik akımına çevirmeye mahsus âlet.
DİNAN: Küpler.
DİNAR: Lât. Eskiden kullanılan altın ve sikkeli para.
DİNDAR: f. Dinî kaidelere hakkıyla riayet eden, dininin emirlerini yerine getiren, mütedeyyin.
DİNDARANE: Dindar bir kimseye yakışacak tarzda.
DİNEN: Din bakımından, diyanet noktasından, dince.
DİNKAS: İfsad etmek, bozmak.
DİNNABE: Kısa boylu kimse.
DİNNAME: Kısa boylu.
DİNNEME: Kısa boylu.
DİNPERVER: f. Sağlam dindar, dine hizmet eden. Salabet-i diniye sâhibi.
DİNYA: Emmi oğlu, amca oğlu.
EBED-ÜL ÂBİDÎN: Ebediyyen, sonsuz olarak.
EİMME-İ DİN: Din imamları, müçtehidler, müceddidler.
ERADÎN: (Arz. C.) Yerler. Arzlar, dünyalar.
FAHREDDİN-İ RAZÎ: (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır.
FERÂİZ-İ DİNİYYE: Dinin farzları.
FİLMEDİNE(Tİ): (Fi-l-Medine(ti)) : Medine şehrinde.
ÇENDİN: f. Kaç, kadar, ne kadar, bu kadar.
GAYRET-İ DİNİYYE: Din için gayret etme.
GIYAS-ÜD DİN: Dinin intişar etmesine yardımı dokunan kimse.
HADÎN: (C.: Hudenâ) Sâdık dost, vefadar arkadaş.
HADÎN-İ KADÎM: Eski dost.
HADİN: Bir kuş cinsidir. (Hiç doymak bilmez, yediğini hemen hazmedip yine yemek ister, yüksek yerleri sever, değme yer üstüne konmaz, ağaç başlarına konup bütün yemişini yer, yemişleri kalmazsa başka yerlere gider.)
HÂMİDÎN: (Hâmid. C.) Hamdedenler, hâmidler.
HOLDİNG: ing. Bir şirketin diğer bir şirkete, onun idaresine hâkim olacak oranda iştirak etmesini ifade eden hukuki alâka.
HÜLEFÂ-YI RAŞİDÎN: En ileri sahabeden ilk dört halife. (Bak: Çâryâr)
HÜRRİYET-İ DİNİYE: Din hürriyeti. Herhangi bir kimsenin mensub olduğu dinin emirlerini ve icablarını yapmakta asayişe ve başkasının haklarına dokunmamak şartiyle serbest olması.
HÜSAMEDDİN: Dinin keskin kılıcı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DİN-İ FERİD : Tek ve benzersiz olan hak din. İslâm dini.(Bernard Shaw demiş: "Din-i Muhammedî'nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi: Gayet acib ve sağlam bir hayatı te'min etmesidir. Bana açılan budur ki: O din; tek, yektâ, emsalsiz bir din-i ferid olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yâni: Islah ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed'in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve itikad ediyorum ki: Beşere vâcibdir ki desin: "Muhammed (A.S.M.) insaniyetin halâskârıdır. Ve halâskârlık namı, O'na verilmek lâzımdır." M.)
Dİ : f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...