Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| DİV: | f. Dev. İblis, şeytan. Cinn, ifrit. |
| DİVAN: | Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı kitap. Büyük meclis. Büyük ve idâre işlerine bakan bilgili, nüfuzlu kimselerin toplandıkları yer. |
| DİVAN-I AHKÂM-I ADLİYE: | Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi. |
| DİVAN-I ÂLÎ: | Yüce divân. |
| DİVAN-I DEÂVÎ NEZARETİ: | Çavuşbaşılığın kaldırıldığı 1836 (Hi: 1252) tarihinde bunun yerine kurulan daire. Fakat 1870 (Hi: 1287) tarihinde Adliye Nezareti'nin teşekkülü üzerine kaldırılmıştır. |
| DİVAN-I EŞ'ÂR: | Şiirler divanı, şiirler kitabı. |
| DİVAN-I HARP: | Harp divanı. Yüksek rütbeli askerlerin harp mes'eleleri veya harp suçluları hakkında işler için toplandıkları meclis. |
| DİVAN-I HÜMÂYUN: | f. Halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip halledildiği, devlet meselelerinin görüldüğü padişah huzuru. Bu mecliste; sadrazam, şeyh-ül İslâm, kazaskerler, defterdarlar ve sair büyük devlet ricali bulunurdu. |
| DİVAN-I İLÂHÎ: | Âhiretteki hesap günü. Haşirde muhasebe günü. |
| DİVAN-I NÜBÜVVET: | Peygamberler cemaati, peygamberler meclisi. |
| DİVANÇE: | f. Kafiye itibariyle harf sırası tertibiyle yapılan küçük şiir mecmuası. |
| DİVAN DURMAK: | Huzurda hazır olarak beklemek. |
| DİVANE: | f. Deli. Aklı başında olmayan. |
| DİVANE-GÎ: | f. Delilik, divânelik. |
| DİVANE-REV: | f. Çılgın, delicesine davranan. |
| DİVANHANE: | f. Odalar arasındaki büyük salon. Büyük ev. Divan kurulacak büyük oda. Saraylarda odalar hâricinde olan büyük salon. |
| DİVAR: | f. Duvar. |
| DİVÂR-GER: | f. Duvarcı. |
| DİV-BAD: | f. Şiddetli rüzgâr, kasırga, fırtına. Divanelik, delilik, cinnet. |
| DİV-BEÇE: | f. Deve yavrusu. |
| DİV-CAME: | f. Eskiden savaşlarda giyilen kaplan veya arslan postekisi. |
| DİV-ÇE: | f. Sülük. Kadın tuzluğu adı verilen bir bitki çeşiti. Ağaç kurdu, güve. Arka kaşağısı. |
| DİVE: | f. İpek böceği. |
| DİVEK: | f. Ağaç kurdu, güve. |
| DİVER: | f. Ev sahibi. |
| DİVİT: | Yazı yazmak için kullanılan hokka ve kalemi bir arada ihtiva eden mahfaza. |
| İçerisinde 'DİV' geçenler | |
| AVARIZ-I DİVANİYE: | Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler. |
| DİL-İ DİVANE: | Divâne gönül, deli gönül. |
| DİVAN: | Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı kitap. * Büyük meclis. Büyük ve idâre işlerine bakan bilgili, nüfuzlu kimselerin toplandıkları yer. |
| DİVAN-I AHKÂM-I ADLİYE: | Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi. |
| DİVAN-I ÂLÎ: | Yüce divân. |
| DİVAN-I DEÂVÎ NEZARETİ: | Çavuşbaşılığın kaldırıldığı 1836 (Hi: 1252) tarihinde bunun yerine kurulan daire. Fakat 1870 (Hi: 1287) tarihinde Adliye Nezareti'nin teşekkülü üzerine kaldırılmıştır. |
| DİVAN-I EŞ'ÂR: | Şiirler divanı, şiirler kitabı. |
| DİVAN-I HARP: | Harp divanı. Yüksek rütbeli askerlerin harp mes'eleleri veya harp suçluları hakkında işler için toplandıkları meclis. |
| DİVAN-I HÜMÂYUN: | f. Halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip halledildiği, devlet meselelerinin görüldüğü padişah huzuru. Bu mecliste; sadrazam, şeyh-ül İslâm, kazaskerler, defterdarlar ve sair büyük devlet ricali bulunurdu. |
| DİVAN-I İLÂHÎ: | Âhiretteki hesap günü. Haşirde muhasebe günü. |
| DİVAN-I NÜBÜVVET: | Peygamberler cemaati, peygamberler meclisi. |
| DİVANÇE: | f. Kafiye itibariyle harf sırası tertibiyle yapılan küçük şiir mecmuası. |
| DİVAN DURMAK: | Huzurda hazır olarak beklemek. |
| DİVANE: | f. Deli. Aklı başında olmayan. |
| DİVANE-GÎ: | f. Delilik, divânelik. |
| DİVANE-REV: | f. Çılgın, delicesine davranan. |
| DİVANHANE: | f. Odalar arasındaki büyük salon. Büyük ev. Divan kurulacak büyük oda. Saraylarda odalar hâricinde olan büyük salon. |
| DİVAR: | f. Duvar. |
| DİVÂR-GER: | f. Duvarcı. |
| DİV-BAD: | f. Şiddetli rüzgâr, kasırga, fırtına. * Divanelik, delilik, cinnet. |
| DİV-BEÇE: | f. Deve yavrusu. |
| DİV-CAME: | f. Eskiden savaşlarda giyilen kaplan veya arslan postekisi. |
| DİV-ÇE: | f. Sülük. * Kadın tuzluğu adı verilen bir bitki çeşiti. * Ağaç kurdu, güve. * Arka kaşağısı. |
| DİVE: | f. İpek böceği. |
| DİVEK: | f. Ağaç kurdu, güve. |
| DİVER: | f. Ev sahibi. |
| DİVİT: | Yazı yazmak için kullanılan hokka ve kalemi bir arada ihtiva eden mahfaza. |
| HÂCEGÂN-I DİVAN-I HÜMAYUN: | Eskiden devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında ve bir takım mühim memuriyetlerde bulunanlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. İkinci Mahmud zamanında yenilikler yapılıp memuriyete mahsus rütbeler ihdas olunurken hâcegânlık da rütbe sayılmış ve bunlara ait nişanla, resmi günlerde giyecekleri elbise de tâyin olunmuştu. Bu suretle hâcegân-ı divân-ı hümâyun tâbiri de tarihe karışmıştı. (O.T.D.S.) |
| HIDÎV: | f. Vezir, âsaf. * Kral nâibi. * Osmanlı Padişahı Abdülaziz zamanında (1861 - 1876) Mısır valilerine verilen ünvan. Sultan Abdülaziz, hıdîv ünvanını Büyük Fuad Paşa'nın arzusu üzerine ilk olarak Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu olan İsmail Paşa'ya verdi. (8/6/1867) İsmail Paşadan sonra oğlu Tevfik Paşa, daha sonra da Abbas Hilmi Paşa, Mısır Hıdîvi oldular. Mısır hıdîvleri protokol bakımından şeyhülislâm ve sadrazam ile aynı derecede idiler. |
| HIDÎVÂNE: | f. Bir vezire veya Mısır hıdîvine yakışır şekil ve surette. |
| HİBALE-İ İZDİVAC: | Evlilik bağı. |
| İKİNDİ DİVANI: | t. Tanzimattan evvel sadrazamların kendi konaklarında yaptıkları divanlar. Bu divan ikindi namazından sonra toplandığı için bu adı almıştı. Bâb-ı Âlî teşkilâtının ilk şekli olarak Divan-ı Hümayun, muayyen günlerde toplandığı zaman, vezir-i azamlar da divanda bitirilemeyen veya arza lüzum görülmeyen işleri kendi konaklarında salı ve perşembenin haricindeki günlerde hallederlerdi. Sadrazamdan başka hiçbir vezir, ikindi divanı aktedemezdi. (O.T.D.S.) |
| MERDİVEN: | (Bak: Nerdbân) |
| PES-İ DİVÂR: | Duvarın arkası. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| DİVAN : | Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı kitap. * Büyük meclis. Büyük ve idâre işlerine bakan bilgili, nüfuzlu kimselerin toplandıkları yer. |
| Dİ : | f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün. |