Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DARE: f. Vazife, görev, ödev.
DARENDE: f. Saklayan, tutan.
Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren.
DAREYN: Her iki dünya. İki yurd. İki yer.
İçerisinde 'DARE' geçenler
BİDARE: f. Tutkun, âşık, düşkün.
DARENDE: f. Saklayan, tutan. * Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren.
DAREYN: Her iki dünya. İki yurd. İki yer.
EHL-İ HADARET: şehirlerde yaşayan. Medeni.
GADDARE: Arapların cenbiyesine benzer pala nev'inden bir silâh.
HADARET: Bir şeyin yanında bulunmak. * Huzur. Yakında olmak. * Hazır etmek. Hazır olmak. * Medeniyet.
HÂTEM-İ SADARET: Padişahın sadrazamlarda bulunan mührü. Buna "hâtem-i vekâlet", "hâtem-i şerif" veya "mühr-i hümayun" da denilirdi. İlk zamanlar yüzük şeklinde idi ve parmağa takılırdı. Sonraları zincire bağlı olarak sadrazamlar, boyunlarına asarlardı. Bundan ayrılmak, vazifeden azledilmek demek olduğu için; mühürü hamamda bile boyunlarında taşıyan sadrazamlar vardı. (O.T.D.S.)
HIDARE: Oturma, ikamet.
HUDARE: Deniz.
HUDARET: Yeşillik. Sebze.
HÜSN-Ü İDARE: İyi idare etme.
İDARE: Devrettirmek. Çekip çevirmek. Döndürmek. Kullanmak. Becermek.
İDARE-İ ASKERİYE: Askerlik işleriyle meşgul olan idare.
İDARE-İ EKVANÎ: Kevnlerin, âlemlerin idaresi, tasarrufu.
İDARE-İ MAHSUSA: İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi.
İDARE-İ MASLAHAT: Bir işi mümkün mertebe iyi-kötü yürütmek.
İDARE-İ MEŞRUTA: Meşrutiyet idaresi, meşrutiyetle idare.
İDARE-İ MUTLAKA: Bir hükümdarla idare. Bir hükümdarın idare ve yönetimi altında bulunan devlet. Mutlakiyet idaresi.
İDARE-İ MÜSTEBİDE: İstibdat idaresi.
İDARE-İ ÖRFİYE: İcabında devletin bir yerde mülki idareye ait nizamları tatil ile kanunen kurduğu askerî idare. Örfi idâre, sıkıyönetim.
İDARE-İ UMÛR: İşlerin görülmesi.
İDARE FİTİLİ: Eskiden geceleyin yatak odalarını aydınlatmak için zeytinyağı konmuş küçük bir tabağın içinde yakılan bir çeşit fitilin adıdır. Küçük petrol lâmbalarına da idâre denildiği için bunların fitillerine de bu ad verilir.
İDAREHANE: f. Bir işe bakan hey'etin veya bir işi idare edenlerin toplanarak iş gördükleri yer ve dâire. * Dergi, gazete vs. gibi yayınların yazı işlerine bakılan dâire.
İDARE KANDİLİ: Yatak odalarını aydınlatmağa ve elde gezdirmeğe mahsus küçük, ışığı az lâmba.
İDARETEN: İdare için. Kanun ile değil, işin gelişine göre yaparak. İdare yoluyla, işi idare ederek.
İSTİDARE: (Devr. den) Dönme, dolaşma. * Daire biçimine girme, yuvarlak olma.
KİNDARE: Arkasında deve hörgücü gibi, hörgücü olan bir cins balık.
MAKARR-I İDARE: İdare merkezi. Pâyitaht. Hükümet merkezi.
MEDARE: Kova gibi dikip su çekmekte kullanılan deri.
MİDARE: Çuvaldız gibi bir demir. (Kadınlar onunla saç düzeltirler.)
MUDAREBAT: (Mudarabe. C.) Mudarebeler, döğüşmeler, vuruşmalar.
MUDAREBE: (Darb. dan) Döğüşme, vuruşma. * Bir taraftan sermaye diğer taraftan emek ile kurulan ticaret şirketi. (O.L.)
MUTLAKIYYET-İ İDARE: Bir kişinin arzu ve isteklerine bağlı olan idare sistemi.
MÜDAREE: Def'edişmek.* Muhalefet edişmek, birbirine zıt ve karşı olmak.
MÜDARESE: (Ders. den) Ders verme.
NEDARET: Tazelik, parlaklık, letafet, taravet.
ÖRFÎ İDARE: (İdare-i örfî) Askerî kuvvete ihtiyacı gerektiren ve cemiyet hayatında zuhur eden müşkil hallerde vaktin icablarına göre ve vaziyet düzelinceye kadar sivil idare yerine askeri idare konması. Sıkı yönetim.
SAÂDET-İ DÂREYN: İki cihan saadeti, dünya ve âhiret saadeti.
SADARE: Rücu etmek, geri dönmek. * Doğmak.
SADARET: Vezirlik, başvezirlik. Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim. * Öne geçme, başta bulunma.
SADARET-PENAH: f. Sadrazam bulunan kimse.
SEDARE: Sıcaklığın fazlalığından dolayı tenbelleşmek.
ŞİHDARE: Fahiş ve israfçı ve dedikoducu kimse. * Kısa boylu ve şişman kimse.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DARENDE : f. Saklayan, tutan. * Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren.
DÂR : Yer, mekân, konak.
DA' : Arabçada "bırak" mânasına emirdir. Meselâ:
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...