Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| DEHA: | Yaymak, döşemek. |
| DEHA: | Çok akıllılık. Zekiliğin ve anlayışlılığın son derecesi. İleri görüşlülük, geniş ve çok güzel fikir sâhibi olmak. |
| DEHA-İ FENNÎ: | Fen ve dünyevi ilimlerde çok ileri görüşlülük ve harika zekâlı olmak. |
| DEHA-İ KUDSÎ: | Dinin derin hakikatlarını anlamakta yüksek mahareti olan dehâ. Dinî dehâ. |
| DEHADAR: | f. Uyanıklık, zeki ve çok akıllı oluş. |
| DEHAET: | Dahilik, dehâ sahibi olma. Zekilikte, anlayışlılıkta çok yüksek olma. |
| DEHAK: | Kırmak, kesmek. Acı çektirmek, azap etmek. |
| DEHAKÎN: | (Dihkan. C.) Köy ağaları. Köylüler, çiftçiler. |
| DEHAL: | Aldatmak, mekir ve hile etmek. |
| DEHALET: | Sığınmak, aman dilemek, medet, yardım isteyiş. |
| DEHALİZ: | (Dehliz. C.) Dehlizler, holler, koridorlar. |
| DEHAN: | (Dıhen- Dahen) f. Ağız, Fem. |
| DEHÂN-I TENG: | Ufak ağız. Dar ağız. |
| DEHANE: | f. Küp, testi, fırın ve bunlara benzer şeylerin ağzı. |
| DEHANGÜŞA: | f. Söyliyen, açılmış ağız, konuşan ağız. |
| DEHAR: | f. Mağara, dağ mağarası. Kovuk. Çatlak. |
| DEHARİR: | Zamânın şiddetleri. |
| DEHARİS: | Belâ. Şiddet. |
| DEHAZ: | f. Feryat, figan. Bağırıp çağırma. Yüksek sadâ ile medet isteme. |
| İçerisinde 'DEHA' geçenler | |
| AB-I DEHÂN: | Ağız suyu, salya. |
| BA'DEHÂ, BA'DEHÛ: | Bundan sonra. Ondan sonra. |
| BESTE-DEHÂN: | f. Dili bağlı. Ağzı kapalı, susan, sükût eden. |
| DEHA-İ FENNÎ: | Fen ve dünyevi ilimlerde çok ileri görüşlülük ve harika zekâlı olmak. |
| DEHA-İ KUDSÎ: | Dinin derin hakikatlarını anlamakta yüksek mahareti olan dehâ. Dinî dehâ. |
| DEHADAR: | f. Uyanıklık, zeki ve çok akıllı oluş. |
| DEHAET: | Dahilik, dehâ sahibi olma. Zekilikte, anlayışlılıkta çok yüksek olma. |
| DEHAK: | Kırmak, kesmek. * Acı çektirmek, azap etmek. |
| DEHAKÎN: | (Dihkan. C.) Köy ağaları. * Köylüler, çiftçiler. |
| DEHAL: | Aldatmak, mekir ve hile etmek. |
| DEHALET: | Sığınmak, aman dilemek, medet, yardım isteyiş. |
| DEHALİZ: | (Dehliz. C.) Dehlizler, holler, koridorlar. |
| DEHAN: | (Dıhen- Dahen) f. Ağız, Fem. |
| DEHÂN-I TENG: | Ufak ağız. Dar ağız. |
| DEHANE: | f. Küp, testi, fırın ve bunlara benzer şeylerin ağzı. |
| DEHANGÜŞA: | f. Söyliyen, açılmış ağız, konuşan ağız. |
| DEHAR: | f. Mağara, dağ mağarası. Kovuk. Çatlak. |
| DEHARİR: | Zamânın şiddetleri. |
| DEHARİS: | Belâ. Şiddet. |
| DEHAZ: | f. Feryat, figan. Bağırıp çağırma. Yüksek sadâ ile medet isteme. |
| DEHDAN (DEHDEHÂN): | Develerin bir yere toplanması. |
| DEHY (DEHÂ): | Kişinin fikir ve ferâsetinin isabetli ve doğru olması. |
| EBNÂ-ÜD DEHALİZ: | Anası babası belli olmayıp etrafa atılmış, sokağa bırakılmış çocuklar. |
| GUŞE-İ DEHAN: | Ağzın iki tarafı. |
| GÜLDEHAN: | (Güldehen) f. Ağzı gül gibi güzel ve lâtif olan. |
| HANDEHARİŞ: | f. Bir kimseye alay tarzında gülme. |
| İBN-İ DEHALİZ: | Hırsız. |
| KÂNUN-U DEHA: | Dehâ kaynağı. Dehâ ocağı, akıl, zekâ kaynağı. |
| MIKDEHA: | (C: Mekâdih) Kepçe. * Çakmak. |
| MÜDDEHAR: | Biriktirilmiş, yığılmış. İstif edilmiş. İddihar edilmiş. |
| MÜHRDEHAN: | f. Ağzı mühürlü, kapalı. * Oruçlu. |
| MÜMADEHA: | Övünmede yarışma. |
| MÜZDEHAM: | (Zahm. dan) Kalabalık, izdihamlı. |
| NEŞİDEHÂN: | f. Neşide okuyan. |
| NEŞİDEHÂN: | f. Neşide okuyan. |
| RENCİDEHÂTIR: | f. Gücenmiş, hatırı kırılmış. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| DEHA-İ FENNÎ : | Fen ve dünyevi ilimlerde çok ileri görüşlülük ve harika zekâlı olmak. |
| DEH : | f. İyi hoş. Lâtif, güzel. * Tabur. * Saf. |
| DEAİM : | (Dıâme. C.) Destekler, payandalar, direkler. |