Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| DES': | Def'etmek kovmak. Ağız dolusu kusmak. |
| DES: | f. Eş, eşit, müsâvi, benzer, denk. |
| DESAİS: | (Desise. C.) Vesveseler, desiseler. Gizli hileler. |
| DESAİS-İ ŞEYTANİYYE: | şeytanca desiseler, hileler. |
| DESAK: | Bir kabın dolduktan sonra taşıp dökülmesi. |
| DESATİR: | (Düstur. C.) Düsturlar, kaideler. (Desatir-i hikmet, nevamis-i hükümetle; kavanin-i hak, revabıt-ı kuvvetle imtizac etmezse cumhur-u avamda müsmir olamaz. M.) |
| DESATİR-İ ÂLİYE: | Yüksek ve ulvi düsturlar ve kaideler. |
| DESATİR-İ HİKMET: | Hikmet düsturları. Hikmet ve maslahatın iktiza ettirdiği kaideler. |
| DESÂTİR-İ İLMİYE: | İlmin düsturları. İlmin icab ettirdiği kaideler. |
| DESÂTİR-İ İSLÂMİYE: | İslâma ait kaide ve düsturlar. |
| DESEM: | (C.: Düsum) Yağ. Uyuz. |
| DESEN: | Fr. Eşyanın, rengini göstermeden, yalnız şeklinin bir satıh üzerine çizilmişi. Bir kumaşı süsleyen şekiller. |
| DESFAN: | (C.: Desâfi) Bir şeye tâlip olan kişi. |
| DESİ': | İki omuz arasında boyun battığı yer. |
| DESİA: | Atâ, bahşiş, hediye. Huy, hulk, tabiat. |
| DESİK: | Dolu nesne. |
| DESİMETRE: | Fr. Metrenin onda birine eşit uzunluk birimi. |
| DESİS: | (C.: Desâyis) Gizlenmiş, gizli. |
| DESİSE: | Gizli hile, oyun. |
| DESİSEKÂR: | f. Hileci, hile yapan. |
| DESİSEKÂRÂNE: | f. Hilekârcasına. Desise ve hile edene yakışır surette. |
| DESKERE: | (C.: Desâkir) Dağ başında olan harab kale. Küçük köy. |
| DESKERE: | f. Şehir ve kasaba, il ve ilçe. Hasta insan, eşya vs. taşımaya yarayan tahta. |
| DESMA: | Siyah olan nesne. |
| DESMERE: | (C.: Desâmire) Dağ başında olan harap yıkık kale. |
| DESPOT: | yun. Rum piskoposu. Eskiden Bizanslı ve Balkanlı derebeyi. |
| DESR: | (C.: Dusur) Bürünmek, örtünmek. Çok olan mal. |
| DESR: | Def'etmek, kovmak. |
| DESS: | Yavaş yağan yağmur. Acıtıcı derecede dövmek. Def'etmek. |
| DESS: | Gizlenmek. Örtmek. |
| DESSAS: | Çok aldatıcı, çok desiseci. |
| DESSE: | Toprak içinde gömülüp yatan bir nevi yılan. |
| DEST: | (C.: Düsut) Dört bucaklı yastık ve elbise. Hile. |
| DEST: | f. El, yed. Mc: Kudret, fayda, nusret, galebe. Düstur. Tasallut. İkmâl. Âlî makam. Meclisin şerefli yeri. |
| DEST-İ GAYBÎ: | f. Görünmez el, inâyet-i İlâhi. Mc: Allah'ın yardımı. |
| DEST-İ İSTİBDAD: | İstibdadın verdiği azap, istibdadın eli. |
| DEST-İ RAST: | Sağ el, sağ taraf. |
| DEST Ü PÂ(Y): | El ve ayak. |
| DESTAK: | Şarabın beyazlığı ve dökülmesi. |
| DEST-ALAY: | f. Bulaşık el, bulaşmış el. |
| DESTAN: | f. (Dest. C.) Eller. Hikâyeler, masallar. Hile, tezvir, mekir. Meşhur Zâloğlu Rüstem'in babasının nâmı. |
| DESTAR: | f. Sarık, imâme, başa sarılan tülbent. |
| DESTAR-I HÜMAYUN: | Pâdişah sarığı. |
| DESTARBEND: | f. Sarık saran, sarıklı. |
| DESTAR-ÇE: | f. Mendil. |
| DEST-BE-DEST: | f. Elden ele, el ele. Peşin satış. Birbirine bitişik olan. |
| DEST-BUS: | f. El öpme. |
| DEST-BESTE: | f. El bağlamış, eli bağlı. |
| DEST-BÜRD: | f. Kuvvet, kudret. Üstünlük, zafer, muvaffakiyet. |
| DEST-DİRAZ: | f. El uzatan, zulmeden. Sarkıntılık etme, el uzatma. |
| İçerisinde 'DES' geçenler | |
| AB-DEST: | f. Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak, el, ağız, burun, yüz, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara, başa ve enseye meshetmektir. * Azarlama, paylama. |
| ABDESTAN: | f. Su ibriği, abdest ibriği. |
| ABDEST-HANE: | f. Ayak yolu, helâ. * Abdest alacak yer. |
| ADES: | (C. Adâs) Mercimek. |
| ADESE: | Mercimek. * Mercek. Uzağı yakın veya yakını uzakta görmeğe yarayan dürbün veya mikroskop camı. |
| ADESE-İ AYNİYYE: | Gözleme merceği. |
| ADESE-İ MÜTEKARİB: | Yakınlaştıran mercek. |
| ADESÎ: | Mercimeğe benziyen şey. |
| AHDES: | Fikirli kişi. |
| AHEN-DEST: | f. Demir elli, eli demir gibi olan. |
| AKDES: | En kudsi. En mübarek. |
| ARÂZİ-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler. Kudsi topraklar. |
| ARZ-I MUKADDES: | Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.) |
| AYASTAFANOS MUAHEDESİ: | 3 Mart 1878 Rusya ile Osmanlılar arasında ilk olarak yapılan bir anlaşmadır. (28 Safer 1295) Tarihte buna "Ayastafanos Mukaddemat-ı Sulhiyesi" denir. Anlaşma maddeleri tatbik edilememiştir. |
| AZM-İ ADESÎ: | Tıb: Mercimek kemiği. |
| BAD-BEDEST: | f. Elinde avucunda birşey bulunmayan. İflas etmiş. |
| BÂLÂDEST: | f. Galip, eli üstün. |
| BÂLÂDESTÎ: | f. El üstünlüğü, galibiyet. * Zulüm. |
| BEDESTAN: | f. Değerli, kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı. |
| CEDES: | Kabir, mezar. |
| DERD-DEST: | Elde. Elde etmek, yakalamak, tutmak. Ahz. * Yapılmakta ve rüyet edilmekte olan. |
| DES': | Def'etmek kovmak. * Ağız dolusu kusmak. |
| DESAİS: | (Desise. C.) Vesveseler, desiseler. Gizli hileler. |
| DESAİS-İ ŞEYTANİYYE: | şeytanca desiseler, hileler. |
| DESAK: | Bir kabın dolduktan sonra taşıp dökülmesi. |
| DESATİR: | (Düstur. C.) Düsturlar, kaideler. (Desatir-i hikmet, nevamis-i hükümetle; kavanin-i hak, revabıt-ı kuvvetle imtizac etmezse cumhur-u avamda müsmir olamaz. M.) |
| DESATİR-İ ÂLİYE: | Yüksek ve ulvi düsturlar ve kaideler. |
| DESATİR-İ HİKMET: | Hikmet düsturları. Hikmet ve maslahatın iktiza ettirdiği kaideler. |
| DESÂTİR-İ İLMİYE: | İlmin düsturları. İlmin icab ettirdiği kaideler. |
| DESÂTİR-İ İSLÂMİYE: | İslâma ait kaide ve düsturlar. |
| DESEM: | (C.: Düsum) Yağ. * Uyuz. |
| DESEN: | Fr. Eşyanın, rengini göstermeden, yalnız şeklinin bir satıh üzerine çizilmişi. * Bir kumaşı süsleyen şekiller. |
| DESFAN: | (C.: Desâfi) Bir şeye tâlip olan kişi. |
| DESİ': | İki omuz arasında boyun battığı yer. |
| DESİA: | Atâ, bahşiş, hediye. * Huy, hulk, tabiat. |
| DESİK: | Dolu nesne. |
| DESİMETRE: | Fr. Metrenin onda birine eşit uzunluk birimi. |
| DESİS: | (C.: Desâyis) Gizlenmiş, gizli. |
| DESİSE: | Gizli hile, oyun. |
| DESİSEKÂR: | f. Hileci, hile yapan. |
| DESİSEKÂRÂNE: | f. Hilekârcasına. Desise ve hile edene yakışır surette. |
| DESKERE: | (C.: Desâkir) Dağ başında olan harab kale. * Küçük köy. |
| DESKERE: | f. Şehir ve kasaba, il ve ilçe. * Hasta insan, eşya vs. taşımaya yarayan tahta. |
| DESMA: | Siyah olan nesne. |
| DESMERE: | (C.: Desâmire) Dağ başında olan harap yıkık kale. |
| DESPOT: | yun. Rum piskoposu. * Eskiden Bizanslı ve Balkanlı derebeyi. |
| DESR: | (C.: Dusur) Bürünmek, örtünmek. * Çok olan mal. |
| DESR: | Def'etmek, kovmak. |
| DESS: | Yavaş yağan yağmur. * Acıtıcı derecede dövmek. * Def'etmek. |
| DESS: | Gizlenmek. * Örtmek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| DES' : | Def'etmek kovmak. * Ağız dolusu kusmak. |
| DEAİM : | (Dıâme. C.) Destekler, payandalar, direkler. |