Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| DEST: | (C.: Düsut) Dört bucaklı yastık ve elbise. Hile. |
| DEST: | f. El, yed. Mc: Kudret, fayda, nusret, galebe. Düstur. Tasallut. İkmâl. Âlî makam. Meclisin şerefli yeri. |
| DEST-İ GAYBÎ: | f. Görünmez el, inâyet-i İlâhi. Mc: Allah'ın yardımı. |
| DEST-İ İSTİBDAD: | İstibdadın verdiği azap, istibdadın eli. |
| DEST-İ RAST: | Sağ el, sağ taraf. |
| DEST Ü PÂ(Y): | El ve ayak. |
| DESTAK: | Şarabın beyazlığı ve dökülmesi. |
| DEST-ALAY: | f. Bulaşık el, bulaşmış el. |
| DESTAN: | f. (Dest. C.) Eller. Hikâyeler, masallar. Hile, tezvir, mekir. Meşhur Zâloğlu Rüstem'in babasının nâmı. |
| DESTAR: | f. Sarık, imâme, başa sarılan tülbent. |
| DESTAR-I HÜMAYUN: | Pâdişah sarığı. |
| DESTARBEND: | f. Sarık saran, sarıklı. |
| DESTAR-ÇE: | f. Mendil. |
| DEST-BE-DEST: | f. Elden ele, el ele. Peşin satış. Birbirine bitişik olan. |
| DEST-BUS: | f. El öpme. |
| DEST-BESTE: | f. El bağlamış, eli bağlı. |
| DEST-BÜRD: | f. Kuvvet, kudret. Üstünlük, zafer, muvaffakiyet. |
| DEST-DİRAZ: | f. El uzatan, zulmeden. Sarkıntılık etme, el uzatma. |
| DESTE: | f. Tutam, bağ, demet, kabza. Muin, mededkâr. Süpürge. Küstah. |
| DESTEC: | Desti. Kola takılan bilezik. |
| DESTE-ÇUB: | f. Sopa, değnek. |
| DESTE-DAD: | f. El veren, yardım eden. |
| DESTE-DAD-I TESLİM: | f. Teslim elini veren, itaat eden, uyan. |
| DESTEK: | f. Bir şeyin yıkılıp devrilmemesi için, o şeye vurulan payanda, dayanak. Küçük el. Yün ve pamuk gibi şeyleri eğirmeye yarıyan âlet. |
| DEST-ERRE: | El bıçkısı. Testere. |
| DEST-GÂH: | f. İş yeri, tezgâh. İktidar, servet, kuvvet. |
| DEST-GİR: | f. Muavenet. Arka olmak. Tutucu, yardımcı, muin. Zahir. |
| DEST-GÜŞA: | f. Avuç açan el açan. |
| DEST-GÜZAR: | f. İmdada yetişen, yardım eden, yardımcı. |
| DEST-HUŞ: | f. Oyuncak. |
| DESTİ: | f. Testi. |
| DESTİNE: | f. Bilezik, el bileziği. |
| DEST-KEŞ: | f. Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. Kazanç. Kâr. Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. Dilenci. Bir işten vazgeçen. |
| DEST-MAL: | f. Elbezi. |
| DEST-MAYE: | f. Sermaye, elde olan şey. |
| DEST-MUZE: | f. Armağan, hediye. |
| DEST-PAK: | f. Fakir, fukara. Mendil. Dindar. |
| DEST-RENC: | f. El emeği. El ile yapılan iş. Ücret, kazanç, kâr. |
| DEST-RES: | f. İsteğine ulaşan, elini yetiştiren. Kudret, zenginlik, iktidar. |
| DESTROYER: | ing. Çok sür'atli giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi. |
| DEST-SUZE: | f. Nişanlı kız. |
| DESTUR (DÜSTUR): | Asıl. Kanun. Vezir-i azam, baş vezir. |
| DESTUR: | f. İzin, müsaade. Şerlilerden kurtulmak için söylenen söz. Allah'ın inayeti. |
| DEST-VANE: | f. Savaşta giyilen demirden yapılmış eldiven. Kadınların kollarına taktıkları süs eşyası, bilezik. Meclisin baş kısmı. |
| DEST-VAR(E): | f. Çoban değneği. Baston. El bileziği. Ele benzer, el gibi, el kadar. |
| DEST-YAR: | f. Yardımcı, muin. Arka. |
| DEST-YARÎ: | f. Yardım, muavenet. |
| DEST-ZEN: | f. Tutunma. El uzatma. |
| DEST-GÜŞA: | f. Avuç açan el açan. |
| DEST-HUŞ: | f. Oyuncak. |
| İçerisinde 'DEST' geçenler | |
| AB-DEST: | f. Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak, el, ağız, burun, yüz, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara, başa ve enseye meshetmektir. * Azarlama, paylama. |
| ABDESTAN: | f. Su ibriği, abdest ibriği. |
| ABDEST-HANE: | f. Ayak yolu, helâ. * Abdest alacak yer. |
| AHEN-DEST: | f. Demir elli, eli demir gibi olan. |
| BAD-BEDEST: | f. Elinde avucunda birşey bulunmayan. İflas etmiş. |
| BÂLÂDEST: | f. Galip, eli üstün. |
| BÂLÂDESTÎ: | f. El üstünlüğü, galibiyet. * Zulüm. |
| BEDESTAN: | f. Değerli, kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı. |
| DERD-DEST: | Elde. Elde etmek, yakalamak, tutmak. Ahz. * Yapılmakta ve rüyet edilmekte olan. |
| DEST-İ GAYBÎ: | f. Görünmez el, inâyet-i İlâhi. * Mc: Allah'ın yardımı. |
| DEST-İ İSTİBDAD: | İstibdadın verdiği azap, istibdadın eli. |
| DEST-İ RAST: | Sağ el, sağ taraf. |
| DEST Ü PÂ(Y): | El ve ayak. |
| DESTAK: | Şarabın beyazlığı ve dökülmesi. |
| DEST-ALAY: | f. Bulaşık el, bulaşmış el. |
| DESTAN: | f. (Dest. C.) Eller. * Hikâyeler, masallar. * Hile, tezvir, mekir. * Meşhur Zâloğlu Rüstem'in babasının nâmı. |
| DESTAR: | f. Sarık, imâme, başa sarılan tülbent. |
| DESTAR-I HÜMAYUN: | Pâdişah sarığı. |
| DESTARBEND: | f. Sarık saran, sarıklı. |
| DESTAR-ÇE: | f. Mendil. |
| DEST-BE-DEST: | f. Elden ele, el ele. * Peşin satış. * Birbirine bitişik olan. |
| DEST-BUS: | f. El öpme. |
| DEST-BESTE: | f. El bağlamış, eli bağlı. |
| DEST-BÜRD: | f. Kuvvet, kudret. * Üstünlük, zafer, muvaffakiyet. |
| DEST-DİRAZ: | f. El uzatan, zulmeden. * Sarkıntılık etme, el uzatma. |
| DESTE: | f. Tutam, bağ, demet, kabza. * Muin, mededkâr. * Süpürge. * Küstah. |
| DESTEC: | Desti. * Kola takılan bilezik. |
| DESTE-ÇUB: | f. Sopa, değnek. |
| DESTE-DAD: | f. El veren, yardım eden. |
| DESTE-DAD-I TESLİM: | f. Teslim elini veren, itaat eden, uyan. |
| DESTEK: | f. Bir şeyin yıkılıp devrilmemesi için, o şeye vurulan payanda, dayanak. * Küçük el. * Yün ve pamuk gibi şeyleri eğirmeye yarıyan âlet. |
| DEST-ERRE: | El bıçkısı. Testere. |
| DEST-GÂH: | f. İş yeri, tezgâh. * İktidar, servet, kuvvet. |
| DEST-GİR: | f. Muavenet. Arka olmak. Tutucu, yardımcı, muin. Zahir. |
| DEST-GÜŞA: | f. Avuç açan el açan. |
| DEST-GÜZAR: | f. İmdada yetişen, yardım eden, yardımcı. |
| DEST-HUŞ: | f. Oyuncak. |
| DESTİ: | f. Testi. |
| DESTİNE: | f. Bilezik, el bileziği. |
| DEST-KEŞ: | f. Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. * Kazanç. Kâr. * Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. * Dilenci. * Bir işten vazgeçen. |
| DEST-MAL: | f. Elbezi. |
| DEST-MAYE: | f. Sermaye, elde olan şey. |
| DEST-MUZE: | f. Armağan, hediye. |
| DEST-PAK: | f. Fakir, fukara. * Mendil. * Dindar. |
| DEST-RENC: | f. El emeği. El ile yapılan iş. * Ücret, kazanç, kâr. |
| DEST-RES: | f. İsteğine ulaşan, elini yetiştiren. * Kudret, zenginlik, iktidar. |
| DESTROYER: | ing. Çok sür'atli giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi. |
| DEST-SUZE: | f. Nişanlı kız. |
| DESTUR (DÜSTUR): | Asıl. * Kanun. * Vezir-i azam, baş vezir. |
| DESTUR: | f. İzin, müsaade. Şerlilerden kurtulmak için söylenen söz. * Allah'ın inayeti. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| DEST-İ GAYBÎ : | f. Görünmez el, inâyet-i İlâhi. * Mc: Allah'ın yardımı. |
| DES' : | Def'etmek kovmak. * Ağız dolusu kusmak. |
| DEAİM : | (Dıâme. C.) Destekler, payandalar, direkler. |