Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
DIYA: Helak olmak, telef olmak.
DİYAF: Bir mevzi.
DİYANET: Dindarlık. Dinin hükümlerine riâyet ve muktezasınca amel etmek. Din emirlerinin hüsn-ü ihtiyar ile tatbiki. Din işleri.
DİYAR: (Dâr. C.) Memleket.
DİYAR-I ÂHAR: Başka, diğer memleket.
DİYAR-I GURBET: f. Gurbet diyarı. Yabancı memleket.
DİYAR-I KÜFR: İslâm ülkelerinden hariç olan memleketler.
DİYAR-I RUM: f. Eskiden Osmanlı ülkesindeki Anadolu.
DİYAS(E): Ekini davar ayağı ile bastırıp çiğnetmek.
Kılıcı ruşen etmek, kılıcı parlatmak.
DİYAT: (Diyet. C.) Diyetler. (Bak: Diyet)
İçerisinde 'DIYA' geçenler
ÂDİYAT: (Âdi. C.) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olmakla beraber, insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler. * Kıymetsiz şeyler. (Kur'an, âyetleriyle insanların nazarını me'lüfatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havârık-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir. M.N.)
ÂDİYÂT-I UMÛR: Günlük işler, her zamanki değersiz işler.
ÂDİYÂT: (Adiv. den ism-i faildir) Hızla koşmak, seyirtmek. (At, deve v.s. koşanların hepsine ıtlak olunabilir.) * Mc: Düşmanlık, zulüm. * Dâima muharebeye koşup hücum eden cemaat. * Uzaklık. (Kamus)
ÂDİYAT SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 100. suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
CİDDİYAT: Hakiki sözler. Ciddiyetler.
DİYAF: Bir mevzi.
DİYANET: Dindarlık. Dinin hükümlerine riâyet ve muktezasınca amel etmek. Din emirlerinin hüsn-ü ihtiyar ile tatbiki. Din işleri.
DİYAR: (Dâr. C.) Memleket.
DİYAR-I ÂHAR: Başka, diğer memleket.
DİYAR-I GURBET: f. Gurbet diyarı. Yabancı memleket.
DİYAR-I KÜFR: İslâm ülkelerinden hariç olan memleketler.
DİYAR-I RUM: f. Eskiden Osmanlı ülkesindeki Anadolu.
DİYAS(E): Ekini davar ayağı ile bastırıp çiğnetmek. * Kılıcı ruşen etmek, kılıcı parlatmak.
DİYAT: (Diyet. C.) Diyetler. (Bak: Diyet)
EHL-İ DİYÂNET: Din işlerinden anlayanlar. Dindarlar.
GARDİYAN: Fr. Kolcu, nöbetçi, muhafız.
GARİB-ÜD DİYÂR: Memleketin yabancısı.
İDDİYAN: Borçlanma, borca girme.
İKTİSADİYAT: İktisad bilgisi. İktisad ve tutumla alâkalı olan işler.
İNDİYAL: Çok ishâl olma. İçi sürme.
İSTİTRADİYAT: (İstitrad. C.) İstitrad şeklinde söylenen sözler.
İ'TİKADİYAT: İtikada ait mes'eleler.
İZDİYAD: Ziyadeleşmek. Çoğalmak. Artmak.
İZDİYAL: Kaybetme, yok etme.
İZDİYAN: Süslenme, bezenme.
İZDİYAR: Ziyâret etme, gidip görme.
MADDİYAT: (Maddiyet. C.) Maddi ve cismâni şeyler. Gözle görülüp elle tutulur cinsten şeyler.
MADİYAN: f. Dişi at. Kısrak.
MİRDİYAN: (Mirdiyane) Mersin ağacı.
MÜBTEDİYAN: (Mübtedi. C.) Acemiler. Bir işe yeni başlayanlar.
MÜBTEDİYANE: f. İlk olarak, yeni ve acemi bir talebe gibicesine.
MÜTEMEHDİYÂNE: f. Mehdilik iddiasında bulunarak, mehdilikle.
TAGADDİYÂT: (Tagaddi. C.) Gıdalanmalar, beslenmeler.
TE'DİYAT: (Te'diye. C.) Ödemeler.
VARDİYA: İtl. Gemilerde beklenen nöbet. * Nöbet yeri. Nöbet beklenilen yer.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
DİYAF : Bir mevzi.
Dİ : f. Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...