Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EBER: | Hurmanın budaklanması ve ıslah edilmesi. Akrep sokması. |
| EBERR: | Çok faziletli, şerefli. Çok sâdık ve dindar. Çok iyilik sever. Şenlikten uzak, bedevi. |
| İçerisinde 'EBER' geçenler | |
| ÂLEM-İ CEBERUT: | Âlem-i azamet ve kudret. (Bununla âlem-i esmâ ve sıfât kasdolunur. Muhakkıkların ekserisine göre bu, âlem-i evsattır. Yâni üstte olan Lâhut âlemi ile altta bulunan melekut âlemi arasındaki âlem. Amiriyyet-i umumiyyeyi muhit olan berzahtır. Ceberut, ibranice "kudret" mânasındadır). |
| BEHREBER: | f. şerik, ortak. |
| BEHREBERÎ: | f. Ortaklık, şeriklik. |
| CEBER (CEBERİYE): | (Ceberiyyun) Cüz'i iradeyi inkâr eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalâlete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu'tezile'dir. |
| CEBERUT: | Azametin daha dâimîsi ve bâtınîsi. Büyüklük. Hâkimlik. Kudret, celadet. Fart-ı kibir ve azamet. |
| DEBER: | Savaşırken askerin bozulması, bozguna uğraması. |
| EBERR: | Çok faziletli, şerefli. Çok sâdık ve dindar. Çok iyilik sever. * Şenlikten uzak, bedevi. |
| EHL-İ VEBER VE BÂDİYE: | Çadırda oturan bedevi Arab, çöl ahalisi. |
| HANEBERENDAZ: | (Hâne ber-endaz) f. Ev yıkıcı. |
| HEM-NEBERD: | f. Savaş arkadaşı, muharebe arkadaşı. * Rakib. |
| MEBERRAT: | (Meberre. C.) Sevab için, hayır kazanmak için yapılan işler. |
| MEBERRE: | (C.: Meberrât) Sevab için, hayır kazanmak için yapılan iş. |
| MEBERRET: | Nöbet şekeri. |
| MUHTEBER: | Tecrübe ve imtihan eden, deneyen. |
| MU'TEBER: | İtibâr gören. Beğenilen. * İnanılır. Güvenilir. Hatırı sayılır. Hükmü geçen. |
| MU'TEBERAN: | (Mu'teber. C.) Şerefli, haysiyetli ve itibarlı kimseler. * Bir yerin, bir mesleğin veya bir sınıfın ileri gelenleri. Hükmü geçip, inanılır olanlar. |
| MU'TEBERAT: | (Mu'teber. C.) İtibarlı, hükmü geçer şeyler. |
| MU'TEBERİYET: | Yürürlükte olma, geçerlilik. * Muteberlik, güvenirlik. |
| MÜRG-İ NÂMEBER: | Güvercin. |
| MÜTEBERKI': | Peçelenen, maskelenen. |
| MÜTEBERRİ: | Teberri eden, yüz çeviren. |
| MÜTEBERRİ': | Bağışlayan, teberru eden. Bağışta bulunan. |
| MÜTEBERRİD: | Soğuyan. |
| MÜTEBERRİK(E): | (Bereket. den) Mübarek sayılan, teberrük eden, uğurlu. |
| MÜTEBERRİKEN: | Mübarek sayarak, uğur bilerek. |
| MÜTEBERRİR: | Teberrür eden, Allah'a derinden ve içten itaat eden. |
| MÜTEBERRİZ: | Beliren, meydana çıkan, teberrüz eden. |
| NAMEBER: | f. Mektup götüren, nameâver. |
| NAMİYEBER: | f. Hayat verici. |
| NEBERD: | f. Muhârebe, savaş, harb, ceng. |
| NEBERD-AZMÂ: | f. Çok muhârebelerde bulunmuş tecrübeli kimse. |
| NEBERDE: | f. Savaşçı, muhârib. |
| NEBERDGÂH: | f. Savaş yeri, muharebe sahası. |
| NEBERD-PİŞE: | f. Harb etmeyi sanat edinmiş kimse. Savaşçı. |
| PERDEBERDAR: | f. Perde kaldırıcı. Perde açıcı. |
| PERDEBER-ENDAZ: | f. Perdeyi kaldırıp atan. * Utanmayı bırakan, sıkılmayan, utanmayan, hayâsız. |
| TEBER: | f. Balta. |
| TEBERKU': | Yüzünü örtme, peçeleme. Yaşmaklanma. |
| TEBERNÜS: | Bürnüs giymek. |
| TEBERRA: | Uzak durma. Sevmeyip yüz çevirme. |
| TEBERRİ: | Alâkasız olma. Sevmeyip yüz çevirme. * Temiz olma. |
| TEBERRU': | Bağış. Bir malın karşılıksız olarak verilmesi. Mecburiyet olmadığı hâlde birisine bir malı vermek. Hayırlı işlerde yardım ve ihsanda bulunmak. |
| TEBERRUAN: | Teberru ederek, teberru suretiyle, bağışlayarak. |
| TEBERRUÂT: | (Teberru'. C.) Teberrular, bağışlar, bağışlamalar. |
| TEBERRUZ: | İktifa etmek, yetinmek. |
| TEBERRÜ': | Pâk ve temiz, halis ve helâl olmak. |
| TEBERRÜC: | Açık saçık olmak. * Kadının süslenip yabancılar içinde gezmesi. (Câhiliyet devrinde olduğu gibi) |
| TEBERRÜD: | Soğuma, serinleme, soğuk hâle gelme. * Soğuk suya girme. |
| TEBERRÜK: | Bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek. Uğur ve bereket saymak. * Hayr-ı İlâhiye hissedâr olmak. |
| TEBERRÜKEN: | Uğurlu ve mübarek olarak. Bereket mevzuu ederek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EBERR : | Çok faziletli, şerefli. Çok sâdık ve dindar. Çok iyilik sever. * Şenlikten uzak, bedevi. |
| EBECC : | Patlak gözlü adam. |
| EB : | (Ebâ, Ebu, Ebi) Baba, peder. Ced. |