Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EBH: Unutulan şeyi hatırlatmak.
EBHAK: Bir gözlü.
EBHAL: (Buhl. den) En hasis, çok cimri, daha tamahkâr.
Büyük gözlü.
EBHÂR: (Bahr. C.) Bahirler, deryalar, denizler.
EBHÂR-I VÂSİA: Geniş denizler.
EBHAR: Nefesi ve ağzı fena kokan adam.
EBHAS: Gözlerinin üstünde veya altında bir miktar yumruca et parçası olan kişi.
EBHEKAN: Kuzu kulağı adı verilen ot.
EBHEL: Ardıç ağacının yemişi.
Ardıç ağacının bir nevi
EBHEM: Söz söylemeye muktedir olmayan. Konuşmaya iktidarı bulunmayan adam.
EBHER: En bâhir, en âşikâr. En parlak, daha çok zâhir.
Temiz kanı yürekten bedene dağıtan büyük bir damar.
EBHİRE: (Buhâr. C.) Dumanlar, buğular.
EBHUR: (Ebhar) (Bahr. C.) Denizler, bahrlar.
EBHUR: (Bahur. C.) Buharlar. Buğular.
İçerisinde 'EBH' geçenler
CEBHA': Büyük alınlı kadın.
CEBHANE: f. Barut, kurşun, gülle, top, tüfek ve benzerleri gibi levazımat-ı harbiye ve bunların bulunduğu yer.
CEBHE: Yüz, ön taraf. Harp sahası. Muharebe edilen yer. * Alın. * Bir binanın veya o cinsten bir şeyin ön tarafı. * Gökteki ayın menzillerinden birisinin ismi olup arslan suretinin cephesidir, dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir. * Bir kavmin ve cemaatin seyyidi.
CEBHE-SÂ: Yüz süren.
DEBH: Belini büküp eğildiğinde, başını öne doğru fazlaca eğmek.
EBHAK: Bir gözlü.
EBHAL: (Buhl. den) En hasis, çok cimri, daha tamahkâr. * Büyük gözlü.
EBHÂR: (Bahr. C.) Bahirler, deryalar, denizler.
EBHÂR-I VÂSİA: Geniş denizler.
EBHAR: Nefesi ve ağzı fena kokan adam.
EBHAS: Gözlerinin üstünde veya altında bir miktar yumruca et parçası olan kişi.
EBHEKAN: Kuzu kulağı adı verilen ot.
EBHEL: Ardıç ağacının yemişi. * Ardıç ağacının bir nevi
EBHEM: Söz söylemeye muktedir olmayan. Konuşmaya iktidarı bulunmayan adam.
EBHER: En bâhir, en âşikâr. En parlak, daha çok zâhir. * Temiz kanı yürekten bedene dağıtan büyük bir damar.
EBHİRE: (Buhâr. C.) Dumanlar, buğular.
EBHUR: (Ebhar) (Bahr. C.) Denizler, bahrlar.
EBHUR: (Bahur. C.) Buharlar. Buğular.
HEBH: Sallanmak.
HEBHAB: Serap.
HEBHEBE: Dâvet.
HEBHEBÎ: Çoban. * Hizmete koşan yiğit.
LEBH: Bir büyük ağacın adı. (Bir kimse kabuğunu yarsa filhâl o kişiye uyuşukluk gelir; o ağaçtan tahtalar biçip gemi yaparlar. Rivâyet olunur ki, iki tahtasını birbirine bitiştirip bir yıl su içinde dursa ikisi bir olup yekpâre olur, Mısır'da yetişir. Ahter-i Kebir'den)
MEBHAS: Kısım. Bahis. Fasıl. Bir mes'eleye âid söz. * Arama, araştırma yeri. * Bir şeyin arandığı yer.
MEBHUR: Nefes darlığına mübtelâ olan, hırhır soluyan.
MEBHUS: Bahsolunan. Bahsolunmuş. Evvelce bahsi geçmiş.
MEBHUS-ÜN ANH: Sözü geçmiş şey. Bahsolunan şey.
MEBHUT: Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.
MÜSTEBHİR: (Bahr. den) Deniz gibi geniş olan (kimse).
NEBH: (C: Nevâbih) Kabarcık. * Toprak.
NEBH: Köpeğin ürüyüp uluması.
NEBH: Bir şeyi tenbih etmek, unuttuğunu hatırlatmak. * Ansızın bulunan. Yitik. * Ansızın yitirmek. * Uykudan uyanmak. * Şerefli olmak. * Meşhur olmak, ün salmak.
NEBHA: Yüksek, beyaz yer.
SEBH: Genişlik. * Hafiflik.
SEBH: Atın seğirtmesi. * Sür'atle gitmek. * Maaşında tasarruf etmek. * Suda yüzme.
SEBHA: Ot yetişmeyen yer. * Şap taşının çıktığı yer. * Tuzla
SEBHALE: " Sübhânallah" demek.
ŞEBH: Çekmek. * Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.
ŞEBH: Süt sağarken çıkan ses.
ŞEBHAN: Uzun, tavil.
ŞEBHAN: f. Geceleyin öten bir cins bülbül.
ŞEBHİZ: (C.: Şebhizân) f. Geceleri uyanıp kalkarak iş gören.
ŞEBHUN: (Şeb-hun) f. Gece baskını.
ŞEBHAN: Uzun, tavil.
TEBHAL: (Tebhâle) Dudak kabartısı.
TEBHİC: (Behic. den) Güzelleştirme.
TEBHİH: Sıcaklığın az olması.
TEBHİL: (Bahal ve Buhl. den) Bir kimse için "pinti, hasis" deme.
TEBHİR: Buharlaştırma. Buhar hâline getirme. * Tütsüleme.
TEBHİT: Ağlatmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EBHAK : Bir gözlü.
EB : (Ebâ, Ebu, Ebi) Baba, peder. Ced.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...