Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EBR: | Ürkmek. Kaçmak. |
| EBR: | f. Bulut. |
| EBR-İ BAHAR: | Bahar bulutu. |
| EBR-İ BÂRÂN: | Yağmur bulutu. |
| EBR-İ İHSAN: | İhsan, lütuf bulutu. |
| EBRAC: | Burçlar, kaleler. |
| EBRAH: | Zor olmak, güç olmak. |
| EBRAK: | Fazlaca parıltılı. Taşlı, kumlu, balçıklı yer. Alaca renkli at. İki renkli lekeli bir şey. |
| EBRÂR: | (Berr. C.) Özü sözü doğru olanlar, hamiyetliler. Sâdıklar. İyiler. |
| EBRÂR-I ÜMMET: | Ümmetin iyileri. Hayırlıları. |
| EBRAS: | İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi. |
| EBREC: | Gözünün akı çok olan güzel gözlü kimse. |
| EBRED: | (Berd. den) Çok soğuk. |
| EBREHE: | Peygamberimizin (A.S.M.) doğumundan elli gün kadar evvel Kâbenin tahribine gelen Habeş Ordu Kumandanının ismi. (Bak: Ebabil)(Fillerle varıp Kâbeye, hem Ebrehe zâlim.İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim...İsterdi ki; o beyt yıkılıp şöhreti sönsün.Halk Kâbeyi terkederek, kiliseye dönsün.İsterdi ki; çeksin doğacak nura bir sed.Hem doğmadan ölsün diye "Mahbub-u Müebbed."Günlerce gidip Kâbeye hem yaklaşan orduBirdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu...Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden. Taş harbine başlar, pek acib hepsi birden.İndikçe havadan o muamma gibi taşlar Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar.Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ Olsun diye mahbuba nişan eyledi mevta. E.L.) |
| EBREK: | En bereketli. |
| EBRENCEN: | f. Bilezik. Kadınların kollarına taktıkları altından mâmul zinet eşyası. |
| EBRESİM: | İbrişim. |
| EBRESİMÎ: | İbrişimci. |
| EBREŞ: | Alaca benekli at. Kırmızı ve beyazdan meydana gelen alaca renk. |
| EBRİC: | Yayık adı verilen ve yoğurttan yağ çıkarılan nesne. |
| EBRKÂR: | f. Şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen adam. (Ebr'in "bulutun" yerinde durmayıp gezici olmasından kinâye olarak, bu mânayı aldığı sanılmaktadır.) |
| EBRU: | f. Kaş. Bir nevi dalgalı kumaş ve kâgıt ismi. |
| EBRUFERAH: | f. Güler yüzlü. |
| EBRUVÂN: | f. Kaşlar. |
| İçerisinde 'EBR' geçenler | |
| BEBR: | f. Kaplana benzer, ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır. |
| CEBR-İ MÂFAT: | Kaybedilen bir şeyin yerine başka bir şey bularak, onunla avunma. |
| CEBR-İ NOKSÂN: | Noksanı tamamlama, eksiği ikmâl etme. |
| CEBRAİL: | (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek (A.S.). |
| CEBRE: | Kemik sarmakta kullanılan ağaç. * Tahta parçaları. |
| CEBREN: | Zorla. Cebir ve kuvvet istimali ile. Kuvvet kullanarak. |
| CEBRÎ: | Zorla icra olunan, rızası olmadan zorla yaptırılan. * Cebriye fırkasından olan. |
| CEBRİYE: | Cüz'i irâdeyi inkâr edenlerin bâtıl mezhebi. |
| DEBR: | (C.: Dübur) Oğul kız topluluğu. * Bal arısı. |
| DEBRE: | (C.: Deberât-Dibâr-Edbür) Savaşırken askerin bozulması. * Bir evlek yer. * Vaktinden sonra gelmek. |
| DEBRETMEK: | t. (Tepretmek) Kımıldatmak, harekete getirmek, oynatmak. |
| EBR-İ BAHAR: | Bahar bulutu. |
| EBR-İ BÂRÂN: | Yağmur bulutu. |
| EBR-İ İHSAN: | İhsan, lütuf bulutu. |
| EBRAC: | Burçlar, kaleler. |
| EBRAH: | Zor olmak, güç olmak. |
| EBRAK: | Fazlaca parıltılı. * Taşlı, kumlu, balçıklı yer. * Alaca renkli at. * İki renkli lekeli bir şey. |
| EBRÂR: | (Berr. C.) Özü sözü doğru olanlar, hamiyetliler. Sâdıklar. İyiler. |
| EBRÂR-I ÜMMET: | Ümmetin iyileri. Hayırlıları. |
| EBRAS: | İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi. |
| EBREC: | Gözünün akı çok olan güzel gözlü kimse. |
| EBRED: | (Berd. den) Çok soğuk. |
| EBREHE: | Peygamberimizin (A.S.M.) doğumundan elli gün kadar evvel Kâbenin tahribine gelen Habeş Ordu Kumandanının ismi. (Bak: Ebabil)(Fillerle varıp Kâbeye, hem Ebrehe zâlim.İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim...İsterdi ki; o beyt yıkılıp şöhreti sönsün.Halk Kâbeyi terkederek, kiliseye dönsün.İsterdi ki; çeksin doğacak nura bir sed.Hem doğmadan ölsün diye "Mahbub-u Müebbed."Günlerce gidip Kâbeye hem yaklaşan orduBirdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu...Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden. Taş harbine başlar, pek acib hepsi birden.İndikçe havadan o muamma gibi taşlar Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar.Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ Olsun diye mahbuba nişan eyledi mevta. E.L.) |
| EBREK: | En bereketli. |
| EBRENCEN: | f. Bilezik. Kadınların kollarına taktıkları altından mâmul zinet eşyası. |
| EBRESİM: | İbrişim. |
| EBRESİMÎ: | İbrişimci. |
| EBREŞ: | Alaca benekli at. * Kırmızı ve beyazdan meydana gelen alaca renk. |
| EBRİC: | Yayık adı verilen ve yoğurttan yağ çıkarılan nesne. |
| EBRKÂR: | f. Şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen adam. (Ebr'in "bulutun" yerinde durmayıp gezici olmasından kinâye olarak, bu mânayı aldığı sanılmaktadır.) |
| EBRU: | f. Kaş. * Bir nevi dalgalı kumaş ve kâgıt ismi. |
| EBRUFERAH: | f. Güler yüzlü. |
| EBRUVÂN: | f. Kaşlar. |
| EHL-İ CEBR: | Cebriyye, cebriyye fırkasından olan. (Bak: Ceberiye) |
| FERAH-EBRU: | f. Sevimli, güler yüzlü. |
| ÇAR-EBRU: | Dört kaş. * Bıyığı yeni gelmiş delikanlı. |
| ÇİN-İ EBRU: | Kaş çatıklığı. |
| GEBR: | f. Ateşe tapan, mecusi. |
| GÜŞADE-EBRU: | f. Güler yüzlü. Mütebessim. şen. |
| GÜŞADE-EBRU: | f. Güler yüzlü. Mütebessim. Şen. |
| HEBR: | (C.: Hübur) Çukur yer. * Kesmek. * İki dağ arasında olan düz yer. * Etli, semiz olmak. |
| HEBRA: | Şişman kadın. |
| HEBRAKÎ: | Demirci. * Yabani öküz. |
| HEBRE: | (C.: Heberât) Et parçası. |
| HEBREME: | Obur. Yemeğe düşkün. * Geveze. |
| HİCAB-I EBR: | Bulut perdesi. |
| HİLÂL-EBRU: | f. Kaşı ay gibi olan. Hilâl kaşlı. Yeni ay gibi kaşı olan. |
| HİZEBR: | (Bak: Hizber) |
| HİZEBRAN: | (Hizebr. C.) f. Aslanlar. |
| İFADE-İ CEBRİYYE: | Zoraki ifade. * Mat: Cebir işaretleri ile maksadını anlatma. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EBR-İ BAHAR : | Bahar bulutu. |
| EB : | (Ebâ, Ebu, Ebi) Baba, peder. Ced. |