Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ECİL: | İşini geriye bırakan, geciktiren. Geciktirilen, geriye bırakılan şey. Bir yerde birikip toplanmış su. |
| ECİLLE: | (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler. |
| İçerisinde 'ECİL' geçenler | |
| BECİL: | Büyük, itibarlı, muhterem, hatırı sayılan kimse. * Şişman. |
| ECİLLE: | (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler. |
| HECİL: | İki dağ arasındaki çukurca kısım. Vâdi. |
| İSBATİYECİLİK: | (Fr: Pozitivizm) Fls: Bu felsefe nazariyesine göre, isbat yolu ile yakîn, şüphesiz bilginin elde edilebilmesi, tecrübelerle müşahadelerle ve vakıalara istinaden mümkün olacağı iddia edilir. İsbat şeklini ve sahasını daraltıp sadece maddiyata münhasır kılan bu anlayış yalnız maddiyata ait mes'eleler için doğrudur.(Bir şeyden uzak olan bir kimse yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun, o şeyin ahvali hakkında ihtilâfları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh Avrupa feylesofları maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı imân, İslâm ve Kur'ân'ın hakaikından pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü yakından hakaik-ı İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir. Ben böyle gördüm, nefs-ül emir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden feylesoflar Hakk'ın esrarını Kur'ân nurlarını da keşfedebilir diyemezsin. Zira, onun aklı gözündedir. Göz, kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünkü kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. M.N.) (Bak: Rasyonalizm) |
| MÜNSECİL: | (Sicil. den) Mahkeme defterine yazılmış, sicile geçmiş. |
| MÜRTECİL: | Hemen, düşünmeden şiir söyliyen veya karşılık veren. Hazırcevap. |
| MÜRTECİLÂNE: | f. Düşünmeden hemen şiir veya söz söyliyene yakışır surette. |
| MÜRTECİLEN: | Hemen şiir veya söz söyleyerek. Düşünmeden cevap vererek. Hazırcevaplıkla. |
| NECİL: | (Necile) Soyu temiz. Soylu. * Ağaç yaprağından bir cins. |
| RECİL: | Çok yürüyen. |
| SECİL: | Uzun, tavil. |
| SECİLE: | Büyük kova. * Dökülmüş su. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ECİLLE : | (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler. |
| ECİC : | Ateş parlaması. |
| ECAHİL : | (Echel. C.) En cahil, daha bilgisiz olanlar. |