Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ECL: İllet, sebeb, cihet. İçin, dolayı... den. Arabçada "Li" ilâve ederek kullanılır. Meselâ: Li-eclillâh $ : Allah için, Allah rızası için.
ECLA: Pek âşikâr, pek belli. Pek parlak, ziyade güzel.
Başında kıl bitmeyen kel.
ECLA': Dudakları kısa olup dişlerini tamamen örtmeyen.
ECLAD: (Cild. C.) Hayvan derileri.
ECLAH: Devenin veya üstü düz olan arabaların üzerlerine yapılan ufak kulübe.
Başı kel olan adam.
ECLEC: Yumru ve geniş alınlı.
ECLEF: (Cilf. den) Çok edepsiz, pek hayasız.
ECLEL: Ulu ve büyük kimse.
Azam.
ECLİYET: Cihetiyet, sebebiyet. Sebeb oluş.
İçerisinde 'ECL' geçenler
AKD-İ MECLİS: Konuşmak için toplanma, meclis kurma.
DECL: Örtmek. * Devenin katranlanması. * Karıştırmak, yalan söylemek. Hakkı bâtıl; bâtılı hak diye göstermek. Anarşi çıkarmak. * Bâtılı hak gösteren. * Mübâlâgalı fâili; Deccaldır.
ECLA: Pek âşikâr, pek belli. Pek parlak, ziyade güzel. * Başında kıl bitmeyen kel.
ECLA': Dudakları kısa olup dişlerini tamamen örtmeyen.
ECLAD: (Cild. C.) Hayvan derileri.
ECLAH: Devenin veya üstü düz olan arabaların üzerlerine yapılan ufak kulübe. * Başı kel olan adam.
ECLEC: Yumru ve geniş alınlı.
ECLEF: (Cilf. den) Çok edepsiz, pek hayasız.
ECLEL: Ulu ve büyük kimse. * Azam.
ECLİYET: Cihetiyet, sebebiyet. Sebeb oluş.
HAZIR Bİ-L-MECLİS: Mecliste hazır olan adam.
HECL: İki dağ arasındaki çukur ve düz yer. * Atmak.
HUZZÂR-I MECLİS: Mecliste hazır bulunanlar.
LECLAC: Sözü tutuk söyliyen. * Satranç oyununun icatçısı. * Bir harfi iki kere söyliyen.
LECLEC: Tereddüt olunan.
LECLECE: (Sözde) karasızlık, tereddüt. * Lokmayı ağızda döndürmek ve çiğnemek.
Lİ-ECLİ: ...için, meram ve maksadı ile.
Lİ-ECLİLLAH: Allah için, Allah rızası için. Allah rızası dairesinde.
Lİ-ECL-İT-TAHSİL: Okumak için, tahsil yapmak için.
Lİ-ECL-İL-MASLAHA: İş icabı, maslahat için.
MECL: Elin kabarması. * Balta gibi bir nesne tutmaktan veya çalışmaktan dolayı elin kabarıp nasırlanması.
MECLA: (C.: Mecâli) Ayna, mir'at. * Çıkma ve görünme yeri. * Başın tepesinde kıl bitmeyen yer.
MECLEB: Beyaz çiçekli bir otun adı. (Adam boyu uzar ve yaprağı zerdaliye benzer.)
MECLİS: Oturulacak, toplanılacak yer. * Görüşülecek bir mes'ele için bir araya gelmiş insan topluluğu. * Devlet işlerini görüşmek üzere Millet Vekillerinin toplandıkları büyük bina.
MECLİS-İ A'YÂN: Osmanlı İmparatorluğu zamanında hükümet tarafından seçilmiş olan meclis. (Bunun karşılığı, zamanımızda, senato meclisidir.)
MECLİS-İ MEBUSAN: Halk tarafından seçilen meb'usların meclisi. Millet Meclisi.
MECLİS-İ ÜLFET: Konuşma meclisi.
MECLİS-İ VÜKELÂ: Kabine toplantısı. Bakanlar kurulu toplantısı.
MECLİS-ARA: f. Meclisi süsleyen.
MECLİS-EFRUZ: f. Meclisi parlatan. Meclisi aydınlatan.
MECLİS-FÜRUZ: f. Meclisi parlatan. Meclisi aydınlatan.
MECLİSÎ: Meclisle alâkalı. Meclise ait.
MECLİSİYAN: Meclis ehli. Mecliste bulunan âzâlar.
MECLUB: Celbolunmuş. Çekilmiş. Kapılmış. * Tarafdarlığı kazanılmış kimse. * Aşık. Tutkun.
MECLUBİYET: Tutkunluk, meclubluk.
MECLÜVV: Parlak, cilâlı. Mücellâ.
MÜSTECLİB: (Celb. den) Kendine doğru çeken. İsticlâb eden.
MÜTELECLİC: Dilini çiğneyerek basık basık konuşan.
MECLİS-ÂRÂ: Meclisi süsleyen.
NAKILMECLİS: Söz taşıyan. Dedikoduculuk yapan. Gammaz.
NECL: (C: Encâl) Oğul, evlât, çocuk. * Kuşak, nesil, sülâle. * Atmak. * Ayak ucuyla vurmak. * İstihrac etmek, meydana çıkarmak. * Yerden çıkan su.
NECL-İ NECİB: Soyu temiz çocuk.
RECLA': Katı, sağlam, sert. * Bir ayağı beyaz olan dişi koyun. (Müz: Ercel)
RECLAN: (C.: Raclâ-Rıccâl) Yayan kimse.
SECL: (Sicâl) İçi su dolu kova.
SECLA': Emziği uzun dişi deve.
SECLA': Karnı büyük kadın. (Müz: Escel) * Her büyük cisim.
TECLİC: Çok gayret ve ikdâm etmek.
TECLİD: Ciltleme. * (Celd. den) Hayvanın derisini yüzme.
TECLİL: (Cüll. den) Hayvana çul örtme, hayvanı çulla örtme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ECLA : Pek âşikâr, pek belli. Pek parlak, ziyade güzel. * Başında kıl bitmeyen kel.
ECAHİL : (Echel. C.) En cahil, daha bilgisiz olanlar.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...