Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ECR: | (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey. Ahirete aid mükâfat, hayır ceza. Ücret, mukabil, karşılık. Sevab. Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması. |
| ECR-İ MÜSEMMÂ: | Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. |
| ECRA': | (C.: Ecâri) Bir şey yetişmeyen kumlu yer. |
| ECRAM: | (Cirm. C.) Ruhsuz büyük varlıklar. Cirmler. Yıldızlar. |
| ECRAM-I SEMAVİYE: | Gök cisimleri, yıldızlar. |
| ECRAM-I ULVİYE: | Ulvi yıldızlar. Büyük cirimler. |
| ECRAS: | (Ceres. C.) Büyük çıngıraklar, çanlar. |
| ECREB: | Uyuz hayvan veya insan. |
| ECRED: | Tüysüz adam, köse. Genç. Çorak, otsuz yer. Bir şey yetişmeyen arazi. Tüyü yumuşak ve kısa olan at. |
| ECRİBE: | (Cirâb. C.) Dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış olan çantalar. |
| İçerisinde 'ECR' geçenler | |
| AMUD-ÜL FECR: | Sabah yeri ağarıp uzama. |
| ATEŞ-İ HECR: | Firak ateşi, ayrılık acısı. |
| BECRA': | Yüksek yer, yüksek tepe. * Göbeği çıkmış kadın. |
| BECREC: | Sığır buzağısı. |
| BECREM: | (C.: Becârim) Belâ ve zahmet, dâhiye. |
| DECRAN: | Neşeli, sevinçli, bahtiyar kimse. |
| ECR-İ MÜSEMMÂ: | Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. |
| ECRA': | (C.: Ecâri) Bir şey yetişmeyen kumlu yer. |
| ECRAM: | (Cirm. C.) Ruhsuz büyük varlıklar. Cirmler. Yıldızlar. |
| ECRAM-I SEMAVİYE: | Gök cisimleri, yıldızlar. |
| ECRAM-I ULVİYE: | Ulvi yıldızlar. Büyük cirimler. |
| ECRAS: | (Ceres. C.) Büyük çıngıraklar, çanlar. |
| ECREB: | Uyuz hayvan veya insan. |
| ECRED: | Tüysüz adam, köse. Genç. * Çorak, otsuz yer. Bir şey yetişmeyen arazi. * Tüyü yumuşak ve kısa olan at. |
| ECRİBE: | (Cirâb. C.) Dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış olan çantalar. |
| FECR: | Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık. * Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak. * Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek. * Tekzib eylemek. * İsyan ve muhalefet eylemek. * Haktan sapmak. Meyletmek. * Söğmek. * Bühtan eylemek. * Su akıp gitmek. * Karışmak. (L.R.) |
| FECR-İ ÂTÎ: | Gelecekteki fecr. 1908 meşrutiyet inkılâbından sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafından toplanan bir kısım gençlerin kurmak istedikleri ekolün (cemiyetin) adıdır. |
| FECR-İ KÂZİB: | (Bak: Fecr-i sâdık) |
| FECR-İ SÂDIK: | Sabaha karşı şark ufkunda yayılmaya başlayan beyaz bir aydınlık. Bunun mukabili birinci fecirdir ki, bir aydınlıktan sonra tekrar aydınlık gider. Bu birinci aydınlığa fecr-i kâzib denir. Sabah namazının vakti, fecr-i sâdıkta başlar. |
| FECR SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 89. suresi. |
| HECR: | Ayrılık, firak. * Tıb: Sayıklamak. Hezeyan. (Bak: Hicr) * Çok sıcak günlerde öğle vakti. |
| HECR-İ CEMİL: | Kalben ve fikren onlardan uzak durup fiillerinde onlara uymamakla beraber, kötülüklerine karşılık vermeğe kalkışmayıp müsamaha, idare ve güzel ahlâk ile hüsn-i muhalefet etmek. (E.T.) |
| HIZECR: | (C.: Hazâcir) Karnı büyük kişi. |
| HİKMET-İ TECRÜBİYE: | Tecrübeye dayanan hikmet ve ilim. |
| HÜKM-İ TECRÜBÎ: | Tecrübe ile elde edilen hüküm. * Tecrübe neticesi hâsıl olan karar. |
| KALB-İ MECRUH: | Yaralı kalb. |
| KECREFTAR: | f. Ters yürüyen. Gidişi eğri.KECREV : f. Eğri giden. * Tuttuğu yol sakat ve yanlış olan. |
| KECRE'Y: | f. Reyi, sakat, düşüncesi ters olan. |
| MECR: | Bir nesneyi devenin karnındaki yavrusuna bey'etmek. Devenin karınındaki yavrusunu bir malla değiştirmek. * Çokluk asker. * Akıl. |
| MECRA: | Suyun aktığı yol. Su yolu. Kanal. * Cereyan eden yer. * Bir haberin yayılma yolu. * Bir şeyin dolaştığı yer. |
| MECRUH: | Yaralı. Yaralanmış. * Huk: İnandırıcı sözlerle çürütülmüş fikir, davâ. |
| MECRUHÎN: | (Mecruh. C.) Yaralılar. Yaralanmış olanlar. |
| MECRUR: | Sürüklenmiş. * Gr: Başında harf-i cer bulunan kelime. İzafet halinde son kelime. Cerr'li okunan kelime. (i, ı diye okunan kelime, yani esreli) |
| NECR: | Ağaç yonmak. * Şiddetli sevk. * Asıl. * Renk. * Halâs, kurtuluş. |
| NECRAN: | Susuz. * Kapı ökçesi. ("süve" denir). * Yemen diyarında bir yerin adı. |
| RECRACE: | Asker kalabalığı. * Ses çokluğu. |
| RECRECE: | Sarsılma, titreme, sallanma. |
| SALÂT-I FECR: | Sabah namazı. |
| SALÂT-ÜL FECR: | Sabah namazı. |
| SECR: | Kızdırmak. * Doldurmak. * İnleyerek çağırmak. |
| ŞECR: | İki çenenin arası. * Harcamak, sarfetmek. * Tarh etmek, kovmak. |
| ŞECRA': | Meşelik. |
| ŞECRA': | Meşelik. |
| TECR: | Bezirgânlık etmek, ticaret yapmak. |
| TECRÎ: | (Cereyan. dan) Cereyan ediyor, akıyor, gidiyor. |
| TECRİ': | (Cer. den) Yudum yudum içirme. |
| TECRİB: | Tecrübe etme, deneme. |
| TECRİBE: | (Bak: Tecrübe) |
| TECRİD: | Açıkta bırakmak. * Yalnız başına bırakmak. Tek başına hapsetmek. * Dünya alâkalarını kalpten çıkarıp Allah'a (C.C.) yönelmek. * Edb: Bir şairin kendini mücerred bir şahıs, yâni ayrı bir adam farzederek ona hitabetmesi. * Soyma, soyulma. |
| TECRİDEN: | Tecrid ederek. Tek olarak. * Mücerred (soyut) olarak. Tekliyerek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ECR-İ MÜSEMMÂ : | Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. |
| ECAHİL : | (Echel. C.) En cahil, daha bilgisiz olanlar. |