| Kelime | Anlam |
|---|
| EDB: | Ziyafet verip, halka yemek yedirmek. |
| EDBAR: | (Dübür ve Dübr. C.) Ard ve arka taraflar. Herhangi bir şeyin sonları ve akibetleri. |
| EDBAR-ÜN NÜCUM: | Fecirden evvel kılınan iki rek'at nafile namaz. |
| EDBAR-ÜS SÜCUD: | Akşam namazından sonra kılınan iki rek'at nafile namaz. |
| EDBES: | Rengi ne kızıl, ne siyah olan hayvan. |
| İçerisinde 'EDB' geçenler |
|---|
| BEDBAHT: | f. Bahtsız, talihsiz, bahtı kara. |
| BEDBİN: | f. Kötü görüşlü. Ümidsiz. Her şeyin fena cihetini görmek isteyen. Bed ve fena görüp, beğenmez, istihsan etmez olan. $ sırriyle $ kaidesinin sırriyle $ gayet kısacık bir meâli: "Sözleri dinleyip en güzeline tâbi olup fenasına bakmayanlar, hidâyet-i İlâhiyeye mazhar akıl sahibi onlardır" meâlinde. Bizler için şimdi herşey'in iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki mânasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici hâller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin. Sekizinci Söz'de, bir bahçeye iki adam, biri çıkar biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar, safa ile istirahat eder. Diğer bedbaht, temizlemek elinden gelmediği hâlde çirkin, pis şeylere hasr-ı nazar eder, midesini bulandırır. İstirahata bedel sıkıntı çeker, çıkar gider. Şimdi hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin safhaları hususan Yusufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferahlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şekva ve merak yerinde şükreder, sevinir. ş.) |
| BEDBİNÂNE: | f. Kötümser şekilde. Ümitsizce, bedbincesine. |
| BEDBİNÎ: | f. Bedbinlik, kötümserlik, ümitsizlik, fenâ görürlük. |
| CEDB: | Kısırlık. * Kusur. |
| EDBAR: | (Dübür ve Dübr. C.) Ard ve arka taraflar. Herhangi bir şeyin sonları ve akibetleri. |
| EDBAR-ÜN NÜCUM: | Fecirden evvel kılınan iki rek'at nafile namaz. |
| EDBAR-ÜS SÜCUD: | Akşam namazından sonra kılınan iki rek'at nafile namaz. |
| EDBES: | Rengi ne kızıl, ne siyah olan hayvan. |
| HEDB: | Meyve toplamak. * Davar sağmak. |
| HEDBE: | Ufak tesbih böceği. |
| HÜSN-Ü TEDBİR: | İyi düşünülerek tutulan yol. Tefekkür ile tasmim etmek, ihtiyar olunacak meslek ve harekete karar vermek. * Bir kimseden bir haberi nakil ve rivâyet eylemek. * Bir şeye iyi muvaffak olmak için o işe muvafık ve hesaplı hareket etmek. |
| KEDB: | Tâze kan. |
| MEDBEE (MEDBE): | Kabaklık, kabağı çok olan yer. * Kul, abd. |
| MEDBUG: | Dibâgat olunmuş, tabaklanmış. |
| MEDBUR: | Zengin. Malı mülkü ve serveti çok olan. * Yaralı, mecruh. |
| MÜSTEDBİR: | (Dübr. den) Yüz çeviren, arkasını döndüren. İstidbâr eden. |
| NEDB: | Dua etmek. |
| NEDBE: | (Bak: Nedebe) |
| SU-İ TEDBİR: | Yanlış tedbir. Kötü yol. Tam düşünüşle, akıllıca hareket etmeyiş. |
| TEDBİB: | Yumuşak etmek. * Sür'atle gitmek, hızla gitmek. |
| TEDBİC: | Rükuda başı çok eğme. |
| TEDBİH: | Muti etmek, itaat ettirmek, boyun eğdirmek. |
| TEDBİH: | Rükuda başını çok aşağı eğmek. |
| TEDBİR: | Bir şeyi te'min edecek veya def' edecek yol. * Cenab-ı Hakk'ın Hakîm ismine uygun hareket, riayet. * Bir şeyde muvaffakiyet için lâzım gelen hazırlık. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EDBAR : | (Dübür ve Dübr. C.) Ard ve arka taraflar. Herhangi bir şeyin sonları ve akibetleri. |
| EDÂ' : | Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak. * Tarz. Üslub. * Şive. * Tekebbür. * Fık: Namazı vaktinde kılmağa "Eda" ve vakit geçtikten sonra kılınan namaza da "Kaza" denir. (Bak: Kaza) |