Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EDD: | (C.: Üdüd) Kuvvet. Yetişmek. Ric'at etmek. |
| EDDAİ: | "Mâlum bir duâcı. Duâcınız. Hayrınızı isteyen" meâlinde imza yerine yazılan bir tâbir. |
| İçerisinde 'EDD' geçenler | |
| BEDDA': | Gövdeli, şişman kadın. |
| BEDDAL: | Bakkal. |
| BEDDE: | Derman, takat, güç, kuvvet. |
| CEDD: | Babanın babası veya ananın babası. * Büyüklük, azimlik. * Kat'edip geçmek. * Tâli'li olmak. * Kesmek. |
| CEDD-İ EMCED: | En büyük cedd. En yaşlı, en büyük baba. |
| CEDDA': | Küçük memeli kadın. * Susuz çöl. |
| CEDDAT: | (Cedde. C.) Nineler. Büyük anneler, anneanneler, babaanneler. |
| CEDDE: | (C.: Ceddât) Büyük vâlide. Annâne, nine. * Yeni olmak. |
| CEDDE-İ FÂSİDE: | Ananın anası, anneanne. |
| CEDDE-İ SAHİHA: | Babanın anası, babaanne. |
| CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH: | (Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defalar mağlub etmiştir. Kendisine pederinden şehzadelikten başka bir şey kalmadığı halde Harzem'de, Hind'de, Irak'ta, Azerbeycan'da dört devletin meydana gelmesine muvaffak oldu. Küçük küçük kuvvetlerle üç milyon askere sâhib Tatar devletine karşı yirmiden ziyade zafer kazandı. Moğol taarruzlarından birisinde bir dağa çekildiği sırada bir çapulcu taifesi tarafından sırtından hançerlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)(Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken vüzerâsı ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam, muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. M.N.) |
| CELALEDDİN-İ SÜYÛTÎ: | (Hi: 849 - 911) Abdurrahman bin Ebu Bekir Muhammed adı ile de anılır. Hadis imamı ve müctehid bir zattır. Mısırlıdır. Süyût şehrinde doğdu. Mısır'da vefat etti. Zamanının büyük İslâm allâmelerindendir. Asıl adı: Ebû Bekir oğlu Abdurrahman'dır. Tefsir, fıkıh, hadis ilmine dair eserleri vardır. Celaleddin Muhammed bin Ahmed Mısrî'nin, İsrâ Sûresine kadar yaptığı (Hi: 864'de vefat edince yarıda bıraktığı) tefsiri tamamlamıştır ve Celaleyn Tefsiri denmiştir. |
| EBEDD: | Gövdeli, iri cüsseli kimse. İki uyluğunun arası geniş ve etli olan kimse. |
| EBEN AN-CEDD: | Babadan, dededen. |
| EDDAİ: | "Mâlum bir duâcı. Duâcınız. Hayrınızı isteyen" meâlinde imza yerine yazılan bir tâbir. |
| ELEDD: | Sert çarpışan kimse. Metin. * Hakkı kabul etmeyen, inatçı adam. |
| EMEDD: | (Medd. den) Daha uzun, pek uzun, daha tavil. |
| EMEDD-İ A'MÂR: | Ömürlerin en uzun olanı. |
| ESBAB-I MÜŞEDDİDE: | Kuvvetlendiren, artıran sebepler. Cezâ hukukunda; cezâyı ağırlaştıran kanuni veya takdiri sebepler. (Esbâb-ı muhaffifenin zıddıdır.) |
| ESEDD: | Sağlam, kavi, muhkem. |
| EŞEDD: | Daha şiddetli. Çok fazla şiddetli. Pek fazla şiddetli. |
| EŞEDD-İ İHTİYÂÇ: | En şiddetli ihtiyaç. |
| EŞEDD-İ MÜCÂZÂT: | En şiddetli ceza. |
| EŞEDD-İ ZULÜM: | Zulmün en şiddetlisi. |
| EŞEDD: | Daha şiddetli. Çok fazla şiddetli. Pek fazla şiddetli. |
| EŞEDD-İ İHTİYÂÇ: | En şiddetli ihtiyaç. |
| EŞEDD-İ MÜCÂZÂT: | En şiddetli ceza. |
| EŞEDD-İ ZULÜM: | Zulmün en şiddetlisi. |
| FAHREDDİN-İ RAZÎ: | (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır. |
| FEDDAD: | şiddetli ses. Ekinci. * Çoban. |
| FEDDAN: | (C: Fedâdin) Bir çift öküz. * Bir günde bir çift öküzle sürülebilen arazi. * Daha çok mısırda yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. |
| HARF-İ MEDD: | Kendinden evvel gelen harflerin uzun sesli okunmasına vesile olan "elif, vav, yâ" harfleri. |
| HASM-I ELEDD: | İnatçı düşman, muannid hasım. |
| HAZİNE-İ TECEDDÜD: | Yenilik hazinesi. Çok yeniliklere sebeb olan. |
| HEDD: | Binayı gürültüyle yıkıp göçürmek. Çok ihtiyarlayıp düşkün hâle gelmek. * Zayıf ve korkak. |
| HEDDAM: | Çok keskin kılıç. |
| HEDDE: | Duvarın yıkılmasından çıkan gürültü. |
| HÜSAMEDDİN: | Dinin keskin kılıcı. |
| KEDD: | Emek. İş. Çalışma, uğraşma, çabalama. |
| KEDD-İ YEMİN: | El emeği. |
| KEDDERE: | Bulandırdı (meâlinde fiil). |
| LEDD: | Düşmana galip olmak. * Husumet etmek, düşmanlık yapmak. |
| LEDDAM: | Eski elbiseleri yamalıyan. |
| MÂ-İ MÜKEDDER: | Bulanık su. |
| MEDD-İ BİSAT: | Kilim yayma, halı serme. |
| MEDD-İ NAZAR: | Uzağa bakma. Gözün görebildiği kadar göz alımı. |
| MEDD-İ YED: | El uzatma. |
| MEDD İŞARETİ: | Harekenin uzun okunacağını gösteren işaretin adı. * Hemze ile elifin birleşmesi. |
| MEDDAH: | (Mübalâga ile) Çok çok medheden, sena eden. * Edb: Taklidli hikâyelerle halkı eğlendiren hikâyeci. |
| MEDD Ü CEZİR: | Coğ: Deniz sularının kabarması ve tekrar geriye çekilmesi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EDDAİ : | "Mâlum bir duâcı. Duâcınız. Hayrınızı isteyen" meâlinde imza yerine yazılan bir tâbir. |
| EDÂ' : | Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak. * Tarz. Üslub. * Şive. * Tekebbür. * Fık: Namazı vaktinde kılmağa "Eda" ve vakit geçtikten sonra kılınan namaza da "Kaza" denir. (Bak: Kaza) |