| Kelime | Anlam |
|---|
| EFEKK: | Zayıflıktan dolayı omuzu mafsaldan ayrılmış olan kimse. |
| İçerisinde 'EFEKK' geçenler |
|---|
| MİRSAD-I TEFEKKÜR: | Tefekküre sebep olan. |
| MÜTEFEKKİK: | (Fekk. den) Dalgın adam. Alık kimse. |
| MÜTEFEKKİR: | Düşünen, derin mes'eleleri düşünen. Tefekkür ve teemmül edici olan. * Kuvve-i bâtınayı sarfeden. Âlim. Çok bilgili. (Bak: Tefekkür) |
| MÜTEFEKKİRÂNE: | f. Derin ve dikkatli düşünerek, mütefekkire yakışır surette. |
| MÜTEFEKKİRÎN: | Mütefekkirler. |
| TEFEKKU': | Yarılmak. |
| TEFEKKUH: | Fıkıh ilmini tahsil etmek. (Bak: Fıkıh) |
| TEFEKKÜH: | Yemiş toplayıp vermek. Meyvedar olmak. Meyvelenmek. * Pişman olmak. * Pek hoşlanıp hayrette kalmak. |
| TEFEKKÜK: | Zincir halkası gibi birbirinden ayrılma. |
| TEFEKKÜN: | Pişman olmak. * Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak. |
| TEFEKKÜR: | Fikretmek. Düşünmek. Fikri harekete getirmek.(Tefekkür, gafleti izale eder. Dikkat, teemmül; evham zulümâtını dağıtıyor. Lâkin nefsinde, bâtınında, hususi ahvâlinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilât ile tetkikat yap. Fakat afâkî, haricî, umumî ahvalâta teemmül ettiğin vakit sathî, icmalî düşün, tafsilâta geçme. Çünkü icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik, tafsilâtında yoktur. Hem de âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor; sahili yoktur. İçine dalma boğulursun. Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde kesret fikrini dağıtır. Evham seni havalandırır. Enaniyetin kalınlaşır. Gafletin kuvvet bulur, tabiata kalbeder. İşte dalâlete îsal eden kesret yolu budur. M.N.)"Bir saat tefekkür, bir sene nâfile ibadetten hayırlıdır" (Hadis-i şerif meâli) (Bak: Ülfet) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EFEK : | Sarfetmek, harcamak. |
| EF'A : | Engerek yılanı. * Mc: Fena huylu, tabiatı kötü olan adam. |